YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/9939
KARAR NO : 2007/10324
KARAR TARİHİ : 17.09.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Kapatıldı)
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18.07.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil veya tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 11.09.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, tapulu taşınmazın adi yazılı biçimdeki satım sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek ise ödenen satış bedelinin tahsili istemleriyle açılmıştır.
Davalı ödemede temerrüde düşen davacının istemde bulunamayacağını davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece mülkiyet aktarımına ilişkin davanın biçim koşuluna uyulmadığından, ikinci kademedeki satış bedelinin istirdatı isteminin ise zamanaşımı gerçekleştiğinden, reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Davacının dayanak yaptığı davalının da içerik ve imzasına itiraz yöneltmediği adi yazılı sözleşmede davalı tarafından «6 parselde kayıtlı binada yapılacak zemin kat iş yeri ve bir dairenin» davacıya satıldığı yazılıdır. Yine bu sözleşmede 11.08.1998 ve 23.08.1998’de davacıdan para alındığına dair kayıt vardır. Gerçekten mahkemenin de kabulünde olduğu üzere tapuda kayıtlı taşınmaz satımının Borçlar Kanunun 213. maddesi hükmünce resmi biçimde yapılması gerekir. Aynı yasanın 11/II maddesi uyarınca da geçerlik şartına uyulmadan yapılan sözleşmelere dayanılamaz. Ancak 30.09.1988 tarih 1987/2-1988/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı sonuç bölümünde açıklandığı üzere kat mülkiyetine tabi olarak yapımına başlanan bir taşınmazdan bağımsız bölüm satımına ilişkin olarak geçerli bir sözleşme olmadan taraflar anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının uzun süre malik gibi kullanması durumunda satıcı tapuda devre yanaşmamışsa cebri tescil davasının kabul edilebileceği sonucuna ulaşıldığından burada anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararının uygulama yeri olup olmadığı yönü üzerinde durulmalıdır. Kısaca söylemek gerekirse eldeki uyuşmazlıkta kat mülkiyeti kanununa tabi olarak yapımına başlanılan taşınmazdaki bağımsız bölüm satışı söz konusu olduğundan yasanın aradığı yönteme uygun biçimde sözleşme bulunmasa da taraflar arasındaki adi yazılı sözleşmeye değer tanımak gerekir.
Özellikle satım sözleşmelerinde tarafların adlarının, sözleşme konusunun ve satış bedeli (semen) ile tarafların imzaları bulunmalıdır. Çünkü anılan bu unsurlar satış sözleşmelerinin objektif temel unsurudur. Somut olayda ise, dayanılan adi yazılı sözleşmede satış bedeli yazılmamış sadece satış bedeline karşılık alınan bir bölüm paranın miktarı yazılmıştır. Görülüyor ki, satıma ilişkin Borçlar Kanunun 182. maddesinde sözleşmede yer alması zorunlu olarak gösterilen satış bedeli (semen) sözleşmeye yazılmamıştır. Bu haliyle adi yazılı ancak 30.09.1988 tarih 1987/2-1988/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca değer tanınması zorunlu sözleşme hüküm ve sonuç meydana getirmez. Mahkemece bu olgular gözetilmek suretiyle mülkiyet aktarımına ilişkin davacı isteminin reddi sonuç olarak doğru davacının açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazları yerinde değildir.
Sözleşme geçersiz olunca Borçlar Kanunun 61. maddesindeki «haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisap eden kimse onu iadeye mecburdur» hükmü gereği davalı davacıdan satış bedeline karşılık aldığını iadeye zorunludur. Yasanın 66. maddesinde de haksız iktisaba ilişkin açılacak davalarda uygulanacak zamanaşımı süresinin bir yıl olduğu belirtildikten sonra bu sürenin mutazarır olan tarafın verdiğini, istirdata hakkı olduğuna öğrendiği tarihten itibaren başlayacağı hükme bağlanmıştır. Eldeki davada davacı istirdat isteminin mülkiyet aktarımı isteminden sonra ikinci kademede ileri sürdüğünden davacının mülkiyet aktarımı talebi reddedilip kesinleşmeden Borçlar Kanunun 66. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz. Böyle olunca mahkemenin davacının ikinci kademedeki nedensiz zenginleşmeye dayalı iddiasının delilleri toplanarak incelenip hüküm altına alınması yerine bu istemin yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmamış, kararın açıklanan nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 17.09.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.