YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/4857
KARAR NO : 2009/3679
KARAR TARİHİ : 26.05.2009
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında, kooperatif yönetim kurulu kararlarının iptali ve üye olunmadığının tespiti ile buna bağlı diğer istemlere ilişkin dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili, müvekkili kooperatifin önceki yönetimi tarafından usul ve yasaya aykırı olarak alınan yönetim kurulu kararları ile davalıların kooperatife üye yapıldığını ileri sürerek, davalıların üyeliklerine ilişkin yönetim kurulu kararların iptalini, davalıların üye olmadıklarının tespitini, taşınmazlara el atmanın önlenmesini, kooperatife teslimini ve haksız kullanım nedeniyle belirlenen ecri misil miktarının temerrüt faiziyle davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı … vekili, müvekkilinin usulüne uygun olarak kooperatif üyesi olduğunu, üyeliğinin devam ettiğini ve kooperatif ile aralarındaki işlemlerin yasal olduğunu savunmuştur. Davalı … , kendisine başka ödeme yapılmayacağının bildirildiğini, diğer masraflar için ödemeler yaptığını savunmuştur. Davalı … , davaya cevap vermemiştir. Mahkemece; davalı … ve … hakkındaki yönetim kurulu kararları genel kurulca iptal edildiği için ortada iptal edilecek bir karar bulunmadığı ve davalı … bakımından ise, üyeliğe ilişkin yönetim kurulu kararlarının iptalinin mahkemeden istenemeyeceği gerekçeleriyle, yönetim kurulu kararlarının iptali istemlerinin reddine, üye olunmadığının tespiti istemleri hakkında davalı … ve … bakımından karar verilmesine yer olmadığına, ancak davalı … … bakımından reddine, üyeliğe ilişkin yönetim kurulu kararının genel kurulca iptal edilmesi nedeniyle el atmanın önlenmesi isteminin kabulüne ve ancak kullanım yönetim kurulu kararına dayandığı için ecrimisil talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ile davalılardan… vekilince temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine, kararın dayandığı delilerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan sair temyiz itirazlarının reddine; ancak dava kooperatif yönetim kurulu kararının iptali ve üye olunmadığının tespiti ile buna dayalı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemlerine ilişkin olup, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.11.1989 gün 1989/11/425-591 sayılı kararında da belirtildiği gibi, kural olarak kooperatiflerde yönetim kurulu kararlarına karşı doğrudan iptal davası açılamaz. Yalnızca yönetim kurulu kararlarının icra edilmesi sonucu doğrudan doğruya kişisel olarak zarar gören üyeleri böyle bir dava açabilirler. Bunun yanında, esasen mahkeme kararının gerekçesinde de belirtildiği gibi, davaya konu yönetim kurulu kararının iptali ve üye olunmadığının tespiti istemleri hakkında, kooperatif yönetimi tarafından dava açılmak suretiyle mahkemeden bu şekilde bir istemde bulunulamaz. Zira kooperatif yönetimince değiştirilmesi istenilen bir yönetim kurulu ya da genel kurul kararının, kooperatif yönetim kurulu ya da genel kurulu tarafından alınacak yeni bir karar ile değiştirilmesi mümkün olduğundan, kooperatif yönetimince kendi kararlarının iptali için mahkemede davacı sıfatıyla dava açmalarında hukuki yarar yoktur. Esasen mahkemede yönetim kurulu ve genel kurul kararının iptali davasını açma hakkı, bu karardan zarar gören kooperatif üyelerine aittir. Bu açıklamalar ışığında somut olaya döndüğümüzde; karar iptali ve üye olunmadığının tespiti istemleri bakımından, mahkemenin gerekçeli kararında; bu hususun genel kurulun yetkisinde olduğu, mahkemeden istenemeyeceği belirtilmekle birlikte, yönetim kurulu kararının genel kurulca iptal edildiği, bu nedenle ortada iptal edilecek bir karar bulunmadığı gerekçeleriyle iptal ve üye olunmadığının tespiti istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığı belirtilmiş olmasına rağmen, kısa kararda, bu karardan ve kararın gerekçesinden farklı olarak, çelişki oluşturacak şekilde, iptal istemi bakımından yalnızca daha önce ilgili kararın genel kurulca iptal edildiği, ortada iptal edilecek bir karar bulunmadığı belirtilmiş, üye olunmadığının tespiti bakımından ise gerekçede belirtilenin aksine hüküm fıkrasında davanın reddine değil karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmiştir. El atmanın önlenmesi istemi bakımından ise, yukarıda açıklandığı üzere üyelik sona erdiği gerekçesiyle bu istem kabul edilmiştir. Bu şekilde verilen kararlarla, hem kısa ve gerekçeli karar arasında, hem de karar ile gerekçesi arasında çelişki oluşturulmuştur. Ayrıca bu karar ile, davalının artık kooperatif üyesi olmadığı, dolayısıyla dava konusu olmadığı halde genel kurul kararının doğru bir karar olduğu kabul edilmiştir. Oysa davalı hakkında 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ile ana sözleşme hükümlerinde belirtilen nedenlere göre yasada belirtilen prosedüre uygun alınmış ve kesinleşmiş bir ihraç kararı bulunmadıkça, kooperatif üyeliğine dayalı tahsis edilen taşınmaz hakkında el atmanın önlenmesine karar verilmesi mümkün değildir. Ayrıca, kooperatif genel kurulunun aldığı 04.07.2004 tarihli kararı da doğrudan kooperatif üyeliğini sona erdirecek nitelikte bir karar değildir. Davalı kooperatif üyeliğine kabul edilmiştir. Davalıya tahsis edilen taşınmazın projeye aykırı olması kooperatifin iç sorunudur. Davalının üyeliği, yalnızca ona tahsis edilen taşınmazın varlığına bağlı değildir. Üyelik ilişkisi tahsis edilecek taşınmazdan soyut bir sözleşme ilişkisidir. Bir kimse başlangıçta kooperatif üyesi olarak kabul edildikten sonra, bu ilişkinin sona ermesi 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 16. ve 27. maddeleri ile ana sözleşmede öngörülen koşullara göre mümkündür. Bu nedenle, var olan üyelik ilişkisi usulüne uygun olarak sona erdirilmeden el atmanın önlenmesi karar verilmesi doğru değildir. Bu itibarla, davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Diğer yandan, kısa kararda davalı … bakımından esasa ilişkin hüküm kurulduğu halde, gerekçeli kararda bu davalı bakımından davanın atiye bırakılması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi de doğru değildir. Davacı kooperatif vekilinin temyizi bakımından ise, kabule göre hükme esas alınan bilirkişi raporunun 09.07.2007 tarihli olduğu halde, kararda bunun 09.07.2002 yazılı olması doğru olmadığından, taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, vekâlet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının ise incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 26.05.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.