YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4576
KARAR NO : 2022/8459
KARAR TARİHİ : 29.11.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 07.09.2018 tarih ve 2017/100 E. – 2018/889 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 10.12.2020 tarih ve 2018/2574 E. – 2020/1318 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının davalıdan toplam 15 adet fatura muhteviyatı eşya (konteyner) depolama ücretinden kaynaklanan 56.910,56 Euro alacağının bulunduğunu ve alacağını tahsil edemediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 56.910,56 Euro alacağın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi uyarınca kamu bankalarının bir yıl vadeli Euro hesabına uyguladıkları en yüksek faiz oranı üzerinden işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu borcun sebebinin davalı ile ilgisi bulunmadığını, emtiaların varma yeri Almanya’da ortaya çıkan bir ihtilafa ilişkin olduğundan MÖHUK gereği Türk Mahkemeleri’nin yetkili olmadığını, davacı taleplerinin zamanaşımına uğradığını ve kanunen tayin edilen hak düşürücü sürelerin geçtiğini, davalının dava konusu emtianın taşınması konusunda EWNS firması ile sözlü olarak anlaştığını, Ludwigshafen Terminalden Baktat-Manheim firmasına teslimatın yurtdışı Witmann isminde bir nakliyeci ile organize edildiğini, davalının bahse konu konteynerlerin sahibi veya kiracısı olmadığını, konteynerlerin Unit 45 firmasına ait olduğunu ve EWNS firmasından kiralandığını, depolanan konteynerleri kiralayan EWNS firması iflas ettiğinden davalının bu depolama bedelini davalıdan talep ettiğini, UNİT 45 ve EWNS firmaları depolanan konteynerların sahibi ve kiracısı olduğundan dava konusu depolama bedelinin bu firmalardan talep edilmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının ticari nitelikteki saklama sözleşmesi kapsamında davalıdan faturaya dayalı 56.910,56 Euro tutarında alacağının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 56.910,56 Euro alacağın dava tarihinden 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince kamu bankalarının 1 yıl vadeli Euro hesabına uyguladıkları en yüksek faiz oranı ile birlikte tahsiline karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; somut olayda taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığı, taraflar arasındaki e-posta yazışmalarından, davalı tarafından konteynerlerin depolanmasının talep edildiği, davalı tarafından da her bir konteyner için 21 Euro elleçleme bedeli ve günlük 5,60 Euro saklama bedeli talep edildiği, davalının da kabulü doğrultusunda konteynerlerin davacının Mannheim’de bulunan deposuna konularak muhafaza edildiği, bu suretle taraflar arasında ardiye sözleşmesinin kurulduğu, esasen saklama hizmetinin verildiği davalının kabulünde olduğu, saklama ücreti konusunda da taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, uyuşmazlığın saklama ücretinden davalının sorumlu olup olmadığı hususunda toplandığı, bu kapsamda, Unit 45 firmasına ait olup EWNS firmasına kiralanan konteynerlerin göndericisi EWNS olup, alıcısı Baktat Mannheim’e teslim edilmek üzere davalı tarafından taşıyıcı olarak taşındığı, göndericiden talimat alamayan davalının, yükte teslim engeli ortaya çıkınca konteynerleri bir süre depolamak üzere davacı ile saklama sözleşmesi yaptığı, taraflar arasında kurulan saklama sözleşmesi kapsamında davalının saklama ücretinden sorumlu olduğu, davacı tarafından düzenlenen saklama ücretine ilişkin faturaların tebliğ edilmediği ileri sürülmüşse de, faturaların davalı çalışanının gönderdiği 08.10.2014 tarihli e-posta yazısında açıkça kendilerine 18.09.2014 tarihinde e-posta yoluyla ulaştığının teyit edildiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 11.988,94 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 29.11.2022 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilecek istinaf red harcı ile Yargıtayca hükmedilecek onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.
T.C. Anayasasının 73/3 maddesinde “Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülüklerin Kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı”,
492 sayılı Harçlar Yasası’nın 2. maddesinde “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı”,
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde “Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı”,
1/e maddesinde “yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı”
2.a maddesinde de “1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik merciilerinin 1. fıkra dışında kalan kararlarında” maktu harç alınacağı düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen “esas hakkında” karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki “esastan” ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir. (Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)
1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.
Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına” ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.
Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararının, niteliğine göre maktu olmalıdır.
Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.