YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4970
KARAR NO : 2022/8362
KARAR TARİHİ : 28.11.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada…4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09.05.2019 tarih ve 2016/795 E- 2019/390 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin usulden reddine-esestan reddine-esastan kabulüne dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 01.03.2021 tarih ve 2019/2567 E- 2021/360 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1999 tarihinde Yurtbank A.Ş…Şubesi’ne iradesi fesada uğratılarak Kıbrıs’da bulunan Yurt Security Off Shore Ltd.Şti.’ne 51.000,00 TL yatırdığını, söz konusu paranın Kıbrıs’a gönderilmediğinin belirlendiğini, açtığı dava sonucu 51.000,00 TL parasının 1999 tarihinden itibaren avans faizi ile birliket tahsiline karar verildiğini, ilam icraya konularak davalıdan parasını aldığını, müvekkilinin 51.000,00 TL parasını, faizi olan 262,872,00 TL ile birlikte toplam 313,872,00 TL para tahsil ettiğini, müvekkilinin 51.000,00 TL’sinin bugünün 313.872,00 TL’sine tekabül etmediğini, davalının olumsuz tutumu ve müvekkilinin iradesinin fesada uğratılmasının davalının temürrüdü neticesi zararın büyümesine neden olduğunu, müvekkilinin 1999 tarihindeki 51.000,00 TL paranın alım gücü ile bugünkü 313.872,00 TL’nin alım gücünün aynı olmayıp kat kat yüksek olduğunu, müvekkilinin tahsil ettiği faizle zararının karşılanmadığından bu 15 yıllık süre içinde bir çok sıkıntılara katlanmak zorunda kaldığından zararının giderilmesi için dava açmak zorunda kaldıklarını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL munzam zararlarını talep ve dava etmiştir.
Davalı …Ş. vekili ve fer’i müdahil TMSF vekili davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca Yargıtay tarafından istenilen tüm verilerin toplanarak ortak bir sepet halinde oranlamaya tabi tutulması neticesinde bilirkişi tarafından davacının toplamda 295.948,85 TL munzam zararının bulunduğu tespit edildiği, ancak dava dilekçesinde 1.000,00 TL’nin davalıdan tahsili talep edildiğinden taleple bağlı kalınarak, 1.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalıdan alınmasına karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili, davalı ve fer’i müdahil TMSF vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, faiz miktarını aşan munzam zarara neden olan maddi vakalar ve zarar tutarını ispat külfetinin davacıda olduğu, davacının munzam zarara neden olan maddi vakayı ve dolayısıyla zararı ispat edemediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2. maddesi gereğince kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi’nce verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 28.11.2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava; BK 122. maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir. Mahkemece; davacının alacağının faizi ile birlikte tahsil ettiği, faizi aşan zararını ispatlayamadığı gerekçesiyle dava ve davacının istinaf başvurusuda Bölge Adliye Mahkemesince reddedilmiştir.
Kural olarak borçlu borcunu zamanında ödeseydi ödenen parayı davacı alacaklının somut bir yatırıma dönüştüreceği ileri sürüldüğü takdirde bu yatırımın yapılanmaması nedeniyle zararın oluştuğu iddiasını ispat yükü üzerinde olan davacı; somutlaştırdığı zararı ispatlamakla yükümlüdür. Ancak bu şekilde bir somutlaştırma yapılıp ispat edilmemesine rağmen davacının faizi aşan bir zararının bulunmadığını kabul etmek özellikle yüksek enflasyon ortamında paranın değer kaybı gerçeği karşısında hakkaniyete uygun bir çözüm yöntemi olmaz. Çoğun içinde az da vardır ilkesi gereğince yüksek enflasyona bağlı olarak paranın alım gücünün düşmesi nedeniyle oluşan bir zararın varlığının da ayrıca kanıtlanması gerekmez.
Anayasa Mahkemesi’nin 2014/2267 başvuru numaralı 21.12.2017 sayılı kararında da yerel mahkemenin munzam zararının somutlaştırılıp kanıtlanamadığı yönündeki kararını onayan Yargıtay Özel Dairesi’nin kararı; AİHM kararları da emsal gösterilerek yüksek enflasyonun alacağın değer kaybına uğradamadan ödenmesinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmiştir.
Nitekim HMK 187/2. maddesinde herkesçe bilinen vakıaların ve ikrar edilmiş vakıaların ispatının gerekmediği belirtilmiştir.
İspat zorluğunun bulunduğu durumlarda dahi TBK 50.maddesi gereğince zararın hakim tarafından takdir edilmesi gerekmektedir. Hakim takdir hakkını kullanırken elbette dosyaya sunulu TCMB’nin değişik yatırım argümanlarına ilişkin verilerden yararlanması ve gerektiğinde bilirkişi raporu alması gerekmektedir. O halde mahkemece davalının temerrüdü nedeniyle alacağın geç tahsilinde kusurlu olduğunun kabulü ile yukarıda açıklanan hususlar gözetilerek zararın tayini gerekir iken davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp, Daire çoğunluğunun aksi yöndeki onama kararına katılmıyorum.