YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/15558
KARAR NO : 2007/1211
KARAR TARİHİ : 13.02.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar tarafından, davalı aleyhine 3.2.2003 gününde verilen dilekçe ile intifa hakkının terkini, bayilik sözleşmesinin feshi talep edilmiş, davalı tarafından da karşı davasına alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; intifa hakkının terkini, sözleşmesinin feshi ve karşı davanın kısmen kabulüne dair verilen 8.6.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava intifa hakkının terkini ve bayilik sözleşmesinin feshi, karşı dava ise alacak isteğine ilişkindir.
Davacı 26.5.1999 tarihli sözleşme ile davalı yararına 791 parsel üzerinde intifa hakkı tesis ettiklerini, ayrıca bayilik sözleşmesi düzenlediklerini ancak davalı şirketin sözleşme gereği edimlerini yerine getirmediğini ileri sürerek tapu kaydındaki intifa hakkının terkini ve bayilik sözleşmesinin feshini istemiştir. Karşı davada davalı şirket intifa hakkına konu taşınmaz üzerine bayilik sözleşmesi ve protokol uyarınca benzin istasyonu yaptıklarını, bunun için 30.159.027.200 TL ödediklerini, davacı-k.davalıdan toplam 34.523.000.000 TL alacakları olduğunu belirterek bu miktarın tahsilini talep etmiştir. Mahkemece intifa hakkının terkini ile sözleşmenin feshine karar verilmiş, karşı davadaki istem de 32.752.000.000 TL.lik miktar için kabul edilmiştir.
Hükmü taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Taraflar arasında 26.5.1999 tarihinde düzenlenen bayilik sözleşmesi ve protokol uyarınca davacıların miras bırakanı …..,’a ait 791 parsel üzerine benzin istasyonu yapılması ve ….., ’ın bayi olarak ….,
Petrol San.Tic.A.Ş.nin akaryakıt ürünlerini pazarlaması konusunda anlaşmaya varılmış, aynı zamanda 791 parsel sayılı taşınmaz üzerinede intifa hakkı tesis edilmiştir.
Türk Medeni Kanunun 794. maddesindeki tanıma göre intifa hakkı taşınır ve taşınmaz hatta haklar ve bir mal varlığı üzerinde tesisi mümkün olan ve hak sahibine konusu olan şeyden yararlanma hakkı veren bir irtifak türüdür.
Taşınmaz mallar üzerindeki intifa hakkı, resmi senedin düzenlenerek tapuya tescili ile taşınırlar üzerinde ise taşınır eşya zilyetliğinin intifa hakkı sahibine geçirilmesiyle kurulur. Alacaklar üzerinde intifa hakkı, hakkın temliki, kıymetli evrakın teslimi suretiyle tesis edilir. (TMK.m.795)
İntifa hakkı; bir süreyle sınırlı olarak kurulmuşsa sürenin dolması veya bu süreden önce intifa hakkı sahibinin hakkından vazgeçmesi, intifa hakkı sahibinin ölümü yada tüzelkişi ise tüzelkişiliğin sona ermesi, konusu olan şeyin bütünüyle harap olması sebebiyle artık ondan yararlanma olanağının kalmaması durumlarında sona erer.
Kanuni intifa hakları hariç (TMK.m.495 vd.) intifa hakkının tesisi daima bir sözleşmeye dayanır. Taraflarına hak ve borçlar yükleyen bu sözleşmeyle intifa hakkı sahibi ile malik hakkın konusu olan şeydeki yararlanmanın nasıl sürdürüleceğini kararlaştırılabilir. Şayet intifa hakkının tesisine neden olan sözleşmedeki edimler yerine getirilmemiş, intifa hakkının devamı malike yüklediği külfete göre çok az yarar sağlar hale gelmişse malik bozulan yararlar dengesini ileri sürerek hakimden sözleşmeye müdahale edilmesini, intifa hakkının sona erdirilmesini isteyebilir. Kaldı ki, bu gibi durumlarda intifa hakkı sahibinin hakkın sürdürülmesini istemesi hakkın kötüye kullanılmasıdır. Her ne kadar intifa hakkının sona erme sebeplerini sayan Türk Medeni Kanununun 796 vd. maddelerinde eşyaya bağlı irtifak haklarında olduğu gibi şahsi bir irtifak hakkı olan intifa hakkının sona erdirilmesini malikin talep edebileceğine ilişkin (TMK.m.785) bir hüküm yoksa da burada Türk Medeni Kanununun 785. maddesinin kıyasen uygulanması gerekir. Doktirindeki hakim görüş de bu doğrultudadır. (Bkz.Prof. Dr.Şeref Ertaş. Eşya Hukuku Ankara 2004. shf.463).
