Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/3819 E. 2009/9440 K. 22.06.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/3819
KARAR NO : 2009/9440
KARAR TARİHİ : 22.06.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, 1.10.2004 tarihinden itibaren tarım … sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacının 01.10.2004 tarihinden itibaren 2926 sayılı Yasa’ya tabi tarım … sigortalısı olmadığının tespiti ile 01.10.2004 tarihinden sonra işlemiş prim borcunun faizi ile birlikte iptali istemine ilişkindir.
Mahkeme, davacının 01.01.1995-28.02.2001 tarihleri arasında ve 01.08.2005 tarihinden itibaren 506 sayılı Yasa kapsamında isteğe bağlı sigortalı, 19.03.2001-31.07.2005 tarihleri arasında 2926 sayılı Yasa’ya tabi tarım … sigortalısı olduğunun, tespiti ile davacının 01.08.2005 tarihinden sonraki zorunlu tarım … sigortalılığının iptaline karar vermiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının 01,01.1995-28.02.2001 ve 01.08.2005-30.09.2007 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa’ya tabi isteğe bağlı sigortalı olduğu, 19.03.2001 tarihli bildirge üzerine aynı tarih itibariyle 2926 sayılı Yasa’ya tabi sigortalı olarak tescil edildiği, 02.07.1999 tarihinden itibaren Ziraat Odası kaydının devam ettiği, 18.04.2001-16.03.2005 tarihleri arasında prim ödemelerinin bulunduğu, zirai taşınmazlarının olduğu, bu kayıtlardan davacının tescil edildiği 19.03.2001 tarihinden günümüze kadar 2926 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılık koşullarını taşıdığı, bu dava ile 506 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığına geçerlilik kazandırmayı amaçladığı anlaşılmaktadır.
Sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılığa yer verilmemiş olup “çakışan sigortalılık” olarak adlandırılan, bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olması hali, zorunlu sigortalılıkların çakışması halinde yasalarda yer alan düzenlemelerde önceden başlayan sigortalılığa geçerlilik tanınarak, isteğe bağlı sigortalılıkta ise, 506 sayılı Yasa’nın 85. maddesi uyarınca malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına isteğe bağlı olarak devam edebilmek için, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna zorunlu ya da isteğe bağlı sigortalı olmamak koşulu arandığından isteğe bağlı sigortalılık ile zorunlu sigortalılığın çakıştığı bu gibi uyuşmazlıklarda, anılan maddede yer alan “sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak çalışmaya başlayanların, çalışmaya başladıkları günden itibaren” isteğe bağlı sigortalılığın sona ereceği hükmü dikkate alınarak zorunlu sigortalılığa değer verilmek suretiyle “çakışan sigortalılık” sorunu çözüme kavuşturulmalıdır.
Bu yönüyle dava konusunun doğrudan 2926 sayılı Yasa’da öngörülen sigortalılık hak ve yükümlülüklerini etkileyeceği ortadadır. Sözü edilen sosyal sigortalılık, kişinin Anayasa’da ifadesini bulan temel sosyal haklardan olan sosyal güvenlik hakkına ilişkindir. Nitekim, Anayasa’nın 12. maddesine göre, herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Anayasa’nın 60. maddesinde ise, “herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve feragat edilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
2926 sayılı Yasa’nın 5. maddesinde de, bu ilke aynen benimsenerek, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, belirtilmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp, aynı zamanda bir yükümlülüktür (M.Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi, 1985, sh. 90). Bu nedenle, sigortalılık hakkından feragat edilemez. Kamu düzenini ilgilendiren bu tür tespit davalarında hakimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.02.2004 gün, E:2004/21-54, K:2004/54 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Davacı tescil edildiği 19.03.2001 tarihinden günümüze kadar 2926 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılık şartlarını taşıdığından zorunlu sigortalılık olan 2926 sayılı Yasa’ya değer vermek gerekirse de 17.04.2008 gün ve 5754 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 73.maddesi ile eklenen 5510 Sayılı Kanunun geçici.17 maddesinde; “Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez.
Ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihindeki 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.
Sigortalılıkları önceki kanunlara göre durdurulanlar için de bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır şeklinde düzenlenmiştir.
Yapılacak iş; davacının 2926 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığı yönünden yaptığı prim ödemelerinin tescil tarihinden itibaren hangi tarihe kadar sigortalılık süresini karşıladığını davalı Kurumdan sormak, beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunduğunun anlaşılması halinde davacının 05.02.2009 tarihli kararı temyiz etmediği de gözetilerek çıkacak sonuca göre davacının sigortalılığını durdurmak, beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunmadığının anlaşılması halinde davanın reddine karar vermektir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın tanık beyanlarından da davacının zirai faaliyetinin devam ettiği anlaşıldığı halde eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum’un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 22.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.