Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/6651 E. 2009/9921 K. 25.06.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/6651
KARAR NO : 2009/9921
KARAR TARİHİ : 25.06.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Davacı, murisinin ilk kesinti-17.7.2001 tarihleri arası tarım … sigortalısı olduğunun tespitine, 5510 sayılı Yasa’dan yararlandırılmasına, ölüm aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacı murisinin ilk Prim kesintisinin yapıldığı tarihi takip eden ay başından itibaren 17.07.2001 ölüm tarihine kadar tarım … sigortalısı olduğunun tesbiti ile 01.08.2001 tarihinden itibaren hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanması ve 5510 sayılı Yasa madde 25 gereğince prim borçlarının yeniden yapılandırılması gerektiğinin tesbiti istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin kabulü ile, davacının murisinin 01.09.1998 ile 17.07.2001 ölüm tarihleri arasında tarım … sigortalı olduğunun, askerlik süresi ile 3 yıllık sürenin ölüm aylığı bağlanmasına yeterli olduğunun, davacıya prim ödemesini takip eden aybaşından itibaren ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin ve davacının bu döneme ilişkin 5763 sayılı Yasa’nın prim alacaklarına ilişkin hükümlerinden yararlandırılması gerektiğinin tesbitine karar verilmiştir.
Hakimin son oturumda tutanağa yazdırıp tefhim ettiği karar, esas karar olup, sonradan yazılan gerekçeli kararın bu karara aykırı olmaması gerekir. Oysa 24.03.2009 günlü oturumda tefhim edilen kısa kararda 5763 sayılı Yasa’dan yararlandırılmasına ilişkin hüküm bulunmamasına karşın gerekçeli kararda 5763 sayılı Yasa’nın prim alacaklarına ilişkin hükümlerinden yararlandırılması gerektiğinin tesbitine karar verilmiş olması nedeniyle kısa karar ile, gerekçeli kararın aykırı olduğu zaptın ve Kararın incelenmesinden açıkça anlaşılmaktadır.Öte yandan konuyla ilgili 10.4.1992 günü ve 991/7 Esas, 1992/4 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bu aykırılığın giderilmesi suretiyle gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gereği açıkTır.
Öte yandan,HUMK’nun 389. maddesinde, Mahkeme kararında, davanın açıldığı tarihteki duruma göre asıl talep ile yardımcı talepler hakkında taraflara yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde yazılması gerektiği öngörülmüştür. Hüküm fıkrası, kararın esası olup, açık ve infazı mümkün olmalıdır. Hüküm, davanın açıldığı tarihteki maddi ve hukuki duruma göre verileceğinden, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na göre, ileriye dönük, terditli olarak ve şarta bağlı biçimde karar tesis edilmesi mümkün değildir.Bu nedenle henüz askerlik borçlanması ve prim ödemesi bulunmadığından,öncelikle davacı murisinin 01.10.1998 ile 17.07.2001 ölüm tarihleri arasında tarım … sigortalı sayılması halinde ne kadar prim borcu bulunduğunu Kurumdan sormak,davacın murisine ait prim borcu ve askerlik borçlanma bedelini ödemesi için davacıya mehil vermek, davacının prim borcu ve askerlik borçlanma bedelini yatırması halinde yaşlılık aylığı bağlanma koşulları değerlendirilerek prim borcu ve askerlik borçlanma bedelinin Kuruma yatırılış tarihini takip eden aybaşından itibaren davacıya ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, aksi halde yani, verilen mehil içinde prim borcu ve askerlik borçlanma bedelinin yatırılmaması halinde ise, ölüm aylığına ilişkin talebin reddine karar vermek gerekirken davacı murisinin hak sahibine prim ödemesini takip eden aybaşından itibaren ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tesbitine şeklinde ileriye dönük ve şarta bağlı hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Kabule göre de, davacının talep ettiği dönemlere bakıldığında davacı murisinin satmış olduğu ürün bedelinden ilk … pirim kesintisinin 05.09.1998 tarihinde yapılmış olması nedeniyle mahkemece Tarım … sigortalılık başlangıç tarihinin kesintinin yapıldığı tarihi takip eden ay başı olan 01.10.1998 olarak kabul edilmesi gerekirken; 01.09.1998 olarak tesbitine karar verilmiş olması da hatalı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde,davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 25.06.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

1-Sonradan yazılan gerekçeli kararın kısa karara uygun olması gerekir. Aksi halde yargılamanın aleniyeti ilkesi zedeleneceğinden kısa kararla gerekçeli kararın çelişik bulunması bozma nedenidir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.4.1992 günlü 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı kararı gereğince bozmadan sonra yerel mahkeme önceki kısa kararla bağlı olmayıp çelişkiyi kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre yeni bir karar verebilir.
Yargıtay Dairesince mahkeme kararı kısa kararla gerekçeli kararın çelişik bulunması gerekçesiyle bozulur ise hakimin bozmadan sonra kısa kararla bağlı olmaksızın vicdani kanaatine göre yeni bir karar verme yetkisi bulunduğundan artık Yargıtay Dairesince işin esasına girilmez ve bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmekle yetinilir.
Temyize konu bu işte mahkeme kararı kısa kararla gerekçeli kararın çelişik olması nedeniyle bozulduğuna göre işin esasına girilerek mahkemenin kabulüne göre hatalı bulunan yönlerin açıklanması usule aykırıdr.