Bütün bu açıklamalardan sonra somut olayın yukardan beri ortaya konan hukuki saptamalar doğrultusunda değerlendirilmesi gerekmektedir.
Gerçekten olayda; intifa hakkının tesis edildiği 28.3.2001 ve 15.1.2002 tarihlerinden önce, tarafların tarihsiz bir sözleşme düzenledikleri, intifa hakkı tesisinin bu sözleşmenin 6.maddesinde hükme bağlandığı, ancak sözleşmenin 3
ve 4. maddelerinde davalı şirketin davacı şirkete ait petrol tesisinde bazı iyileştirmeler yapım taahhütünde bulunduğu anlaşılmaktadır. Sözleşmenin 6.maddesiyle kurulması kararlaştırılan intifa hakkı tesisisin, sözleşmenin diğer hükümleri ve özellikle 3. ve 4. maddelerinde hükme bağlanan iyileştirme işlerinden ayrık düşünülmesi olanağı yoktur.
Şayet, davalı şirket, sözleşmedeki edimlerini yerine getirmemiş, yerine getirilmeyen edimler yüzünden de sözleşmenin yarar-zarar dengesi malik aleyhine bozularak intifa hakkının sürdürülmesi yüklediği külfete göre çok az yarar sağlar hale gelmişse davacı malik, intifa hakkının sona erdirilmesini talep edebilir. Ancak bu konuda mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Olayda tanık sözlerinden takdiri delil olarak yararlanılması mümkün ise de sorunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması HUMK.nun 275. maddesi uyarınca bilirkişi oy ve görüşüne başvurulması ile olanaklıdır. Ancak, açıklanan şekilde araştırma inceleme yapılmadan hüküm verilmiş ise de bu yön temyize konu edilmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
Davacının hükmedilen tazminat miktarı yönünden temyiz istemine gelince;
26.5.1995 tarihli protokol uyarınca davalı şirket protokolün 1.maddesindeki yükümlülüklerini yerine getirecek buna göre istasyonun tesisini sağlayacaktır. Karşı davacı şimdi protokolün 1 maddesinde öngörülen işlerin yapım bedelini istemektedir. Mahkemece toplanan deliller ve bilirkişi incelemesine göre karşı davacı şirketin anılan 1.maddedeki işler için 32.752.236.200 TL harcama yaptığı saptanmış bu miktar üzerinden de tazminata hükmedilmiştir. Açıklanan miktar üzerinden tazminata hükmedilmesi yerinde değildir. Şöyle ki;
Karşı davacı protokol uyarınca tesisler için 1999 yılında intifa hakkının tesisi ve bayilik sözleşmesi yapılmasından sonra harcama yapmıştır.. Eldeki dava 3.2.2003 tarihinde açılmıştır. Karşı davacı şirketin istasyon tesisinden sonra bayilik sözleşmesi yaptığı karşı davalıya istasyonun kullanımı için akaryakıt temin etmediği, sözleşmenin feshinin de bu nedenle istendiği anlaşılmaktadır. Karşı davalıda tesislerin taşınmaz üzerinde bırakılmasını kabul etmiştir. O halde tazminat miktarı saptanırken tüm bu olgular birlikte değerlendirilmelidir. Diğer bir anlatımla akdin kurulduğu andan feshin istendiği dava tarihine kadar geçen sürenin ifada geçtiği kabul edilerek, malzemelerin dava tarihindeki ederi belirlenmeli ve bu miktar üzerinden tazminata hükmedilmelidir. Tüm bu yönler üzerinde durulmadan fatura edilen tutar üzerinden tazminat isteminin kabulü doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Kabule göre de; hüküm fıkrasının 3 ve 4. bentlerinde dava ve karşılık dava yönünden tahsiline karar verilen harçların hangi dava yönünden kabul edildiği ve kimden alınacağı hususunun hükmün infazında tereddüt yaratacağı hükmün bu kısımlarının HUMK.nun 388 maddesine uygun düzenlenmemesi hususu da ayrıca doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz haçlarının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, 13.2.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.