YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/18866
KARAR NO : 2009/9985
KARAR TARİHİ : 29.06.2009
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu malüliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, 21.11.2002 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu uğradığı %66 oranındaki maluliyeti nedeniyle 50.000.00TL manevi tazminat ile islah ettiği talebi ile 50.575.00TL maddi tazminatın olay tarihinde işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, davalı ise 06.01.2004 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesi ile kaza sonucu oluşan 5.220.00TL maddi zararının davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir.
Mahkemece, 29.144,21TL maddi tazminat ile 20.000.00TL manevi tazinatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, davalı tarafın istemi hakkında ise bir karar verilmemiştir.
Davacının iş kazası sonucu % 66 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı olayda davacının % 40, davalı işverenin % 60 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
B.K’nun 47. Maddesinde hakimin bedensel bütünlüğün bozulması halinde olayın özelliklerini göz önünde tutularak zarar görene adalete uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar vereceği öngörülmüştür. Bedensel bütünlük eş deyişle vücut bütünlüğü kavramının fizik bütünlük yanında ruhsal bütünlüğü ve sağlığı da kapsadığı tartışmasızdır. Olayın özelliklerinin neler olduğu 22.6.1966, 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanmıştır. Bunlar her olayda değişebilir. Bu nedenle hakiminin kararında bu özellikleri objektif ölçülere göre göstermesi gerekir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına hükmolunan manevi tazminatın az olduğu açıktır.
Maddi tazminat davalarının yasal dayanaklarından birini oluşturan Borçlar Kanunu’nun 43.maddesi tazminatın belirlenmesinde hakime kimi görevler yanında geniş bir takdir hakkı tanımıştır. Böylece gerçekci ve adil bir sonuca ulaşmak amaçlanmıştır. Uygulamada kabul edildiği üzere maddi tazminat hesapları, bilinen bir takım doneler yanında varsayımlara da yer vererek bir sonuca ulaşır. İnsan yaşamının kutsallığı beden ile ruh sağlığının korunması ve bu alanda uğranılan zararların hiç bir şekilde para ile karşılanmasının mümkün olmadığı düşünülebilirse de hukuk sisteminin başka bir giderim yöntemi öngörmemiş olması karşısında zorunlu bu tür hesaplama yolu ile zarara uğrayanın tatmini sağlanmaya çalışılmaktadır.
Bu tür davalarda, sonuca ulaşırken hesaplamaya ilişkin maddi unsurları, tarafların kusur durumlarına, sorumluluğa ilişkin temel hukuk ilke ve esasları yanında, tarafların sosyal ve ekonomik koşullarını hep birden değerlendirmek zorundadır. Maddi tazminatın zenginleştirme aracı olmadığı ve özendirici nitelik göstermemesi gereği gözardı edilmemeli ve bu arada sözü edilen tazminatın bir tarafın zararını karşılarken, diğer tarafında ekonomik ve ticari hayatını etkilemeyecek oranda olması dikkate alınmalıdır.
Mahkemece, bu olgular gözönünde tutulmaksızın belirlenen maddi zarar miktarından Borçlar kanunun 43. maddesi gereğince hakkaniyet indirimi yapılması isabetsiz olmuştur.
Öte yandan, davalı tarafca cevap dilekçesi ile birlikte ilgili harçları yatırılarak karşı dava açıldığı ve dilekçesininde usulünce karşı tarafa tebliğ edildiği nazara alınarak istem hakkında olumlu, olumsuz bir hüküm kurulmamış olmasıda bozmayı gerektirmiştir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözöünde tutulmaksızın kurulan hüküm usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 29.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.