Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2007/950 E. 2007/2033 K. 29.05.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/950
KARAR NO : 2007/2033
KARAR TARİHİ : 29.05.2007

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

Ödeme taahhüdünü ihlal suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda beraatine dair, … 6. İcra Ceza Mahkemesinin 11.9.2006 tarihli ve 2006/863-2490 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin … 9.Ağır Ceza Mahkemesinin 17.10.2006 tarihli ve 2006/829 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 340. maddesinin 1.cümlesinde; “111’inci madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikayeti üzerine 3 aya kadar tazyik hapsine karar verilir.” hükmünün yer aldığı Yargıtay 16.Hukuk Dairesinin 15.12.2003 günlü ve 2003/7697-9213 sayılı ilamında da makbul sebebi “uygulamada hastalık, yangın, su baskını ve deprem gibi olağan üstü olaylar makbul sebep olarak kabul edilmektedir.” şeklinde ifade edildiği dosya kapsamına göre sözü edilen ilamda bahsedilen ve makbul sebep kabul edilecek nedenlerin bulunmadığından sanığın üzerine atılı bulunan suçun oluştuğu gözetilerek itirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemekle kararın 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 13/02/2007 gün ve 7062 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 01/03/2007 gün ve K.Y.B.2007/31420 sayılı tebliğnamesiyle istenilmiş olmakla,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Dosya kapsamına göre; 27.01.2006 günlü haciz tutanağında borçlu sanık tarafından usulüne uygun olarak gerçekleştirilen ödeme taahhüdünde borcun 25.02.2006 tarihinde ödeneceği taahhüdünde bulunulduğu, alacaklı vekili tarafından da yapılan taahhüdün kabul edildiği, … 6. İcra Mahkemesince Dairemizin, 15.10.2003 tarih ve 2003/7697-9213 sayılı ilamındaki “ödeme gücü olmadığından borcu ödeyememe, Anayasa’nın 38. maddesindeki yerine getirememe olarak kabul edilmeli, borçlunun ödeme gücünün varlığını kanıtlamak için alacaklıya olanak tanınmalı, bildireceği tüm deliller toplanmalı…” şeklindeki kararı dikkate alınarak müşteki vekiline sanığın ödeme gücü ile ilgili delillerini bildirmek üzere süre verilmiş, ancak müşteki vekili sanığın ödeme gücünün varlığını kanıtlayacak deliller bildirememiş, bu nedenle sanığın ödeme gücü olmadığından dolayı borcu ödeyemediği kanaatine varılmış ve Anayasa’nın 38. maddesi de dikkate alınarak sanığın beraatine karar vermek gerekmiştir.” gerekçesiyle beraat kararı verildiği anlaşılmıştır.
Mahkemece beraat kararına gerekçe yapılan Dairemizin 15.10.2003 tarih ve 2003/7697-9213 sayılı ilamının dayanağı olan T.C.Anayasa’sının “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddeye 3.10.2001 gün, 4709 sayılı Kanun’un 15. maddesi ile eklenen “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirmemesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” ek fıkrası, daha sonra 7.5.2004 tarih, 5170 sayılı Kanun’un 5.maddesiyle mülga edilmiştir.
Diğer taraftan; taahhüdü ihlal eylemi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 340. maddesinde “111.madde mucibince veya alacaklının muvafakatı ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlu, alacaklının şikayeti üzerine icra mahkemesi tarafından bir aydan üç aya kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde müeyyide altına alınmış iken, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 sayılı Yasa ile değişik İcra ve İflas Kanunu’nun 340. maddesi, “….. üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez.” biçiminde düzenlenmiş ve yaptırım altına alınmıştır.
Disiplin-Tazyik hapsinin niteliği öğretide şu şekilde açıklanmıştır.
“Kişinin yükümlülüğe aykırı davranmamak konusunda mecburiyeti bulunmamaktadır. Ancak, kişi bazı durumlarda bir yükümlülüğe uygun davranmaya belli ölçüde icbar edilebilmektedir. Başka bir deyişle; kişi, bazı durumlarda yükümlülüklerinin gereğini yerine getirmesini sağlamak için belli ölçüde icbar edilebilmekte ve bu amaçla bir süreye kadar hürriyetinden yoksun bırakılabilmektedir. Bu hürriyetten yoksun bırakma olgusu, bir disiplin hapsi niteliği taşımaktadır. Ancak, yükümlülüğün yerine getirilmesi halinde bu yaptırımın uygulanmasına derhal son verilmektedir. Bu bakımdan söz konusu disiplin hapsine ilişkin olarak kanunda sadece azami bir sürede belirlenmektedir. Kişi kendisine terettüp eden yükümlülüğün gereğini yerine getirmeye zorlanmak amacıyla ancak belli bir süreye kadar hürriyetinden yoksun bırakılabilecektir. Bu sürenin dolması halinde; kişi yükümlülüğünün gereğini yerine getirmemiş olsa bile, hürriyetinden yoksun bırakılmasına ilişkin yaptırım uygulanmasına son verilerek, serbest bırakılacaktır. Bu nedenle, söz konusu disiplin hapsine kanunda tazyik hapsi denilmiştir. (Doç.Dr.İzzet Özgenç, Ceza Hukuk Genel Hükümler, 3. Bas.Sh.623)
Disiplin hapsi tanımı, 5237 Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen yaptırımlardan farklı niteliktedir. Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, gerek disiplin hapsi gerekse hapsen tazyik yaptırımı tayin edilen kararlar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinde belirtilen “hüküm” niteliğinde değildirler. Her iki müeyyide ile yükümlülüğün yerine getirilmesi sağlanmak istenmiştir.
Açıklamalar doğrultusunda; İcra Mahkemesince Anayasa’nın 38. maddesi gerekçe yapılarak verilen beraat kararının hukuki dayanağının kalmadığı dikkate alındığında, itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Bu nedenle Yargıtay C.Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname yerinde görüldüğünden … 9.Ağır Ceza Mahkemesinin 17.10.2006 gün ve 2006/829 değişik iş sayılı kararının CMK’nun 309.maddesi gereğince sanık aleyhine sonuç doğurmayacak şekilde BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.5.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.