Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2008/10728 E. 2009/7879 K. 04.06.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/10728
KARAR NO : 2009/7879
KARAR TARİHİ : 04.06.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, Agustos 1975 – Agustos 1976 ve Agustos 1980 -Agustos 1982 tarihleri arası çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava davacının Sulh Hukuk Mahkemesinin hizmet tespiti kararında Ağustos/1975-Ağustos/1976 ve Ağustos/1980-Ağustos/1982 tarihleri arasında imamlık yaptığının kabul edildiği sürelerin SSK ‘na tabi çalışmalar olarak kabulü ile işe girişinin bu tarihlere göre tespiti istemine ilişkindir.
Mahkeme istemin reddine karar verilmiştir
Davacının Diyanet İşleri Başkanlığını temsilen Manyas Müftülüğüne açtığı hizmet tespiti davasında; Manyas Sulh Hukuk Mahkemesi 8.7.1999 tarih 1999/149 Esas 1999/207, Karar sayılı 27.9.1999 tarihinde kesinleşen ilamında davacının Ağustos/1975 –Ağustos/1976 ve Ağustos/1980-Ağustos/1982 tarihleri arasında 3 yıl süre ile imamlık yaptığının kabulüne karar verildiği, bu kararın SSK’na tabi hizmetler olarak değerlendirmesi için davacı tarafından 12.9.2006 da Kuruma verilen dilekçeye yanıt verilmedi anlaşılmaktadır
Uyuşmazlık, isteğin niteliği ve davacının hukuki statüsü bakımından uygulanacak yasa hükmünün ne olacağı noktasında toplanmaktadır.
5434 sayılı Yasa’nın Ek 47/C maddesinde köy,kasaba ve mahalle camilerinde kadrolu daimi mezun imam hatip ve müezzin-kayyımlara vekalet edenlerin bu görevlerde geçmiş sürelerini borçlanabilecekleri bildirilmiştir.
Davada, imamlıkta geçen süreleri borçlanmaya esas olmak üzere tesbitinin amaçlanması halinde, uyuşmazlığı, TC Emekli Sandığı Kanunun Ek 47/C maddesi uyarınca;anılan sürelerin sigortalı olarak değerlendirilmesinin istenmesi durumunda ise, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/V. maddesi gereğince çözümleneceği açık-seçiktir. Hal böyle olunca, sorunun, sağlıklı bir şekilde çözümü için, davacının hukuki statüsünün belirlemesindeki yasal ve hukuksal zorunluluk ortadadır.
Öte yandan 5434 sayılı Yasa yürürlükten kaldırılıp 1.10.2008 tarihi itibariyle 5510 sayılı Yasa yürürlüğe girmiş ve 5510 sayılı Yasa’nın 101.maddesinde bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde,bu kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği bildirilmiş ise de;5510 sayılı Yasa’nın Geçici 4.maddesinde bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanuna göre iştirakçi olup bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra bu Kanunun 4/1.fıkrası kapsamında sigortalılığı bulunmayanların borçlanma yoluyla hizmet edinmeye ilişkin uyuşmazlıklara 5434 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanacağı bildirildiğinden 5434 sayılı Yasa’nın Ek 47/C maddesine dayalı uyuşmazlığın çözümü idari yargının görev alanına girecektir.
Yapılacak iş,davacının T.C.Emekli Sandığı iştirakçilerinden olup olmadığını hiç bir kuşku ve duraksamaya yer olmayacak şekilde saptamak,T.C.Emekli Sandığı iştirakçilerinden bulunması halinde yukarıda sözü edilen TC Emekli Sandığı Kanunu Yasa hükümleri uyarınca davaya bakmaya adli değil idari yargı yeri görevli olduğundan dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar vermek T.C.Emekli Sandığı iştirakçisi değilse, uyuşmazlık iş mahkemesince çözüme kavuşturulacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 4.6.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.