YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/3635
KARAR NO : 2007/3947
KARAR TARİHİ : 24.10.2007
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 337/a maddesine aykırılık suçundan şüpheli Tarkan Karadağ hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25.07.2006 tarihli ve 2006/28392 soruşturma, 2006/8346 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kabulüne dair, Beyoğlu 2.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 20.10.2006 tarihli ve 2006/588 sayılı kararı kapsayan dosya incelendi.
Yargıtay 16.Hukuk Dairesinin benzeri bir olay sebebiyle vermiş olduğu 10.04.2007 tarihli ve 2006/1383-1225 sayılı kararıyla, borçlu sanığa isnat olunan suç 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 337/a maddesinde düzenlenmiş olup, aynı maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde” Alacaklının şikayeti üzerine” borçlu sanığın cezalandırılacağı, aynı kanunun “Muhakeme Usulü” başlıklı 349/1. maddesinde,muhakeme usulüne yer verilmiş olup, buna göre, şikayetin dilekçe ile veya şifahi beyanla icra mahkemesine yapılacağı, öte yandan 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğü giren 5358 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 346. maddesinin son fıkrasındaki “Bu bapta yer alan suçlarla ilgili davalara İcra Mahkemesinde bakılır” hükümleri karşısında, sanıklara yöneltilen suç hakkında iddianame ile dava açılmasının gerekmediği, İcra Mahkemesine verilecek dilekçe ile yargılamaya başlanacağının ifade edilmiş olması karşısında, itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemekle kararın 5271 Sayılı CMK’nun 309.maddesi uyarınca bozulması lüzumu, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 26.06.2007 gün ve 33642 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 02.08.2007 gün ve 2007/148805 sayılı tebliğnamesiyle istenilmiş olmakla,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya kapsamına göre, sanığa isnat edilen suç, 2004 sayılı İİK’nun 337/a maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, 44 üncü maddeye göre mal beyanında bulunmayan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlunun, bundan zarar gören alacaklının şikâyeti üzerine, cezalandırılacağının düzenlenmiş olması, yine anılan Kanun’un 349.maddesinde muhakeme usulüne yer verilmiş olup, buna göre şikayetin dilekçe ile veya şifahi beyanla İcra Mahkemesine yapılacağı, öte yandan 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 sayılı Kanun’un 18.maddesiyle değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 346.maddesinin son fıkrasına göre de “Bu bapta yer alan suçlarla ilgili davalara İcra Mahkemesinde
bakılır” hükümleri karşısında, sanığa yöneltilen suç hakkında iddianame ile dava açılmasının gerekmediği, İcra Mahkemesince verilecek dilekçe ile veya şifahi beyanla yargılamaya başlanacağı hususu gözönüne alındığında, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.
Bu nedenle Yargıtay C.Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 20.10.2006 tarihli ve 2006/588 sayılı kararının BOZULMASINA, sair işlemlerin mahallinde ifasına, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.10.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.