YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/11523
KARAR NO : 2007/10809
KARAR TARİHİ : 27.09.2007
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 08.03.2006 gününde verilen dilekçe ile tespit, müdahalenin meni ve alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 27.02.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 1.3.1996 tarihli miras taksimine ilişkin sözleşme uyarınca davacıya bırakıldığı iddia edilen ancak, davalının tapuda malik olduğu taşınmazda mevcut kestane ağaçları üzerinde çıkartılan haksız muarazanın men’i, kestane ağaçlarının mülkiyetinin tespiti, ürün bedelinden mahrum kalınan 150,00 YTL.nin tahsili istemleri ile açılmıştır.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, mülkiyeti davalıya ait 114 ada 4 parsel sayılı taşınmaz içersindeki 3 adet kestane ağacının malikinin davacı olduğunun tespitine, davalının ağaçlar üzerindeki müdahalesinin men’ine, bilirkişinin hesapladığı 2005 yılı ürün bedeli yoksunluğu zararı 150,00 YTL.nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü davalı temyiz etmiştir.
Gerçekten Türk Medeni Kanununu 676 ve 10.12.1952 tarih 1950/2-1952/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca mirasa dahil gayrimenkullerin taksimi hakkında mirasçılar arasında yapılacak sözleşmenin geçerliliği için yalnızca yazılı olması yeterlidir. Bu aktin ayrıca tapu memuru huzurunda resmi senede bağlanması gerekmez. Dolayısıyla dayanılan ve tüm mirasçıların katıldığı anlaşılan 1.3.1996 tarihli paylaşım sözleşmesi geçerlidir. Ancak, Medeni Hukukun düzenleyici hükümlerine göre yapılan bu sözleşmenin
Borçlar Hukuku alanında ifa kabiliyeti olması gerekir. Zira Borçlar Kanununun 117 maddesi hükmüne göre borcun ifası, borçluya isnat olunamayan haller münasebetiyle mümkün olmazsa o borç ortadan kalkar. 1.3.1996 tarihli sözleşmenin ifa kabiliyeti bulunup bulunmadığının tespiti için de Türk Medeni Kanununun 676.maddesi hükmü dışındaki diğer hükümlere bakmak gerekmektedir. Yasanın mülkiyet hakkının içeriğini düzenleyen 683.maddesi taşınmaz malikine hukuk düzeninin sınırları içerisinde o eşya üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi tanımıştır. Diğer yandan 718.madde hükmü uyarınca, taşınmaz mülkiyetinin kapsamına yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer. Bu hükümlerden görüleceği üzere, araziyi ayrı istisnalar dışında üzerindeki yapılar, bitkiler ve kaynakları ayrı düşünmek olanağı yoktur. Aksinin düşünülmesi halinde Anayasanın güvence altına aldığı mülkiyet hakkı yasaların dışında kısıtlanır ve mülkiyetin özü zedelenir. Bu açıklamalara göre, bitkiler üzerindeki arazinin mülkiyetine bağlı olduklarından ağaçların mülkiyetinin malikten bir başka kişiye ait olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Davacı 1.3.1996 günlü sözleşmenin kendisine sağladığı haklardan kısmen veya tamamen istifade edemezse Borçlar Kanununun 96.maddesine dayanarak bundan doğan zararını (somut olayda ağaçlara ilişkin bedeli) taşınmaz malikinden ayrıca dava edebilirse de malike karşı açılan eldeki muarazanın giderilmesi ve mülkiyet tespiti ile alacağa yönelik istemlere ilişkin dava reddolunmalıdır
Mahkemece yapılan bu açıklamalar göz ardı edilerek davanın yazılı olduğu şeklide kabulü doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 27.9.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.