Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/12554 E. 2007/15567 K. 06.12.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/12554
KARAR NO : 2007/15567
KARAR TARİHİ : 06.12.2007

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.2.2007 verilen dilekçe ile müdahalenin men’i ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 19.6.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi istemi ile açılmıştır.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece dava red edilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Medeni Kanunun 683 maddesi “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” hükmü ile malikin mülkiyet hakkının hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir. Anılan Kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “Komşu hakkı” bölümünde “kullanım biçimi” başlığı altında yer alan 737. (önceki Medeni Kanunun 661.) maddesi “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşuların etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle; taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel adete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır.” hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hakim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde ise, mahkemece, kurulacak hükümde, zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur.
Somut olayda, çevre mühendisi bilirkişi banyodaki havalandırma ve ışığın açılan pencereyle sağlandığını, çevre ve toplum sağlığı açısından zarar meydana getirmediğini, atık suların ise kanalizasyon sistemiyle sonlandırılması gerektiğini, mimar olan bilirkişide atık suların kanalizasyona verilmesi gerektiğini, komşu tarafa açılan ve ışık sağlayan pencerede sakınca olmadığını bildirmişlerdir.
Az yukarıda sözü edildiği üzere komşuluk hukukunda olağan hoşgörüyle karşılanmayan ve komşuya zarar veren iş ve eylemler hukukça korunamaz. Her ne kadar bilirkişi raporlarıyla ışık sağlamak amacıyla yapılan pencerede fennen bir zarar bulunmadığı saptanmışsa da her iki bilirkişi de atık suların kanalizasyona bağlanılarak defedilmesi gerektiğini saptadıklarından davalının bu zararlandırıcı eyleminin uygun araçlarla giderilmesi ve zararın giderilmek şeklini mahkemece hükme bağlanması gerekir.
O halde, mimar bilirkişiden alınacak ek raporla davalının davacıyı zararlandırdığı sabit olan atık su giderlerinden kaynaklanan zararın nasıl ortadan kaldırılacağı belirlenmeli ve istemin bu bölümü alınacak rapora uygun sonuçlandırılmalıdır.
Mahkemece bu yönün gözetilmemiş olması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın iadesine, 06.12.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.