2-İşin esasına yönelik çoğunluk görüşüne gelince;
Uyuşmazlık 1479 sayılı Kanunun 41. maddesinde ölüm aylığına hak kazanma koşulları arasında belirtilen “üç tam yıl” sigortalılık süresini “beş tam yıl” olarak düzenleyen hükmün, hangi tarihte yürürlüğe girdiği ve davacılar yönünden hangi düzenlemenin uygulanması gerektiği noktalarında toplanmaktadır.
1479 sayılı … Kanununun ölüm aylığı şartlarını düzenleyen 41. maddesinde “üç tam yıl” sigortalılık koşulu; 04.10.2000 tarihli 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile “beş tam yıl” olarak değiştirilmiş, anılan Kararname Anayasa Mahkemesinin 26.10.2000 tarihli kararı ile iptal edilmiş, iptal hükmü 8.8.2001 tarihinde yürürlüğe girdikten sonra; 24.7.2003 kabul tarihli 4956 sayılı Kanun, 02.08.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Anılan Kanunun 21. maddesi ile 1479 sayılı Kanunun 41. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (d) bentlerinde yazılı olan “üç tam yıl” ibareleri “beş tam yıl” olarak
değiştirilmiş olup, Kanunun yürürlüğüne ilişkin 57. maddesinin (b) bendinde “yasanın diğer hükümlerinin 8.8.2001 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği” açıkça hükme bağlanmıştır. 1479 sayılı Kanunun 41. maddesini değiştiren 21. maddesi 08.08.2001 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek maddeler içinde yer almaktadır.
Ne var ki, Anayasa Mahkemesinin 24.06.2004 gün ve 2004/18-89 sayılı kararı ile ölüm aylığına hak kazanma şartını 08.08.2001 tarihinden geçerli olmak üzere “beş tam yıl” olarak düzenleyen 4956 sayılı Kanunun yürürlük tarihine ilişkin 57. maddesinin (b) bendinin, 1479 sayılı Kanunun 41. maddesinin birinci fıkrasının, 4956 sayılı Kanunun 21. maddesi ile değiştirilen (a) bendi yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş, iptal kararı Resmi Gazetede yayımlandığı 23.11.2004 tarihinden başlayarak altı ay sonra 23.05.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
İptal kararının yürürlüğe girmesinden sonra Kanun koyucu tarafından son olarak 02.07.2005 tarih ve 5389 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 4. maddesi ile 4956 sayılı Kanunun yürürlüğe ilişkin 57. maddesinin (a) bendine “1479 sayılı Kanunun 7. maddesinin, ikinci fıkrası, 19” ibaresinden sonra gelmek üzere “21”, ibaresi eklenmiş ve aynı Kanunun yürürlüğe dair 5. maddesinde, anılan 4. maddenin 02.08.2003 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği bildirilmiştir.
Kural olarak kanunlar, yürürlüğe girdikleri andan itibaren hukuksal sonuçlarını doğurmaya başlar ve yürürlükte oldukları dönemdeki uyuşmazlıklara ve görülmekte olan davalara uygulanır. Ne var ki, kanunların yürürlük tarihinden önceki olaylara da uygulanacağı yönünde açık hüküm bulunması veya öğreti ile Yargıtay uygulamasında kabul edilmiş olan istisnalardan birinin varlığı halinde henüz kesinleşmemiş uyuşmazlıklara da yeni kanun uygulanmalıdır.
Hal böyle olunca “beş tam yıl” sigortalılık koşulu yönünden; 4956 sayılı Kanunun 21. maddesi ile 1479 sayılı Kanunun 41. maddesindeki “üç tam yıl” ibareleri “beş tam yıl” olarak değiştirilmiş ve yürürlüğe ilişkin 57. maddesi ile bu hükmün 08.08.2001 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girdiği ve ayrıca 5389 sayılı Kanunun 4. maddesi ile 4956 sayılı Kanunun 57. maddesinin (a) bendine “21” ibaresinin eklenmesi ile “beş tam yıl” düzenlemesinin, 5389 sayılı Kanunun 4. maddesi ile 02.08.2003 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girdiği açıktır.
Bu durumda “5 tam yıl ” sigortalılık koşulu yönünden 04.10.2000 tarihi ile 02.08.2003 tarihleri arasında bir boşluk olmadığının kabulü gerekir.Yargıtay HGK.’nun 24.12.2008 günlü 2008/21-787 Esas, 2008/786 Karar nolu kararı da bu yöndedir.
Somut olayda davacının murisi sigortalının ölüm tarihi olan 17.7.2001 tarihinde ölüm aylığı bağlanabilmesi için “5 tam yıl ” sigortalılık koşulu bulunmakta olup askerlik borçlanması ile birlikte murisin 4 yıl 9 ay 16 gün hizmeti mecvut olduğundan davacıya ölüm aylığı bağlanması mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Sayın çoğunluğun bozma kararının gerekçesinde işin esasına girerek mahkemenin kabulüne göre kararda yasaya aykırı bulduğu yönleri açıklaması, murisin ölüm tarihi olan 17.7.2001 tarihinde ” 3 tam yıl” sigortalılık süresi şartının bulunduğu şeklindeki işin esasına ilişkin görüşüne katılmıyorum.