Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/3087 E. 2022/15507 K. 06.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3087
KARAR NO : 2022/15507
KARAR TARİHİ : 06.12.2022

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
No :

İş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; ilk derece mahkemesince ilâmda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı ve davalı vekilleri tarafından duruşmalı temyiz edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 06.12.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davacı adına Av. …:… ile davalı adına Av. … geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
I-İSTEM
Davacılar vekili dava ve birleşen dava dilekçelerinde özet olarak; müvekkili sigortalının 15.03.2008 tarihli iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle 10.000 TL maddi ve 800.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle asıl dava dilekçesinde talep ettiği maddi tazminat istemini 497.262,16 TL’ye artırmıştır.
II-CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; iş kazasının davacının işyerindeki iş güvenliği ve işçi sağlığı eğitim ve talimatlarına aykırı eylemi nedeniyle oluştuğunu, müvekkili şirketin, iş güvenliği ve işçi sağlığı yönünden işyerinde işin yürütülmesi ile ilgili olarak oluşan tehlikelerden, sağlığa zarar verebilecek şartlardan işçilerini ve ilgili kişileri korumak ve daha insani bir iş ortamı meydana getirmek için metotlu çalışmalar yürüttüğünü, tüm iş güvenliği tedbirlerinin alındığını, araç ve gereçleri noksansız bulundurduğunu, davacının, işyerinde çeşitli tarihlerde birden çok işçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimlerine, ayrıca taşlama taşlarını değiştirme ve temizleme eğitimleri talimatlarına da katıldığını, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, kazanın, davacının dikkatsizliği, kusuru ve eylemi nedeniyle oluştuğunu, davacının iş sağlığı ve yükümlülüğü hükümlerine uymadığını, olayın oluş şekline, davacının asli ve bağışlanamaz kusuruna ve hakkaniyet kurallarına göre talep edilen tazminat taleplerinin fahiş olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesi kararında özetle: “Davacı 15/03/2008 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası sonucu malul kalmış, kaza neticesinde dava dosyası kapsamında yapılan inceleme ve araştırmalar neticesinde davacının maluliyet oranının %40,2 olduğu, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından düzenlenen 28/01/2016 tarih ve 128 Karar sayılı raporu ile kesinleştiği, meydana gelen iş kazasında tarafların kusur durumlarına istinaden yapılan incelemeler ve yasal mevzuata uygun heyet tarafından düzenlenen bilirkişi raporunun kusur durumlarını ayrıntılı olarak irdelediği, düzenlenen 25/05/2012 tarihli raporun incelenmesinde; Meydana gelen iş kazasında davalı şirketin % 80, davacının ise % 20 oranında kusurlu olduğunun kanaatine varıldığı, İstinaf karar evrakından sonra dosya, davalı işyerinden davacının imzalı ücret bordroları celbi istenilmiş, davacının toplu iş sözleşmesinden yararlanıp yararlanmadığı araştırılmış, gelen bilgi ve belgeler neticesinde dosyaya daha önce rapor sunan bilirkişiye tevdii edilerek istinaf karar evrakı doğrultusunda bilinen döneme ilişkin ücretlere göre hesaplama yapılması talep edilmiş, bilirkişi tarafından tanzim olunan 13/010/2021 havale tarihli raporda; 15/03/2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 40,2 oranında meslekte kazanma gücünü yitiren davacının, TRH 2010 tablosuna göre muhtemel yaşam süresi, dava dosyasına ibraz edilen davacının imzası bulunan ücret bordroları bilgileri, iş kazasındaki % 20 oranındaki müterafik kusur oranı, SGK ödemeleri dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucunda, davacının maddi tazminat miktarının 594.509,67 TL.olarak hesaplanıp tespit edildiği, bahsi geçen raporda tüm dosya kapsamının bir bütün halinde incelendiği ve yapılan hesaplamada dosya arasına alınan tüm delillerin tartışılarak gerekli indirimlerin yapıldığı, hesaplamaların isabetli ve somut bulgulara dayandığı, hazırlanan raporun yasla mevzuat ve Yargıtay içtihatlarına uygun bir yöntemle hazırlandığı, ilgili raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşılmış işbu rapor ve toplanan tüm deliller ile davacı vekilinin İstinaf ilamından öncek ıslah talebi doğrultusunda fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak davacının maddi tazminat talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Davalı tarafça davacının 15.03.2008 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası dolayısıyla ıslah yoluyla artırılan maddi tazminat talebinin ve manevi tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını beyan etmiştir. Sürekli iş göremezlik nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla açılan maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı süresi 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 125. ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddeleri gereğince 10 yıldır. Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Somut olayda davacının … Adli Tıp Kurumu tarafından sürekli iş göremezlik oranının belirlendiği ve raporunun düzenlendiği tarih 28.01.2016 tarihidir. Dolayısıyla gerek dava dilekçesi gerek ıslah dilekçesi ile tahsili istenen maddi tazminat talepleri gerekse manevi tazminat talepleri dava zamanaşımı süresi dolmadan açılmıştır.
