Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/10290 E. 2022/12946 K. 24.10.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/10290
KARAR NO : 2022/12946
KARAR TARİHİ : 24.10.2022

Mahkemesi :İş Mahkemesi
No :

Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, uyulan ikinci bozma ilamı sonrasında yapılan yargılama neticesinde ilamında belirtildiği şekilde asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ile davalılardan …. Tic. Ltd. Şti. ve …. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Mahkemece verilen önceki karar dairemizin 20.05.2021 günlü ilamıyla;
“1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Mahkemece Dairemizce verilen 02.06.2016 tarihli bozma ilamına uyulmuş ise de, bozma gereğinin tam olarak yerine getirilmediği görülmüştür; Davacı Kurum, 25.06.2010 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda vefat eden sigortalıya bağlanan gelirler ile tedavi masraflarından oluşan Kurum zararının davalılardan tahsilini talep etmiş olup, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, zararlandırıcı sigorta olayının meydana gelmesinde davalılardan asıl işveren …. Tic.Ltd. Şti. %10, alt işveren …. San. ve Tic. Ltd. Şti. %40, üçüncü kişi … %10, sigortalı ise %40 oranında kusurlu bulunmuştur. Bozma ilamında hatalı olduğu, ancak sonuca etkili olmadığı için bozma nedeni yapılmadığı belirtilen gerçek zarar hesabı esas alınarak, bu kusur oranlarına göre davalıların sorumlu olduğu Kurum zararı miktarı tespit ile hüküm altına alınmıştır.
Ancak, kararın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin 1 ve 4’üncü fıkraları olup, 5510 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin dördüncü fıkrası, üçüncü kişinin sorumluluğunu düzenlemektedir. Buna göre, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilebilecektir.
Üçüncü kişinin rücu alacağından sorumluluğu kusur sorumluluğu esasına dayanır. Bir başka ifadeyle; üçüncü kişi, ancak kusurlu bir hareketinin varlığı halinde rücu alacağından sorumludur.
İş kazası, meslek hastalığı ve hastalığın üçüncü kişinin kusuru sonucunda meydana gelmesi halinde rücu edilecek miktar ise; sigortalı ya da hak sahiplerine yapılan ödemelerin tümünün, bağlanacak gelirlerin ise başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, kusur karşılığından oluşmaktadır.
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla sebebiyet vermeleri halinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 61 ve 62’nci (818 sayılı Mülga Borçlar Kanununun 50 ve 51) maddeleri uyarınca teselsül hükümlerine göre birlikte sorumlulukları söz konusu olacaktır. Bu halde, Türk Borçlar Kanunu’nun 62’inci maddesi uyarınca kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkı baki kalmak koşuluyla, her bir sorumlu yönünden kusurlarına düşen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına hükmedilebilecektir.
İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanunun 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1. ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50. ve 51. maddeler (6098 sayılı Kanunun 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanunun 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin müteselsil sorumluların toplam kusuruna düşeninden işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır.
Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.
Mahkemece yukarıda belirtilen ilkeler göz önünde bulundurularak, 5510 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin 1 ve 4’üncü fıkralarının uygulanması gerekirken, bu madde uygulanmadan hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” gerekçeleriyle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyulmuş ancak yukarıda yazılı bozma gereği yerine getirilmeksizin, işveren ve üçüncü kişi sorumlulukları hatalı belirlenerek karar verilmiştir.
Mahkemece önceki bozma ilamında belirtilen, 5510 sayılı Yasadaki 21/1 ve 21/4 hükümlerine göre hesaplama yöntemi kullanılarak tarafların sorumlulukları belirlenmeli ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
O halde, temyiz eden davacı Kurum ve davalılardan …. Tic. Ltd. Şti. ile …. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 24.10.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.