Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2022/3840 E. 2022/7184 K. 02.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3840
KARAR NO : 2022/7184
KARAR TARİHİ : 02.11.2022

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemli dava sonunda Küçükçekmece 12. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 21.12.2021 tarihli ve 2021/163 Esas, 2021/124 Karar sayılı karar, yasal süre içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı dava dilekçesinde, dava dışı kardeşi …’ın maddi ihtiyaç içine girdiği dönemde yardım etmek amacıyla ve sonrasında iade edileceği inancıyla maliki olduğu 18137 parsel sayılı taşınmazda bulunan 6 numaralı bağımsız bölümü adı geçen kardeşinin eşi olan davalı …’e bedelsiz olarak satış suretiyle devrettiğini, devirden sonra davalı …’in mortgage kredisi çektiğini, aralarındaki anlaşma güvene dayalı olduğundan yazılı belge imzalanmadığını, sonrasında davalı … ile kardeşi …’ın boşandıklarını ve davalı …’in kredi borçlarını ödememeye başladığını, taşınmazının icra yoluyla satılmasını önlemek amacıyla 2 yıl boyunca kredi borcunu kendisinin ödediğini, ancak davalının geri devretmekten kaçındığını ve taşınmazı işbirliği içerisinde olduğu diğer davalı …’e muvazaalı olarak devrettiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiş, 04.01.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle, öncelikle iptal-tescil, olmadığı takdirde taşınmaz bedelinin davalı …’den tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1. Davalı …, taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını ve boşandıktan sonra maddi durumunun kötüleşmesi sebebiyle davalı … ve ihbar olunan …’a satış suretiyle devrettiğini, satışın gerçek olduğunu, muvazaanın bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı …, taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını, davacı ile davalı … arasındaki ilişkiyi bilemeyeceğini, iyiniyetli üçüncü kişi olduğu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece, iddianın yazılı delil ile kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen ilk kararına karşı davacı tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Bozma Kararı
Dairenin 16.09.2019 tarihli ve 2016/11683 Esas, 2019/4603 Karar sayılı kararı ile, “…“…tarafların göstermiş oldukları tüm delillerin eksiksiz toplanması, davalı …’in kullandığı banka kredisine ilişkin dosyanın eksiksiz bir şekilde (ilk taksitten itibaren dekontlar dahil) ilgili bankadan celp edilmesi, kredi ödemelerinin kim ya da kimler tarafından yapıldığının saptanması, dekontların delil başlangıcı niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi, bu nitelikte sayılması durumunda iddianın her türlü delille kanıtlanması olanaklı hale geleceğinden tanıkların bu kapsamda dinlenilmesi, tüm deliller birlikte değerlendirilerek çekişme konusu taşınmazın inançlı işlem kapsamında davalı …’e devredildiği saptanır ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesindeki düzenleme de gözetilerek, varılacak sonuç çerçevesinde iddiaların sabit görülmesi halinde son kayıt maliki olan diğer davalı …’ın iktisabının iyiniyetli olup olmadığı ve TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanmayacağının araştırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.” gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.
3. Mahkemesince Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 21.12.2021 tarihli ve 2021/163 Esas, 2021/124 Karar sayılı kararıyla; on yıllık saklama mecburiyeti geçtiğinden ödemelere dair makbuzun arşivlerinde bulunmadığı, davacı …’nin bu ödeme listesinde belirtilen tutarları kendisinin ödediğine dair yazılı bir kayıt sunamadığı, davacının 2013-2015 yılları içinde bireysel krediler kullandığı, gelen kayıtlarda delil başlangıcı niteliğinde değerlendirilecek bir hususunun olmadığı, önceden dinlenen tanıkların yeniden dinlenmesinin dosya esasına etkisinin bulunmayacağı, davacının inançlı işlem iddiasını yazılı bir delille ispat edemediği, yemin deliline de dayanılmadığı, son kayıt maliki diğer davalı …’ın iyi niyetli olup olmadığı hususunda araştırılmasına gerek olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
4. Bozma Kararı Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur.
5. Temyiz Nedenleri
Davacı temyiz dilekçesinde özetle, davanın inanç sözleşmesi kaynaklı olduğunu, kardeşi ve eşi olan davalıya yardım olarak kredi çekebilmeleri için taşınmazın devredildiğini, dava dilekçesi ekinde sunulan dekontlar ile ödeme tarihlerinin uyumlu olduğunu, davalı ile kardeşi boşandıktan sonra ödemelerin kendisi tarafından yapıldığını, 22 senedir taşınmazda kendisinin oturduğunu, hayatın olağan akışında taşınmazın görülmeden alınmayacağını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
6. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili, olmazsa bedel istemine ilişkindir.
6.2. İlgili Hukuk
6.2.1. Öte yandan; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.
Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK’nın 26 ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.
Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.
05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
6.2.2. TBK’nin 97 nci maddesinde; karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.
6.2.3. Türk Medeni Kanunun 1023 üncü maddesinde; “Tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.” hükmü düzenlenmiştir.
6.3. Değerlendirme
6.3.1. Dosya içeriğinden, çekişme konusu 18137 parsel sayılı taşınmazdaki 6 numaralı bağımsız bölüm davacı adına kayıtlı iken 29.06.2005 tarihinde davalı …’a satış suretiyle temlik ettiği, sonrasında davalı …’in de taşınmazı 25.01.2013 tarihinde ½ şer eşit paylarla diğer davalı … ve ihbar olunan …’a satış yoluyla devrettiği anlaşılmaktadır.
6.3.2. Somut olayda, davacının, çekişme konusu taşınmazın temlikinin inançlı işleme dayalı olduğunu ve taşınmazı teminat göstererek davalı … tarafından kullanılan banka kredisinin bir kısmının kendisi tarafından ödendiğini iddia ederek eldeki davayı açtığı, Dairenin (IV/2.) numaralı paragrafta belirtilen bozma kararında da değinildiği üzere davalı … adına çekilen kredinin kim tarafından ödendiğinin saptanması için Mahkemece ilgili bankadan dekontların istenildiği, bankaca 10 yıllık saklama süresinin dolduğu gerekçesiyle dekontların gönderilmediği ancak davacının, delil olarak dayandığı ve suretlerini dosyaya sunduğu dekont asıllarının kendisinde olduğunu bildirdiği görülmüştür.
6.3.3. Hal böyle olunca, Mahkemece davacının anılan kredi için yaptığı ödemelere ilişkin dekont asıllarını dosyaya ibrazı için imkan tanınması, dekont asıllarının temin edilmesi halinde davalı … tarafından çekilen krediye ilişkin ödeme yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi, dekontların davalı … tarafından çekilen kredi nedeniyle yapılan ödemelere ilişkin olduğunun saptanması halinde dekontların davacının elinde bulunması hususu da gözetilerek dekontların delil başlangıcı niteliğinde olduğu kabul edilerek tanıkların dinlenilmesi ve önceki bozma kararında işaret edildiği şekilde “çekişme konusu taşınmazın inançlı işlem kapsamında davalı …’e devredildiği saptanır ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesindeki düzenleme de gözetilerek, varılacak sonuç çerçevesinde iddiaların sabit görülmesi halinde son kayıt maliki olan diğer davalı …’ın iktisabının iyiniyetli olup olmadığı ve TMK’nin 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanmayacağının araştırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken”
eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
V. SONUÇ:
Davacı vekilinin (IV/6.3) numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle değinilen yön itibariyle yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3 üncü maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428 nci maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.