YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/3680
KARAR NO : 2006/5228
KARAR TARİHİ : 04.05.2006
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 13.12.2004 gününde verilen dilekçe ile hasılat kira bedelinin uyarlanması veya sözleşmenin feshi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; sözleşmenin feshi isteminin kabulüne dair verilen 28.12.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, İR-4719 ruhsat nolu sahada kalan kömür alanını 15.1.1997 tarihinde kiraladığını, taahhüt edilen üretimin satış hasılatının %76 sının rödovans bedeli olarak davalıya ödeneceğinin kararlaştırıldığını, ancak yer tesliminden sonra, kullanılacak sahada kamulaştırma yapılmak zorunda kalındığını, bu işlemlerin 2004 yılında tamamlandığını, ayrıca sahada su havzalarının oluştuğunu tahliyesinin büyük harcama gerektirdiğini, bu arada Çevre ve Orman Bakanlığının 27.4.2004 tarihli genelgesi ile ısıl değeri düşük kömür pazarının daraldığını, paketleme zorunluluğu nedeniyle maliyetin arttığını, rödovans bedelinin yeniden belirlenmesini yada koşulların kendileri için aşırı ağırlaşması nedeniyle sözleşmenin feshine karar verilmesini istemiştir.
Davalı davanın reddi gerektiğini savunmuş, mahkemece üretilecek kömürün kalitesi ve ısıl değerinin düşük olması nedeniyle yatırım ve masrafların davacı için aşırı külfet getireceği gerekçesiyle sözleşmenin feshine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık redövans sözleşmesi ilişkisi nedeniyle rödovans bedelinin uyarlanması yada sözleşmenin feshi istemine ilişkindir. Bilindiği gibi maden sahası iletme izin belgesine sahip olan kişi, işletme izin belgesinden kaynaklanan hakkını bir başkasına kiralayabilme olanağına sahiptir(Maden Kanunun 28.maddesi gerekçesi). Uygulamada bu çoğunlukla redövans sözleşmeleri ile yapılmakta, işletme izin sahibi devrettiği işletme izni karşılığı redövans bedeli almaktadır. İşletme hakkının bedel karşılığı devrini içeren bu tür sözleşmeler karşılıklı edimler içeren sözleşmelerdir. Taraflar arasındaki sözleşme ile ruhsat sahibi davacı … sahası işletme hakkını davalıya devretmiştir. Sözleşmede tarafların hak ve yükümlülükleri belirlenmiştir.
Borçlar hukukuna egemen olan ilkelerden birisi de irade özgürlüğü ilkesidir. Taraflarının birbirleri karşısında eşit hak sahibi oldukları sözleşme yapma ve sözleşme içeriğini serbestçe belirleme şeklinde tanımlanan bu ilkenin doğal sonucu olarak da sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa – Pacta Sund Servanda) ilkesi de kabul edilmiştir. Böylece, sözleşmenin düzenlenirken kararlaştırılan koşullarına uygun ifasının sağlanması amaçlanmıştır. Bir başka anlatımla, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile borçlu sözleşmedeki edimini yerine getirmekten kaçınamayacaktır.
Hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturan sözleşmeye bağlılık ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalınmasının, sözleşmenin yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan dengenin sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulması halinde adalet, hakkaniyet duygularını zedeleyeceği ve objektif iyiniyet(TMK m.2), kuralları ile bağdaşmayacağı kuşkusuzdur.
