YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/6814
KARAR NO : 2009/15729
KARAR TARİHİ : 19.10.2009
Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
No :
Davacı, trafik kazasında yaralanan sigortalıya yapılan tedavi girerleri nedeniyle yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme,ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dava, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu yaralanan … sigortalısına davacı Kurumca yapılan Sosyal Sigorta yardımlarının 1479 sayılı Kanunun 63. maddesi kapsamında rücuan tahsili istemine ilişkindir.
… Kanununun 70/2 maddesi hükmünde; bu kanuna dayanılarak Kurumca açılacak rücu davalarının 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu öngörülmüş olup, zaman aşımına ilişkin bu hüküm, “özel hüküm” niteliğini taşımakla genel hükümlere göre uygulama önceliğine haizdir. Karar gerekçesinde belirtildiği üzere Borçlar Kanunu 60. ve 2918 sayılı Yasa’nın 109. maddelerinin uygulanma olanağı yoktur.
Ne var ki; iş bu 10 yıllık zamanaşımının hangi tarihten itibaren işlemeye başlayacağı konusunda; özel kanun olan 1479 sayılı Kanunun anılan maddesi hükmünde açıklık bulunmaması karşısında; başlangıç tarihinin belirlenmesinde “zamanaşımının alacağın muaccel olduğu zamandan başlayacağı”na ilişkin Borçlar Kanununun 128. maddesi hükmü esas alınmalıdır.
Bu durumda ise; Kurumun 63. maddesine dayalı rücu alacağının; gelir, ya da, aylığın bağlandığı ve bu işlemin yetkili makamca onaylandığı, masrafların yapıldığı tarihte mi, yoksa, zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği tarihte mi, muaccel olacağı konusunun çözümlenmesi gereği açıktır. Anılan konuda sonuca ulaşılabilmesi için de, öncelikle davacı …’a 63. maddeye göre tanınan rücu hakkının hukuksal temelinin ne olduğu üzerinde durulmalıdır. Dairemizin ve Yargıtay’ın son yıllardaki yerleşmiş içtihadına göre …’un sözü edilen rücu hakkı; hukuki nitelikçe, halefiyet ilkesine dayandığına ilişkin Yasada açık bir hüküm bulunmaması nedeniyle, Kanundan doğan, Kurumun sigortalı ya da hak sahiplerine tanınan haktan bağımsız olarak kullanılabileceği basit rücu hakkı vasfındadır. Bu bağlamda; belirtilen nitelikteki bağımsız rücu hakkının; başkasına ait bir borcu ödeyen kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik tazminat niteliğinde yeni bir talep hakkı olması itibariyle de; bu hak, rücu hakkı sahibinin şahsında doğduğu anda, alacak muaccel hale gelecek ve yeni bir zamanaşımı süresi de bu tarihten işlemeye başlayacaktır.
Hal böyle olunca; …’un rücu alacağı; sigorta olayının meydana gelmesiyle değil, gelir, ya da, aylık bağlanmasının onaylandığı masrafın yapıldığı tarihte muaccel olacak ve yasada öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi de bu tarihten işlemeye başlayacaktır.
Somut olayda; zararlandırıcı sigorta olayı 04.04.2002 tarihinde meydana gelmiş olup tedavi giderleri de olay tarihinden sonra yapılmış olduğundan yukarıda sıralanan hukuki esaslar çevresinde zamanaşımı süresi, Kurum alacağının muaccel hale geldiği masrafların yapıldığı tarihten işlemeye başlayacaktır ki, nitekim rücu davası da 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde 23.09.2005 tarihinde açılmıştır.
Hal böyle olunca da; mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı süresinin geçtiğinden bahisle davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
2-Kabule göre de; 27.06.1956 gün ve 2/14 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıkça belirtildiği üzere davacıya karşı birlikte sorumlu bulunan birden çok gerçek ve tüzel kişi aleyhine açılan bir davanın, davalılar için müşterek bir sebepten dolayı reddedilmesi halinde, reddedilen miktar gözetilerek tek vekalet ücreti taktir edilmesi gerekirken, yazılı şekilde her davalı için ayrı ayrı vekalet ücreti taktir edilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurumunun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 19.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.