YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/8242
KARAR NO : 2007/8765
KARAR TARİHİ : 04.07.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.04.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil, olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 19.12.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma isteminin değer yönünden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 724.maddesine dayalı temliken tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece istek hüküm altına alınmış, kararı davalılar temyiz etmiştir.
Burada öncelikle belirtilmelidir ki Türk Medeni Kanununun 718.madde hükmü gereği arazi mülkiyeti yasal sınırlar ayrık olmak üzere yapıları bitkileri ve kaynakları da kapsar. Ancak, diğer bazı örnekleri olduğu gibi yasanın 724.maddesi mülkiyet hakkı kapsamına sınırlama getirmiş, zemin ile üzerindeki yapı arasındaki bağlantıyı kesmiş ve bazı koşullar varsa arazi üzerindeki yapı sahibine bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanımıştır. Bunun için;
Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla bir yapı yapılmış olmalıdır.
Anılan maddede bina sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir.
Bu yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin, inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir. (subjektif koşul)
Yapının, dava tarihine göre hesaplanacak değeri, zemin değerinden, açıkça daha fazla olmalıdır. (objektif koşul)
Yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise, tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsar. Mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için de bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının mümkün olması gereklidir.
İptale konu olacak zemin bedelinin arsa sahibine ödenmesine karar verilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar, ödenecek bedelden mahsup edilmelidir.
Somut olaya gelince; davadaki istemin dayanağı davalıların noterde 25.05.1990 tarihinde yaptıkları muvafakat beyanıdır. Anılan muvafakatnamede davalılar «……… oğlu … tarafından beherimizin hissesinden 140 m2 yi geçmemek üzere besi ahırı yapılmasına rıza ve muvafakatımız bulunduğunu…..» ifade etmiştir. Görülüyor ki, davalıların iradesi taşınmazları üzerine davacının besi ahırı yaparak yararlanmasına ilişkindir. Davalıların kullanılacak kısım mülkiyetini ileride davacıya geçirmek gibi bir iradeleri olmadığından burada öncelikle davacının Türk Medeni Kanunun 724. maddesinden yararlanıp yararlanamayacağı açıkçası olayda subjektif koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği yönü üzerinde durulması gerekmektedir.
Gerçekten, yukarıda da söz edildiği üzere bir yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin inşaatın yapımından bitimine kadar iyiniyetli olması, mülkiyetin ileride kendisine geçeceği inancıyla hareket etmesi gerekir. Ne var ki, somut uyuşmazlıkta davalıların davacıya 420 m2’yi geçmeyecek şekilde arazileri üzerine sadece «besi ahırı» yapıp kullanmasına muvafakatları bulunmaktadır. Davalıların ileride mülkiyeti davacıya geçirmek gibi bir iradeleri olmamış, aksine davacının arazilerini kullanım şekli sınırlandırılmıştır. Davacı kendisine tanınan yetkiyi aşarak bilirkişi krokisinde (C)harfi ile gösterilen bölüme ahır dışında ev de inşa ettiğinden taşınmazdaki hakim kullanım şekli bina üzerinden yürütülmüştür. Davacı davalıların kendisine tanıdıkları kullanma biçimini bildiği halde besi ahırı dışında ev de yaparak sürdürdüğünden iyi niyetli kabul edilemez.
Diğer taraftan, Türk Medeni Kanunun 724. maddesi kapsamındaki yapı asıl şeyden ayrı sökülüp götürülmesi mümkün olmayan ve yasanının 684.maddesinde tanımı yapılan bütünleyici parçadır. Bütünleyici parçadan maksat yerel adetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmekçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır. Davacı muvafakatnamedeki verilen yetki ile dava konusu taşınmazı besi ahırı olarak kullanmış olsa bile basit yapı niteliğindeki besi ahırı bütünleyici parça sayılmayacağından, davanın bu nedenle de kabulü olanağı yoktur.
Mahkemece bütün bu yönler göz ardı edilmek suretiyle koşulları oluşmadığından, davcının tescil isteminin reddi ikinci kademedeki isteklerinin incelenerek bunlar hakkında hüküm kurulması yerine istemin yazılı olduğu şekilde karara bağlanması yasaya aykırıdır.
Kabule göre de; krokide (C) harfi ile gösterilen ve hükmen tesciline karar verilen taşınmazın 402 parseli böldüğü, (C)harfli yerin 402 parseli delik tapu haline getirmeden tescili gerekeceği düşünülmeden istemin yazılı olduğu şekilde hüküm altına alınması da yanlıştır.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 04.07.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.