YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/10464
KARAR NO : 2022/14050
KARAR TARİHİ : 10.11.2022
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
No :
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı, davalı ve feri müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 10.Hukuk Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı, davalı ve feri müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi
I-İSTEM
Davacı vekili, davacının 01/08/2002-06/09/2009 tarihleri arasındaki dönem ve 10/11/2011-21/09/2012 tarihleri arasındaki dönemler arasında davalı işveren nezdinde geçen çalışmasının tespitini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP
Davalı şirket ve feri müdahil Kurum vekilleri cevap dilekçelerinde davanın reddine karar verilmesini ayrı ayrı talep etmişlerdir.
III-MAHKEME KARARLARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne, davacının davalıya ait işyerinde 10/11/2011 – 14/09/2012 tarihleri arasında sigorta primine esas kazancın alt sınırından çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesi, usul ve esas açısından İlk Derece Mahkemesi kararını yerinde bulmak suretiyle; davacı, davalı ve feri müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar vermiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili, davacının 01.10.2008 – 06.10.2009 tarihleri arasında davalı işyerinde sigortasız olarak çalıştırıldığının 25.05.2016 tarihli bilirkişi raporu ile tespit edilmiş olduğunu, bu hizmet dönemi için Mahkemenin davacının “işe 3-5 gün ara verdiği” yönündeki beyanını yanlış yorumla çalışmada kesintili olduğu gerekçesiyle, 06.10.2009 tarihinden önceki hizmet dönemi için de hak düşürücü süre değerlendirmesiyle taleplerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının dava dilekçesinde talep edilen diğer hizmet dönemlerinde de çalışmış olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı şirket vekili davacının davalı işyerinde geçen hizmetlerinin işe giriş çıkışlarıyla birlikte düzenli olarak Kuruma bildirilmiş olduğunu, davalının imzalamış olduğu ibraname tutanaklarında da işe giriş ve çıkış tarihlerinin birinci tutanakta 06.10.2009 ile 10.11.2011 tarihi ve yine ikinci tutanakta da 21.09.2012 -11.07.2014 tarihleri olduğunu, tüm bu belgelerde davacının imzasının mevcut olduğunu, davacının işe giriş bildirgelerindeki imzanın kendisine ait olduğunu kabul ettiğini, belgelerin aksinin ancak resmi belge ile ispatlanabileceğini, davacı iş akdine ara verdiği dönemde KPSS kursuna gittiğini, yine bu dönemde dil kursuna katıldığını belirterek verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı Kurum vekili ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. ve 5510 sayılı Kanunun 86/9. maddeleri olup anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır. Bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzeni ile ilgili olup, ispatı için özel bir usul öngörülmemiştir.
506 sayılı Yasanın 79/10 ve 5510 sayılı Kanunun 86/8 maddeleri gereğince Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde, Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21 – 43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını yada kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez.
Bu tür davalarda, davacının çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; çalışmaları ile ilgili tüm belgeler davalı kurumdan; puantaj kayıtları ve ücret tediye bordrolarının asılları işverenden getirtilmeli, iş bu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın aidiyeti davacı tarafından kabul edilenler ile inkar edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine davacı tarafından hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanması için davacıya delilleri sorulmalı; dava konusu dönemde işyeri devri yada işverenler arasında organik bağ bulunup bulunmadığı araştırılmalı, davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile, aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler resen saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılmalı, tespiti istenen dönemde davalı işyerinde kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalıdır.
