YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/11663
KARAR NO : 2008/15087
KARAR TARİHİ : 02.12.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.04.2007 gününde verilen dilekçe ile temliken tescil, kademeli istek ise tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 12.06.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 02.12.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av…. geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, davalının paydaşı olduğu 35646 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 200 metrekarelik kesimini 25.07.1987 tarihli adi yazılı sözleşme ile satın aldığını, üzerine 1988 yılında iyi niyetle bina yaptığını ileri sürerek Türk Medeni Kanununun 724. maddesi uyarınca temliken tescil, kademeli olarak ise tazminat istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, harici satışın geçerli olmadığı ve binanın davacı tarafından değil kocası … tarafından yapıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanununun 684. ve 718.maddeleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi Türk Medeni Kanununun 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Konunun bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir.
Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir.
Türk Medeni Kanununun 724. maddesinde bina sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak bina sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir.
Malzeme sahibinin Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır;
a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır;
Türk Medeni Kanununun 724.maddesi hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin Türk Medeni Kanununun 3.maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.
Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü, bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir.
b) İkinci koşul ise yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır;
Bu koşul dava tarihine ve objektif esaslara göre saptanmalı, fazlalık ilk bakışta da kolayca anlaşılmalıdır. İnşaatın kapsadığı alanın ifrazı … ise arsa değeri yalnız bu kısma göre, aksi halde tamamının değerine göre bulunmalıdır. Bazı Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere, inşaatın kaldırılmasının arazi ve malzemeye vereceği zarar, kaldırılmasıyla malzeme sahibinin elde edeceği yarardan daha fazla ise inşaatın kaldırılması fahiş bir zarara yol açar.
c) Üçüncü koşul, yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir.
Uygun bedel genellikle yapı için gerekli olan arsa miktarının dava tarihindeki gerçek değeri olarak kabul edilmekte ise de, büyük bir taşınmazın bir kısmının devri gerektiğinde geri kalan kısmın bedelinde noksanlıklar meydana gelecekse, bunlar taşınmaza bağlı öteki zararlar da göz önünde bulundurularak hak ve yarar dengesi kurulması suretiyle hesaplattırılmalı, iptale konu zemin bedeli arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar ödenecek bedelden mahsup edilmelidir.
Yukarıda değinilen üç koşulun yanı sıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere ve özellikle dava konusu binanın bulunduğu 35646 ada 4 parsel sayılı taşınmazın imar parseli olduğu, ifrazının mümkün bulunmadığı ve davalının 41/672 paydaş olduğu ve Türk Medeni Kanununun 724. maddesinde yazılı ve yukarıda 1. bentte koşulları açıklanan temliken tescil şartlarının gerçekleşmediği anlaşıldığından davacının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiş ve reddi gerekmiştir.
2-Davacının kademeli tazminat istemi yapının davacının kocasına ait olduğu gerekçesi ile reddedilmiş ise de; binanın vergi beyannamelerinin davacı tarafından verilmesi ve yargılamalar sırasında davacının kocası …’in davacıyı doğrulayarak binanın davacı adına yapıldığını beyan etmesi karşısında binanın davacıya ait olduğunun kabulü gerekir.
Davacının ikinci kademedeki tazminat istemi, yukarıda (c) ile gösterilen ve üçüncü koşul olarak nitelendirilen malzeme sahibinin tazminat talebi olarak değerlendirilerek burada yazılı ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılmalı, davalının müşterek malik olduğuda gözetilmek suretiyle davacının bu istemi hüküm altına alınmalıdır.
Mahkemece, belirtilen hususlar gözetilmeden yazılı gerekçe ile davanın tümü ile reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda (1). bentte yazılı nedenle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, (2). bentte yazılı nedenle hükmün BOZULMASINA, 550.00 YTL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 02.12.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.