Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2005/10816 E. 2006/158 K. 24.01.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2005/10816
KARAR NO : 2006/158
KARAR TARİHİ : 24.01.2006

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 8.3.2002 gününde verilen dilekçe ve müdahil Mümtaz Dalkıran tarafından verilen 18.2.2003 tarihli dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davacılar ve müdahil tarafından açılan davanın kabulüne dair verilen 29.12.2004 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747 (önceki Medeni Kanunu’nun 671.) maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.Geçit ihtiyacı olan kişi davasını öncelikle taşınmazların mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltmelidir.
Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken, aleyhine geçit kurulan taşınmazın kullanım bütünlüğü bozulmamalıdır. Taşınmazın kullanım bütünlüğünün bozulmasının zorunlu olduğu hallerde bu husus gerekçelendirilerek geçit hakkı tesisi edilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak, özellikle tarım alanların nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu miktarı aşan bir yol verilecekse bunun gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliğine uygun atanacak bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel hükümden önce depo ettirilmeli, şayet dava tarihi ile hüküm tarihi arasında taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş ve bu sürede de geçit için öngörülen bedel davanın daha başında belirlenmişse, bu bedelin ödenmesine karar verilmesi halinde, mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olunacağı durumlarda hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak davranışları önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tesbiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 748/3. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacılar, 26 parsel numaralı taşınmazın genel yola bağlantısının bulunmadığını belirterek davalılara ait 24 parsel numaralı taşınmazdan geçit hakkı kurulması isteğinde bulunmuşlardır.
Davaya asli müdahil olarak katılan Mümtaz Dalkıran’da; 27 parsel numaralı taşınmazının da genel yola bağlantısının bulunmadığını belirterek geçit hakkı kurulmasını istemiştir.
Bir kısım davalılar davanın reddini istemişlerdir.
Mahkeme davacıların ve müdahilin isteminin kabulüne, 26 ve 27 parsel numaralı taşınmazlar yararına davalılara ait 24 parsel üzerinden geçit hakkı kurulmasına karar verilmiş, hüküm bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan ve geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda gözetilmesi gereken ilkelere uygun bir inceleme ve araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Davacılara ait 26 ve müdahile ait 27 parsel numaralı taşınmazları da kapsayan iman planında bu parsellere yol verilmiş ise de imar planının uygulamaya geçmediği, bir başka deyişle imar planında gösterilen yolların zeminde açılacak kullanıma sunulmadığı dolayısıyla imar planı uygulaması yapılıncaya kadar 26 ve 27 parsellerin genel yol ile bağlantılarının bulunmadığı sabittir. Bu husus mahkemenin de kabulündedir. Ne var ki mahkemece, ileride açılacak imar yolunun da 24 parselden geçeceği düşüncesiyle yeterli biçimde alternatif araştırması yapılmaksızın hüküm kurulmuştur.
Davacı ve müdahilin istemi, taşınmazların dava tarihindeki kullanım biçimleri, hukuki ve gerekli durumlar dikkate alınarak değerlendirildiğine göre kurulacak geçidin belirlenmesinde de bu husus gözetilerek, mahallinde uzmankişilerin katılımı ile yapılacak keşifte tüm alternatif yollar belirlenmeli ve yukarıdaki ilkeler doğrultusunda en uygun yerden geçit hakkı kurulmalıdır. Belirtilen nedenle yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru olmadığından hüküm bozulmalıdır.
Kabule göre de; kurulan geçit hakkı ile taşınmazın genel yol ile bağlantısının kesintisiz olarak sağlanması gerekirken 27 parsel lehine sadece 24 parselden geçit hakkı kurularak bu parselin 26 parseldeki hukuki durumunun belirlenmemesi ve böylece kesintisizlik ilkesinin ihlal edilmesi, davanın niteliği gereğince uygulama harç ve giderlerinin davacılar üzerinde bıkarılması gerekirken davalılardan alınmasına karar verilmesi, davacılar lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi, geçit hakkına konu yerin bedeli belirlenirken bu kısımdaki varsa muhdesat bedelinin de geçit bedeline dahil edilmesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatıranlara geri verilmesine, 24.1.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.