YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2005/10598
KARAR NO : 2006/159
KARAR TARİHİ : 24.01.2006
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalılar aleyhine 7.3.2005 gününde verilen dilekçe ile men’i müdahale istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 22.6.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, davalıların kullanımında olan 1450 parsel numaralı taşınmazda bulunan binanın kapı ve pencerelerinin adına kayıtlı 1449 ve 1590 parsel numaralı taşınmazlara açıldığı gibi davalılarca yol olarak kullanılan kısmında 1449 parsel içerisinde bulunduğunu belirterek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, dava konusu yerin uzun süredir aynı şekilde kullanıldığını belirterek davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanan kanıtlara ve dosya içeriğine göre davacının diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak davacıya ait 1449 parsel numaralı taşınmazın bir kısmının davalılarca yol olarak kullanması nedeniyle açılan davanın reddine karar verilmesi yerinde değildir. Şöyle ki; Türk Medeni Kanununun 683.maddesine göre, bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
Mülkiyet hakkı bir özel hukuk kavramı olmakla birlikte Anayasanın 35.maddesinde “Herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplam yararına aykırı olamaz” şeklinde düzenleme altına alınmıştır. Buna göre; mülkiyet hakkı, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde kişilere eşya üzerinde başkasına karşı ileri sürülebilicek en geniş yetkiler sağlar ve ödevler yükler. Gerçekten de Türk Medeni Kanunun 683.maddesi uyarınca malik, eşya üzerinde ancak hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içerisinde dilediği gibi tasarruf edebilir. Bunun içindir ki yasada komşular yararına olarak taşınmaz maliklerine ödevler yükleyen hükümlere de yer verilmiştir. Bu ödevler, birbirini rahatsız etmekten kaçınma, komşunun taşınmazından en elverişli ve amacına uygun bir biçimde yararlanabilmesi için gerekli bazı eylemlere katlanma ve birbirlerine yardım etme yani komşular lehine bazı edimlerde bulunmadır. Bu kapsamda düzenleme altına alınan ve yasanın 747.maddesinde belirtilen geçit hakkı uyarınca; taşınmazından genel yola çıkmak için yeterli geçidi bulunmayan malik, tam bir bedel karşılığında bir geçit hakkı tanınmasını komşularından isteyebilir.
Somut olaya dönüldüğünde; davacı ve davalılara ait parseller, komşu parseller olup davalıların kullanımındaki 1450 parselin genel yol ile bağlantısı yoktur. davalılar, bu nedenle davacıya ait 1449 parselin bir kısmını yol olarak kullanmakta iseler de; yukarıda da açıklandığı üzere gerek davalıların ve gerekse davacının mülkiyet haklarının kapsamını belirleyen düzenlemeler doğrultusunda, dava konusu yerin davalılarca kullanılmasını, buradan yol olarak yararlanmalarını sağlayacak yasal düzenlemelere uygun olarak edinilmiş ve malike (davacıya) karşı da ileri sürebilecekleri bir hakları bulunmadığı halde salt komşuluk hukukunun gerektirdiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 24.1.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.