Borcun ifasının imkansızlaşmamasına rağmen borçlunun sorumlu olmadığı nedenlerle aşırı derecede güçleşmiş ise, borç ilişkisine ne gibi bir etki yapacağına ilişkin Borçlar Kanununda genel bir hüküm bulunmamakla birlikte 264, 344, 365/2, 537/7 maddelerinde bazı özel borç ilişkileri için düzenlemeler getirilmiştir. Kanunda yada sözleşmede borç ilişkisinin yeni duruma göre düzenleme veya sona erdirilmesine ilişkin hüküm bulunmadığı hallerde sözleşmenin ifasını, şartların değişmemesine bağlayan (Clausula Rebüs Sic Stantibus- beklenmeyen hal şartı) teorisinden hareketle çözüm aranmış, uygulama ve doktrinde ahde vefa ilkesi ile Clausula Rebüs Sic Stantibus teorisi dürüstlük kuralı çerçevesinde bağdaştırılarak sözleşmenin değişen şartlara göre ayarlanması veya sona erdirilmesi olanağı sağlanmıştır. Böylece, tarafların iradelerini etkileyip sözleşme yapmalarına neden olan şartlar daha sonra önemli surette, çarpıcı, adaletsizliğe yol açan olayların gerçekleşmesi ile değişmişsi halinde (örneğin, savaş, ekonomik kriz,devalüasyon, tabii afetler, ihtilal, ihraç konusunda getirilen kısıtlamalar gibi) tarafların sözleşmeye bağlılığı beklenemeyeceğinden, değişen bu koşullar karşısında Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinden yararlanılarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesi istenebilecektir(Fikret Eren, Borçlar Hukuku Ankara, C.1, İstanbul 1999, s.449; Mustafa Dural, Borçlunun Sorumlu Olmadığı Sonraki İmkansızlık, s.89; Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku, İstanbul 2005, s.450; HGK, 2003/13-332- 2003/340, 07.05.2003) Bunun için;
1-Uzun süre devam eden akdi ilişkide tarafların edimleri arasındaki denge, borçludan sonuçları yüklenmesi istenemeyecek kadar büyük ölçüde bozulmuş olmalıdır(İşlemin Temelinden Çökmesi)
2-Edim dengesindeki değişikliğin sözleşme yapılırken öngörülemeyen fevkalade sebeplerden ileri gelmelidir(Emprivizyon)
3-Edimler henüz ifa edilmemiş olmalıdır. (Oğuzman/Öz, s.450; Rona Serozan, Sözleşmeden Dönme, İstanbul 1975, s.380 vd; İbrahim Kaplan Hakimin sözleşmeye Müdahalesi Ankara 1987 s.152 vd; Matemi / Serozan/ Arpacı Borçlar Hukuku Özel Bölüm, İstanbul 1992 s.186 vd) .
Eldeki davada, redövans sözleşmesi düzenlendikten sonra şartların davacı aleyhine ağırlaştığı ileri sürülmektedir. Gerçektende kiralanan alanın tam olarak kullanımı başlangıçta üçüncü kişinin açtığı elatmanın önlenmesi davası nedeniyle engellenmiş, kamulaştırma işlemleri yapılmış ve bu arada kömür pazarında çevre kirliliği nedeniyle bazı kısıtlamalar getirilmiştir. Ancak, taraflar tacir olup, sözleşmenin kuruluş aşamasında basiretli tacir olarak kömürün ve kömür çıkarılacak alanın niteliğinin ve kullanım durumunun araştırılması gereklidir. Ülkemizde … kirliliği sorunu uzun yıllardır gündemde olup, kömür işletmeciliği yapan kişinin kirliliğe yol açabilecek kömürün özelliklerini biliyor olması gerektiği de bir başka olgudur. Kısaca, kömür işletme işi ile iştigal eden basiretli tacir ve işinin ehli olan davacıdan edim yükümlülüğünü yerine getirmesi beklenirken, kömürün niteliği ve pazarını tanıyarak redövans sözleşmesinin koşullarını belirlemesi gerekirken, öngörülmesi olası çevre kirliliğini engellemeyi amaçlayan genelgeler nedeniyle edim yükümlülüğünün katlanılamayacak boyutta ağırlaştırdığını ileri sürmesi dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Hal böyle olunca da az yukarıda değinilen sözleşmenin değişen koşullara göre ayarlanması veya sona erdirilmesini gerektirir bir nedenin varlığından da söz edilemeyeceğinden davanın reddi gerekirken kabulü doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda yazılan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde yatırana geri verilmesine 4.5.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.