YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/9371
KARAR NO : 2007/10659
KARAR TARİHİ : 25.09.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi(Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 27.01.2006 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 14.02.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, davalılardan … ile yüklenici … arasında noterde 27.12.1982 tarihinde düzenlenen arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi uyarınca yükleniciye ait olan H Blok 11 numaralı daireyi yükleniciden satın aldığını bedelini ödediğini, uzun yıllardır kullanımında olduğunun davalılarca da bilindiğini belirterek tapu kaydının iptali ile adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalılardan Rıza ve … davacının dayandığı sözleşmenin tarafı olmadıklarını, tapu malikinin … olduğunu ve sözleşmeden kaynaklanan istemlerin 1 ve 5 yıllık zamanaşımı sürelerine tabi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Davalı yüklenici ise, dava konusu bağımsız bölümü davacıya satıp bedelini aldığını, binanın tamamlanmış olduğunu söylemiştir.
Mahkemece, arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesinden kaynaklanan hakların 1-5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, davacının 15 yıl önce bitirilen ve fiilen kullandığı bağımsız bölüm ile ilgili istemini zamanaşımı süresi dolduktan sonra ileri sürdüğü belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi uyarınca yükleniciye bırakılan bağımsız bölümün ondan temlik alındığı iddiası ile açılan kişisel hakka dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi yüklenicinin finansı kendisi tarafından sağlanarak arsa malikinin arsası üzerine bina yapım işini üstlendiği arsa malikinin ise, bedel olarak binadaki bir kısım bağımsız bölüm mülkiyetini yükleniciye geçirmeyi vaad ettiği” sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerde ücreti (bedel) arsa sahibi tarafından ayın olarak ödenmektedir. Bu sözleşmelerden doğun haklara ilişkin zamanaşımı süresi gelince; zamanaşımı; kanunda belirtilmiş olan süresi içinde talep ve dava edilmemiş olan alacakların özüne dokunmamakla beraber “dava edilebilme vasfını kaybetmesi” sonucunu doğuran süre geçimidir. Kısaca zamanaşımı, hakkın belli bir süre istenmemesi halinde alacaklının alacağını dava yoluyla elde etme olanağını kaybetmesidir. Böylece, zamanaşımına uğramış bir borç ifa edilebilen, fakat dava edilemeyen bir eksik borç niteliğini almaktadır.
Borçlar Kanununun 125-140. maddelerinde zamanaşımına ilişkin düzenlemeler yer almış olup, yüklenicinin kasıt ve ağır kusuru ile akdi hiç ve gereği gibi yerine getirmemiş, bilhassa ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar hariç olmak üzere istisna akdinden doğan bütün davalar 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Başka bir anlatımla, Borçlar Kanununun 126/4’e dayanılarak açılacak davalar 10, bunun dışındaki davalar 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
Açıklananlar ışığında somut olaya dönüldüğünde; davacı, arsa maliki ile yüklenici arasında noterde 27.12.1982 tarihinde yapılan arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi uyarınca yükleniciye bırakılan bağımsız bölümü ondan temlik almış olup, davalı arsa malikince de karşı konulmadığı üzere tamamlanan binadaki bu bağımsız bölümü fiilen teslim almıştır.
Az yukarıda da söylendiği gibi istisna sözleşmesinden doğan davalar ayrık durumlar hariç olmak üzere 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Ne var ki, usulüne uygun olarak düzenlenmiş bulunan eser sözleşmesi ile yüklenicinin hakkını temlik alan davacı taraflar ve mahkemenin de kabulünde olduğu üzere 15 yıl önce fiilen teslim edilen Bağımsız bölümün zilyedidir. Bu nedenle açılan tapu iptali ve tescil davasında, Türk Medeni Kanunun 2. maddesi gereğince iyiniyetle bağdaşmayacağından zamanaşımı iddiasında bulunulamaz. Belirtilen nedenle mahkemece davanın esasına girilerek yapılacak inceleme sonucu oluşacak delillere göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmadığından bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine 25.09.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.