Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2008/18023 E. 2009/8174 K. 08.06.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/18023
KARAR NO : 2009/8174
KARAR TARİHİ : 08.06.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, iş kazası sonucu malüliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı ile davalı ve ihbar olunanlardan Kutlutaş İnş.Tic.San.Ltd.Şti. ve … vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
1-Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 49-52. maddelerine göre dava ihbar olunan gerçek ve tüzel kişi, davada taraf sıfatını kazanamaz. Bir davada hüküm ,davanın tarafları arasında kurulur. Bu nedenle hükmü temyiz etme hakkı davada taraf olan kişilere aittir. Kural olarak kendisine dava ihbar olunan davaya katılmadıkça (müdahil olmadıkça) mahkemece verilen kararı temyiz etme hakkı yoktur. Ancak, mahkemece usul ve yasaya aykırı olarak taraf sıfatını almayan dava ihbar olunan kişi hakkında hüküm kurulmuşsa, ihbar olunan hükmün kendisiyle ilgili bölümünü temyiz edebilir.
Somut olayda, dava Kutlutaş İnşaat Sanayi ve Mad. Tic. Limited Şirketi ve Dillingham İnternationel İnconpo Adi Ortaklığına davalı şirketin istemi ile HMUK’nun 49.maddesince ihbar olunmuşsa da, ihbar olunanlar davaya katılmadığı gibi kendisine davayı ihbar eden davalıyı temsil etmek istediğinide bildirmemiştir. İhbar olunanlar aleyhine hüküm de kurulmamıştır. Bu nedenlerle taraf sıfatı bulunmayan Kutlutaş İnşaat Sanayi ve Mad. Tic. Limited Şirketi ve Dillingham İnternationel İnconpo’nun temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre, davacının tüm, davalı Yertaş İnşaat Sanali ve Ticaret Limited Şirketi’nin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
3-Dava 27.04.1998 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu sürekli iş gücü kaybına uğrayan davacının uğradığı maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin kısmen kabulü ile 2.140,10 YTL maddi ve 12.000,00 YTL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bu tür davalarda, tazminat miktarının saptanmasında; zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş görmezlik ve karşılık kusur oranları, Sosyal Sigortalar tarafından bağlanan peşin sermaye değeri gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerektiği tartışmasızdır.
Öte yandan tazminat miktarının işçinin rapor tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluştuğu yönü ise söz götürmez. Başka bir anlatımla, bilinen dönemdeki kazancın, mevcut veriler nazara alınarak işçinin günlük net geliri tespit edildikten sonra iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanacağı, bilinmeyen dönemdeki kazancın ise; 60 yaşına kadar (aktif) dönemdeki zararın, bilinen devredeki son kazancının yıllık olarak %10 arttırılıp %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle, 60 yaşından sonrada bakiye ömrüne kadar (pasif) dönemdeki zararın ise asgari ücret esas alınarak ortalama yöntemine başvurulmadan her yıl için ayrı ayrı hesaplanacağı, kaçınılmazlık, kusursuzluk veya kusurun ağırlığı gibi nedenlerden ötürü Borçlar Kanununun 43.44.maddeleri gereğince zarardan indirim yapılacağı ve en son olarak ta, aktif ve pasif dönemde, elde edilen kazançlar toplamından, Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından bildirilen peşin sermaye değerinin indirileceği, böylece belirlenen tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütüleceği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Somut olayda hükme esas alınan 03.12.2007 tarihli ve 02.07.2008 tarihli hesap raporlarında sigortalının pasif devre zararının hesaplanmasında asgari ücret yerine rapor tarihindeki ortalama yaşlılık aylığının esas alındığı ve bu suretle pasif devre zararının yüksek çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Bu hesaplama biçiminin ise yukarıda açıklanan ilkelere aykırı olduğu ortadadır.
4-Davacının iş kazası sonucu %2 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı olayda davacının kusurunun bulunmadığı, davalı alt işveren ve dava dışı asıl işverenin % 100 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile sigortalıya verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına takdir edilen manevi tazminat miktarı fazladır
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir
O halde, davalının bu yönlere ilişkin temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalı ile ihbar olunanlara iadesine, 60.00-TL temyiz başvuru harcını davacının yatırmış olduğu anlaşılmakla, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davacıya yükletilmesine, 08.06.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.