YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2005/10284
KARAR NO : 2006/88
KARAR TARİHİ : 23.01.2006
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 24.3.2005 gününde verilen dilekçe ile su yoluna müdahalenin önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 23.7.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R
Dava su arkının kapatılması suretiyle meydana gelen muarazanın giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, su arkının kadastro paftasında işaretlenmediği, davacının da haklı bir nedene dayanmadığı gerekçesiyle istem reddedilmiş, hükümü davacı temyiz etmiştir.
Dava; Türk Medeni Kanununun 737. ve devamı maddelerinde düzenlenen komşuluk hukuku ile ilişkilidir. Gerçekten, Türk Medeni Kanununun 683, maddesi hükmünce birşeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip ise de, az yukarıda sözü edilen 737 madde hükmü taşınmaz maliklerinin yararlanma sırasında komşularını etkileyecek taşkınlıktan kaçınmasını öngörmüş, böylelikle mülkiyet hakkına sınırlama getirilmiştir. Özellikle taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoşgörülebilecek dereceyi aşan taşkınlıklardan kaçınılmalıdır. Buradaki taşkınlıktan amaç; komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş veya eylemlerdir. Bu eylemlerin varlığının saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanım amacına, niteliğine mahalli örf ve adetlere bakmak gerekir.
Somut olayda; davacı, 555 parsel maliki olan davalının su arkını hendekle kapatarak akan suların kendisine ait 554 parseli bastığını iddia ettiğine göre uyuşmazlık yukarıdan beri ortaya konan ilkeler doğrultusunda giderilmelidir. Bu çözümde doğal olarak akan sulara ilişkin düzenleme yapan Türk Medeni Kanunun 742 ve fazla suyun akıtılması ile ilgili anılan kanunun 743. madde hükümleri hiçbir zamangözardı edilmemelidir. Çünkü, eğer davacının 554 parselinden akmakta olan su doğal olarak akan su kabul edilirse davalı buna o yerde tabii ark olmasa dahi katlanmak zorunda olacağından su akışını diğerinin zararına değiştirmeyeceği gibi, alt taraftaki arazi maliki boşaltma dolayısı ile akan sulardan zarar görmekte ise gideri üstteki arazi malikine ait olmak üzere kendi arazisinden bilirkişinin öngöreceği mecra ile bu suların akıtılmasına rıza göstermek zorundadır.
Somut olay bu çevrede incelendiğinde mahkemece yapılacak iş; yerinde yeniden keşif yapılarak davalıya ait 555 parsele, davalının 554 parselinden akan suların, doğal olarak akan su olup olmadığını belirletmek, davalının yerel adete uygun ve kaçınılmaz olan bu taşkınlığa komşuluğun olağan hoşgörü sınırları içerisinde katlanıp katlanmayacağını saptamak, davalı ileri derecede bir zarara maruz kalmakta ise ve davacıya ait 554 parselde su baskınına uğrayıp zararlanıyorsa gideri üstteki arazi malikine ait olmak üzere davalı zarara uğramadan ne gibi önlemlerle alt taraftaki arazisinden yapılacak mecra ile suyun akışının sağlanabileceğini tespit etmek, bütün bunlardan sonra oluşacak sonuç dairesinde bir hüküm kurmak olmalıdır. Değinilen yönler bir yana bırakılarak istemin yazılı bazı gerekçelerle reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkemece hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 22.1.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.