YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/10215
KARAR NO : 2023/205
KARAR TARİHİ : 01.02.2023
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi
SUÇ : Olası kastla öldürme
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. … 31. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.02.2022 tarihli ve 2021/245 Esas, 2022/56 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında olası kastla öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 21 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 54 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, müsadereye ve mahsuba karar verilmiştir.
2. … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 16.06.2022 tarihli ve 2022/1157 Esas, 2022/1608 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin ve katılan vekilinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan Vekilinin Temyiz Sebebi
Sanık hakkında alt sınırdan ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.
B. Sanık ve Müdafiinin Temyiz Sebebi
Suç vasfının taksirle ya da bilinçli taksirle öldürme suçu olarak belirlenmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Suç tarihinde saat 18:30 sıralarında sanığın yanında arkadaşı tanık …..,ile birlikte ikamet ettiği binanın çatı katına çıkarak, olaydan sonra tanık…..,’nin tarifi ile ele geçirilen 6136 sayılı Kanun kapsamında yasak niteliğe haiz olan üzerinde “SİGSAUER…” ibareleri bulunan ruhsatsız tabanca ile hedef gözetmeksizin sekiz el ateş ettiği, kurşunlardan birinin o esnada Altındağ İlçesi Hacı … Mahallesi,….., Caddesi No: 132/17 sayılı adresteki A.. Otomotiv isimli iş yeri önünde tanıklar T. B. ve E. K. ile birlikte bulunmakta olan maktulün batın bölgesine isabet ettiği, maktulün sevk edildiği hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığı ve ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı vertebra kemik kırığı ile birlikte büyük damar (aorta) yaralanması sonucu gelişen iç kanama sonucu öldüğü anlaşılmıştır.
Suç vasfı yönünden; Sanığın ateş ettiği binanın çevresinde yoğun yerleşim yerinin bulunduğu, bu bağlamda sanığın ateşlediği mermilerin civardaki ev ve iş yerlerinde bulunan kişilere isabet edebileceği hatta havaya yükselen mermi çekirdeğinin yorgun mermi olarak düştüğü sırada dahi herhangi bir kimseye isabet etme ihtimalinin bulunduğu, ancak sanığın bulunduğu binanın çatı katından öldürmeye elverişli tabanca ile rastgele birden fazla el ateş ederek, tabancanın etki alanı içerisinde yoğun yerleşim yerinin olduğu bölgede, çok sayıda ev ve iş yeri bulunmasına rağmen rastgele ateşlediği mermilerden birinin çevrede bulunan kişilerden birisine isabet ederek yaralanmasına ya da ölmesine sebebiyet verme ihtimalini öngörmesine rağmen, öngörülebilir ve olası neticeleri kabullenerek eylemine devam ettiği, maktulün de isabet eden mermi ile öldüğü, bu anlamda sanığın olası kast ile hareket ettiği kabul edilmiştir.
2. Sanık suçlamayı ikrar etmiştir.
3. Tanıkların beyanları tespit edilerek dava dosyasına eklenmiştir.
4. Adli Tıp Kurumu … Grup Başkanlığı … Morg İhtisas Dairesi Başkanlığının 18.11.2021 tarihli ve 37121003/101.05/2021/13663/1482/794 sayılı;
“…1) Kişinin ölümünün “ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı vertebra kemik kırığı ile birlikte büyük damar (aorta) yaralanması sonucu gelişen iç kanama” sonucu meydana gelmiş olduğu,
2) Vücutta 1 (bir) adet ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası tespit edilmiş olup, oluşan yaralanmanın öldürücü nitelikte olduğu,
3) Vücuttan 1 (bir) adet ateşli silah mermi çekirdeği elde edildiği…”
Şeklinde görüş bildiren otopsi raporu dava dosyasında mevcuttur.
5. 28.06.2021 tarihli ölü muayene tutanağı, olay yeri inceleme raporları ve olay yeri krokisi, Emniyet Genel Müdürlüğü … Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 29.06.2021, 30.06.2021, 01.07.2021 tarihli uzmanlık raporları, 29.06.2021 ve 01.07.2021 tarihli güvenlik kamera kaydı inceleme tutanakları dava dosyasına eklenmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A. Suç Vasfı Yönünden
1. 5237 sayılı Kanun’un “Kast” başlıklı 21 inci maddesi;
“(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.”
Şeklinde düzenlenmekle, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
2. Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilinerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Failin, gerçekleştireceği hareketin kanunî tipe vücut vereceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri
meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
3. Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
4. Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve “olursa olsun” düşüncesi ile göze almakta, neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
5. 5237 sayılı Kanun’un hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde “kanunda tanımlanmış haksızlık” olarak ifade edilen suç, kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı Kanun’un 22 nci maddesinin ikinci fıkrasında taksir;
“… dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.”
Şeklinde tanımlanmıştır.
6. Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden
bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
7. Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk ceza hukuk sisteminde kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
8. 5237 sayılı Kanun’da taksir; “basit” ve “bilinçli” taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22 nci maddenin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir;
“Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi …”
Şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
9. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt, taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
10. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
11. 5237 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinin ikinci fıkrasında; “Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi …” şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun’un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrasında; “Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır.” biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği “kabullenme” ölçüsünü aynı
maddenin gerekçesinde; “Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir.” şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
12. Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
13. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; İlk Derece Mahkemesince suç vasfının tayin ve tespitine ilişkin, denetime imkân verir şekilde değerlendirme yapıldığı, sanığın suçta kullandığı silahın öldürmeye elverişli olması, tabancanın etki alanı içerisinde yoğun yerleşim yerinin bulunması, sanığın ateş ettiği binanın etrafında çok sayıda ev ve iş yeri bulunmasına rağmen rastgele ateşlediği mermilerden birinin çevrede bulunan kişilerden birisine isabet ederek yaralanmasına ya da ölmesine sebebiyet verme ihtimalini öngörmesine rağmen, öngörülebilir ve olası neticeleri kabullenerek eylemine devam etmesi göz önünde tutularak sanığın eylemini olası kastla gerçekleştirdiğinin kabul edildiği anlaşılmakla, yerinde, yeterli ve kanunî gerekçeye dayanan suç vasfının tayininde bir isabetsizlik görülmediğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B. Ceza Tayini Yönünden
5237 sayılı Kanun’un 61 inci maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman, suçun silahla işlenmesi, sanığın kusurunun ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda, olası
kast nedeniyle uygulanan 5237 sayılı Kanun’un 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası öngören 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezanın alt sınırdan (20 yıl hapis cezası) belirlenmesinde isabetsizlik görülmediğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 16.06.2022 tarihli ve 2022/1157 Esas, 2022/1608 Karar sayılı kararında sanık ile müdafii ve katılan vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirilen süre dikkate alınarak sanık müdafiinin tahliye talebinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca … 31. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
01.02.2023 tarihinde karar verildi.