İnceleme konusu dosyada; davacının 01/08/2002-06/09/2009 tarihleri arası ile 10/11/2011-21/09/2012 tarihleri arasında geçen hizmetinin tespitini talep ettiği, davalı işyerince davacı adına 06/10/2009-10/11/2011 ve 21/09/2012-11/07/2014 tarihleri arasında geçen hizmet sürelerinin Kuruma bildirildiği, Kuruma yapılan bildirimlerle uyumlu işe giriş bildirgeleri ile ibranamelerde davacının imza kaydının yer aldığı, davacının imzalara yönelik bir itirazının olmadığı, Mahkemece 06/10/2009 tarihinden önceki çalışmaların hak düşürücü süre nedeniyle reddinin gerektiği, kamu tanığı …’nın beyanı dikkate alındığında da davacının 10/11/2011-14/09/2012 (davacının yaklaşık işe bir hafta ara verdiği beyanına da istinaden) tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığı kanaatiyle yazılı şekilde sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacının davalıya ait işyerinde ibranameler kapsamında da belirtildiği üzere iki dönemde geçen çalışmalarının Kuruma bildirildiği, işyerince bildirilen en son hizmet tarihinin 11/07/2014 tarihi olduğu, eldeki davanın da 29/01/2015 tarihinde açıldığı anlaşılmakla davacının 06/10/2009 tarihi öncesi geçtiği iddia olunan hizmet talebinin hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. Ancak yazılı belgelerin bulunduğu hallerde tanık deliline de başvurulamaz. Ne var ki davacı tarafından 31.01.2018 tarihli celsede “ Ben davalı tarafın ibraz ettiği işe giriş bildirgeleri ve ibranamelerdeki imzaları kabul ediyorum. Ben birkaç defa davalı ile problem yaşadığım için işe 3-5 gün ya da 1 hafta ara vererek işten ayrılmıştım. Ancak daha sonrasında beni tekrar çağırdılar ve ben de o zaman o işe giriş bildirgelerini imzaladım. İbranameleri ise bir problem olmayacağını söylediklerinden dolayı işveren davalıya duyduğum itimat nedeniyle imzaladım” şeklindeki beyanı dikkate alındığında, ibranamelerin geçerliliği konusunda hata, hile, ikrahın varlığı araştırılmadan sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
Bu durumda Mahkemece yapılması gereken iş, anılan belgelerin hata, hile veya manevi baskı altında imzalanıp imzalanmadığı yönünde davacının beyanı alınmalı, işbu yazılı belgelerin aksinin eşdeğerde delillerle ortaya konulması için davacıya delilleri sorulup toplanmalı ve böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlığa konu dönemde davacının fiili ve gerçek çalışması bulunup bulunmadığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmeli, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı, davalı ve feri müdahil Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen İlk Derece Mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine, dosyanın kararı veren İlk derece Mahkemesine gönderilmesine, Üye …’ın muhalefetine karşı; Başkan … ile Üyeler …, … ve …’nın oyları ve oyçokluğuyla, 10.11.2022 gününde karar verildi.
(M)
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “hizmet tespitinde işe giriş bildirgesi, ibranamenin imzalı olması ve anılan tarihten önce çalışma iddiası halinde, bu belgelerden önce çalıştığını iddia eden sigortalının bu belgelerin imzalı olması nedeni ile çalışma olgusunu eş değer yazılı belge ile kanıtlaması gerekip gerekmediği” noktasında toplanmaktadır.
2. Dairemizin 2021/5009 E, 2022/8251 Karar sayılı karşı oy gerekçesinde ayrıntılı açıklandığı şekilde kamu düzeni, resen araştırma ilkesi ve delil serbestisi kapsamında kalan hizmet tespitinde kesin delillerin bağlayıcılığı yoktur. İşçi(sigortalı) işveren ilişkisinde sosyal güvenlik hakkı kapsamında sigortalının ispat hukuku ilkelerine aykırı olarak yazılı delil sınırlandırılmasına tabi tutulması vazgeçilmez ve kişiye sıkıya bağlı hak olan sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracak niteliktedir. Çalışma olgusu hukuki fiil olup, her türlü delille kanıtlanabilir. İbraname ve işe giriş bildirgesi kayıtları senet niteliğinde olmayıp, sadece çalışılan günler için yazılı delil niteliğindedir. Çalışılmayan günler için delil niteliğinde olamaz. Hizmet tespitinde senetle ispat kuralının uygulanması görüşü isabetli değildir.
3. Açıklanan nedenlerle ibraname ve işe giriş bildirgesinin öncesi hizmet tespitinin ve hukuki fiil olan çalışma olgusunun yazılı delile bağlanması görüşüne ve bu nedenle çoğunluğun bu yöndeki bozma gerekçesine katılınmamıştır.