YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/6694
KARAR NO : 2006/7838
KARAR TARİHİ : 03.07.2006
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine, davalılar vekili tarafından davacı aleyhine 5.3.2003 ve 14.4.2004 gününde verilen dilekçeler ile noter satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu kayıtlarının iptali ve tescil, birleştirilen davada noter satış vaadi sözleşmesinin iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine dair verilen 24.11.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar ve birleştirilen davanın davacıları vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava 27.2.2001 günlü taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, karşı dava ise dayanılan satış vaadi sözleşmesinin ehliyetsizlik nedeniyle iptali istemlerine ilişkindir.
Mahkemece satış vaadi sözleşmesine dayalı tescil istemi kabul edilmiş, sözleşmenin iptali istemi ise reddedilmiş hükmü davalı ve karşı davacılar temyiz etmiştir.
Davranışlarının eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirme ve ayırt edebilme kudreti bulunmayan bir kimsenin kendi iradesiyle hak kazanma, borç altına girebilme ehliyetinden bahsedilemez. «Ayırt Etme Gücü» başlıklı Türk Medeni Kanunun 13. maddesinde yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biri ile akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkesin bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahip olduğu hükme bağlanmıştır. Diğer taraftan anılan yasanın 15. maddesi gereğince de kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz. Görülüyor ki; yukarıda sözü edilen yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespiti gerek şahıs ve gerekse mamelek hukuku bakımından son derece önemlidir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Davalılar miras bırakanı …1931 doğumludur. 71 yaşında iken 15.2.2001 tarihinde eşini kaybetmiş, bundan 7 gün sonra 27.2.2001 gününde davacıya 36, 46, ve 6 parsel sayılı taşınmazları satmıştır. Bunlardan 46 parsel sayılı taşınmaz üzerinde 2 katlı ev bulunmaktadır. İfade edildiğine göre mali durumu iyidir. 25.6.2001 tarihinde ormanda kendisini asarak intihar ettiği anlaşılmaktadır. Anlatılanlar ve olayların akışından eşinin ölümünden sonra psikolojik tahribata uğradığı, onun mezarını sık sık ziyaret ettiği kısa bir zaman sonra da kendisini öldürdüğü görülmektedir. Bütün bunlar murisin ehliyeti konusunda mahkemenin kabul ettiğinin aksine kuşku yaratmaktadır. Oysa dinlenen tanıkların bu husustaki beyanları yeterli değildir. Ayrıca tanıkların dinlenmesinden sonra mahkemeye dilekçe veren davalılar vekili tanıkların tehdit edildiğini de bildirmiştir. Hal böyle olunca mahkemece mahalli cumhuriyet savcılığı kayıtlarından davalılar ve karşı davacı muris bırakının ölümü ile ilgili soruşturma dosyası getirtilmeli, burada bir olgu ve bulgu varsa elde edilecek delillerle ehliyet konusunda adli tıp görüşüne başvurulmalı, sözleşme ehliyeti olup olmadığı sonucuna uygun değerlendirilerek bir hüküm kurulmalıdır. Eksik araştırma ve inceleme ile davanın yazılı şekilde doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar ve karşı davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 3.7.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.