Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2006/9348 E. 2006/9433 K. 19.09.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/9348
KARAR NO : 2006/9433
KARAR TARİHİ : 19.09.2006

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 8.4.2004 gününde verilen dilekçe ile tahsise dayalı elatmanın önlenmesi ve tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 28.12.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R

Davacı tapuda 2103 parsel olarak dava dışı Hazine adına kayıtlı taşınmazın 2981 sayılı Yasa uygulaması sonucu adına tahsisi yapıldığını ileri sürerek davalının yersiz elatmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı, taşınmazın murisi Fevzi’ye ait olduğunu ve kendisine miras yolu ile intikal ettiğini beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece dava konusu taşınmazın kaydında davalının murisi Fevzi adına muhdesat şerhi bulunduğu kabul edilerek dava reddedilmiş, hükmü davacılar temyiz etmiştir.
2103 parsel sayılı taşınmazın kadastrosu 15.07.1980 tarihinde yapılmış ve taşınmaz dava dışı Maliye Hazinesi adına tapuya tescil edilmiştir. Ancak; kadastro sırasında dava konusu taşınmaz üzerinde maliki Maliye Hazinesinden başkasına ait (somut olayda tarafların ortak murisi Fevzi’ye ait) muhdesat bulunduğu saptanarak bu olgu tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmiştir. Gerçekten, Türk Medeni Kanununun 1009. maddesi uyarınca kütüğün beyanlar hanesine yazılan şerh ilgilisine ayni hak bahşetmese de varlığını koruduğu sürece ayni hak gibi hüküm ve kuvvet kazanır ve bu hak sonradan malik olan kişilere karşı da ileri sürülebilir hale gelir.
Hukuk Genel Kurulunun 04.12.1996 tarih ve 763/864 sayılı kararında da belirtildiği üzere tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi değildir. Bu belge sadece fiili kullanmayı belirler ve ilgilisine kişisel hak sağlar. Hazine adına tapuda kayıtlı bulunan dava konusu parselin 27.02.1986 tarihinde 2981 sayılı Yasa uygulamasıyla davacıya tahsis edildiği davacının da taşınmaz üzerinde bu şekilde kişisel hak kazandığı anlaşılmaktadır.
Görülüyor ki, dava konusu olayda iki ayrı nedene dayalı yarışan kişisel hak mevcuttur. Dairemizin yerleşik uygulamasına göre iki ayrı kişisel hakkın varlığı halinde bu haklardan evvelki tarihli olanlarına değer verileceğinden çekişme konusu yapının davalı …’in miras bırakanı Fevzi’ye ait olduğunun kabulü zorunludur. Ne var ki, yargılama sırasında ölen davacı Hayriye’nin davaya davacı sıfatı ile devam eden mirasçıları aynı zamanda davalı ile birlikte muris Fevzi’nin mirasçıları olduğundan dava konusu muhdesata taraflar elbirliği mülkiyet rejimine tabi olarak maliktir. Böyle olunca davanın elbirliği mülkiyeti rejimine tabi malikler arasında elatmanın önlenmesi davası olarak nitelendirilmesi gerekmektedir. Dava konusu taşınmaz davalının zilyetliğinde bulunduğundan davacılar bu yeri kullanıp faydalanamadığına göre mahkemece elbirliği maliklerinin usulen belirlenecek paylarına davalının elatmasına karar verilmesi yerine yazılı bazı gerekçelerle reddi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 19.09.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.