Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/8208 E. 2007/9035 K. 10.07.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/8208
KARAR NO : 2007/9035
KARAR TARİHİ : 10.07.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 4.9.2006 gününde verilen dilekçe ile beyanlar hanesindeki kaydın terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 26.12.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar 175 ve 178 parsel sayılı taşınmazın maliki olduklarını, bu parsellerin beyanlar sütununa 4086 sayılı Kanununun 3.maddesine dayanarak 22.7.2003 tarihinde “3573 sayılı Kanununun 3/3 göre bu taşınmaz mal miras dahil hiçbir şekilde bozulamaz, veriliş tahindeki yüzölçümü hiçbir şekilde küçültülemez” şeklinde kayıt düşüldüğünü belirterek kaydın terkinini istemişlerdir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir.
Dava konusu taşınmazların kadastrosu 1953 yılında yapılmış, 175 parsel 16.10.1953 tarihinde, 178 parselde 18.12.1955 tarihinde tescil edilmiştir. Taşınmazlar zeytinlik niteliğindedir ve kayıtlarında 3573 sayılı Kanundan kaynaklanan herhangi bir kısıtlama yoktur. Beyanlar sütununa 4086 kanununun yürürlüğe girmesinden sonra 22.7.2003 tarihli kayıt düşmüştür.
4086 sayılı Kanun 28.2.1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Kanunun yürürlüğünden önce zeytinciliğin ıslahı ve yabanilerinin aşılanması hakkındaki iş ve işlemlere uygulanacak mevzuat 7.2.1939 tarihinde yürürlüğe giren 3573 sayılı kanundur. Anılan bu yasada 3573 sayılı kanun uyarınca edinilecek taşınmazların amacı dışında kullanılamayacağı hususu taşınmaz siciline şerhi gerekeceğine dair herhangi bir hüküm yoktur. Hal böyle olunca yasaların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin ilkeler üzerinde durulması gerekir. 9.3.1988 tarih ve 1987/2-860-232 sayılı Hukuk Genel Kurulu kararında vurgulandığı üzere kural olarak herhangi bir yasa veya düzenleyici hüküm o yasanın yürürlüğe girdiği andan itibaren hukuksal sonuç meydana getirir. Değişik bir anlatımla yürürlüğe giren yasa yürürlük tarihinden önceki olaylara uygulanmaz. Medeni Hukuk uygulaması açısından buna yasaların geriye yürümemesi (makabline şamil olmaması) ilkesi denir. Ancak yeni yasada yürürlüğe giren hükmün geçmişe de yürütüleceğine dair aksi bir kayıt da olabilir. Böyle bir durum söz konusu ise kanun koyucu yeni çıkan yasanın geçmişteki olaylara da uygulanacağını düzenlemiş kabul edilir ve o hüküm yürürlüğünden önceki olaylara da uygulanır. Yeni Yasanın eski yasa zamanında tüm sonuçları itibari ile doğmuş olan haklara dokunmaması ilkesine de Medeni Hukuk uygulamasında “kazanılmış hak” (müktesep hak) denilmektedir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde, yukarıda da söylendiği gibi taşınmazın tapulama tesbiti 1953 yılında yapılmış, bundan sonraki evrede tapulama komisyonu ve Kadastro Mahkemesinde açılan dava sonucu taşınmaz davacıların miras bırakanı … adına hükmen 1964 yılında tescil edilmiş, daha sonradan da yenileme işlemine tabi tutulmuştur. Görülüyor ki; ortada zeytinciliğin ıslahı ve yabanilerinin aşılattırılması hakkındaki 3573 sayılı yasaya uygun tamamlanmış bir işlem bulunmaktadır. Bu işlemler gereği taşınmazın siciline herhangi bir şekilde şerh verilmemiş, daha açığı hukuki sonuçlar doğmuştur. Yine az yukarıda söylendiği üzere 4086 sayılı Yasa 28.2.1995 tarihinde yürürlüğe girmiş, dava konusu şerh bu tarihten sonra 2003 yılında konulmuştur. Hukukumuzda kazanılmış hak kavramı sosyal bir hukuk devletinin temel taşlarındandır. Olayda tamamlanmış bir hukuki işlem mevcut olup, davacılar bakımından kazanılmış hak gerçekleşmiştir. 4086 sayılı yasada zaman bakımından geçmişe yürürlüğüne ilişkin bir hüküm olmadığına göre bu yasanın 2.maddesine dayanılarak konulacak şerhler yasanın yürürlüğünden sonrası için olanaklıdır. Bütün bunlara göre kazanılmış hak kavramı içinde olay düşünüldüğünde konulan şerhin yasal bir yanı olmadığından beyan kaydının terkini gerekir.
Mahkemece de, açıklanan nedenlerle dava kabul edilmiş, taşınmazların kaydındaki beyanın terkinine karar verilmiştir. Ancak, dava konusu taşınmazlar paylı mülkiyete konu olup davacılar paydaşlardan bir kısmıdır.
Paydaşların tamamı dava açmamıştır. Hal böyle olunca da, terkin kararını davacıların payına hasren vermek gerekirken davacı olmayan paydaşların paylarını da kapsayacak şekilde davanın kabulü doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, 10.7.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.