Davacının manevi tazminat istemi yönünden yapılan değerlendirmede; Yargıtay’ın kararlılık kazanmış ilamlarında belirtildiği şekli ile, gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez. Somut olayda iş kazasının meydana geldiği tarihten bu yana geçen süre, davacının %40,2 oranındaki maluliyet oranı, iş kazası dolayısıyla geçici iş göremezlik süresi, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü nazara alınarak, davalının kusur oranı ve davacı açısından tatmin duygusunu karşılaması da kendi içinde gözetilerek takdiren 40.000,00 TL manevi tazminatın kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermek gerekmiştir” gerekçesiyle . “Asıl dava yönünden fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla; asıl davanın kabulü ile; Davacının Maddi Tazminat talebinin Kabulü İle; 497.262,16 TL.maddi tazminatın, kaza tarihi olan 15/03/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, İş bu dava dosyasıyla birleşen Mahkememizin 2018/2 Esas sayılı dava yönünden; Açılan davanın kısmen kabulü ile; 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/03/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İlk derece mahkemesi kararının davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi kararında özetle: “Davacı istinaf istemi yönünden: Tarafların kabul edilen kusur oranı, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın oluş şekli, işgöremezlik oranı, olay tarihi dikkate alındığında yerel mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarı dosya kapsamına uygun olduğundan istinaf nedeninin yerinde görülmediğini,
Davalı İstinaf istemi yönünden:
1- Mahkemece hükme esas alınan 25/05/2012 tarihli kusur raporunun , iş kazasının meydana geldiği alandan seçilen ve aynı zamanda işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olan bilirkişiler tarafından ve kaza tarihi itibarıyla uygulanması gerekli 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77 maddesi ile ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak düzenlendikleri, gerekçeli, hüküm tesisine elverişli ve yeterli oldukları, kusur oranlarının dayanakları belirtilmek suretiyle tespit edildiği anlaşıldığından mahkemece “kazanın meydana gelmesinde davacının % 20, davalı işverenin % 80 oranında kusurlu bulunduklarının kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.
2- Somut olayda, dava konusu iş kazasının meydana geldiği tarihi ve maluliyetin kesinleştiği tarihler dikkate alındığında, 10 yıllık zamanaşımı süresinin dava ve ıslah tarihi itibariyle dolmamış olduğu, davalının istinaf talebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
3- Dairemizin kaldırma kararından sonra alınan 11/10/2021 tarihli hesap bilirkişi raporunun TRH 2010 yaşam tablosu ve %40,2 maluliyet ile davacının %20 kusuru dikkate alındığında maddi tazminat 594.509,67 TL olarak hesaplanmıştır. İlk derece mahkemesince davacının ıslahı doğrultusunda 497.262,16 TL maddi tazminata, bakiye maddi tazminat olan 97.247,50 TL maddi tazminat alacağının saklı tutulmasına karar verilmiştir. Ancak dairemizin kaldırma kararından önce ilk derece mahkemesince hükmedilen maddi tazminat yönünden davacının istinaf talebi bulunmadığı, sadece manevi tazminat yönünden istinaf talebi bulunduğu anlaşılmaktadır. Buna göre ilk derece mahkemesinin 497.262,16 TL maddi tazminat yönünden davacının istinafı olmamakla bu miktar davalı lehine usulü kazanılmış hak niteliğinde olduğundan gerekçeli kararda bakiye miktarın saklı tutulmasına yönelik açıklama yerinde değildir.” Gerekçeleriyle “Tarafların istinaf başvurularının HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle: güncel asgari ücret verileri ve 25.12.2021 tarihli resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7349 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu gereğince yeniden hesap raporu alınmasını hükmedilen manevi tazminatın az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: İş Kazasının davacının dikkatsizlik ve tedbirsizliği neticesinde meydana geldiğinden kusurun davacıda olduğunu, sürekli iş göremezlik oranının hatalı tespit edildiğini, hesap raporunun hatalı olduğunu, davacının müvekkili nezdinde çalışmasıın devam etmiş olması nedeniyle maddi kaybının olmadığını, zamanaşımı def’inin hatalı değerlendirildiğini faiz hükmünün ve vekalet ücretinin hatalı belirlendiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Duruşma Yapılmadan Verilecek Kararlar” başlığını taşıyan 353.maddesinde:
“Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;
a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:
1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması.
2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması.
3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması.
4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, karar verilmiş olması.
6) Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması.
b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;
1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,
2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir” düzenlemesi yer almaktadır.
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince verilen kararda maddi tazminat yönünden davacının fazlaya ilişkin talep hakkı bulunduğuna işaretle taleple bağlı karar verildiği ve fazlaya ilişkin talep hakkının saklı tutulduğu, kararın davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince HMK 353/1-b.1 maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesine rağmen; hükmün gerekçe kısmında bu kararla çelişecek şekilde “dairemizin kaldırma kararından önce ilk derece mahkemesince hükmedilen maddi tazminat yönünden davacının istinaf talebi bulunmadığı, sadece manevi tazminat yönünden istinaf talebi bulunduğu, buna göre ilk derece mahkemesinin 497.262,16 TL maddi tazminat yönünden davacının istinafı olmamakla bu miktar davalı lehine usulü kazanılmış hak niteliğinde olduğundan gerekçeli kararda bakiye miktarın saklı tutulmasına yönelik açıklama yerinde değildir.” gerekçesine yer verildiği bu yönle Bölge Adliye Mahkemesi kararında gerekçe ve hüküm arasına uyuşmazlık oluştuğu gibi, aslen Bölge Adliye Mahkemesi kararının açıklanan gerekçe doğrultusunda HMK’nun 353/2 maddesi kapsamında “düzelterek yeniden esas hakkında “ verilmesi gereken karar niteliğinde olduğu, ancak kararın hüküm fıkrasında bu duruma göre İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmediği anlaşılmaktadır.
Bölge Adliye Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, HMK’nun 369/1.maddesi kapsamında kanunun açık hükmüne aykırı görülen bu husus dikkate alınarak, bu aşamada davacı ve davalı vekillerinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, gerekçe ve hüküm arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi yönünden Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf isteminin esastan reddine dair hükmü bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ve davalı vekillerinin bu aşamada temyiz itirazları incelenmeksizin HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, dosyanın kararı veren … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesine gönderilmesine, davacı avukatı yararına takdir edilen 8400,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, davalı avukatı yararına takdir edilen 8400,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine. temyiz harcının istek halinde temyiz eden taraflara iadesine 06.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.