Yargıtay Kararı 1. Ceza Dairesi 2022/9449 E. 2023/108 K. 12.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/9449
KARAR NO : 2023/108
KARAR TARİHİ : 12.01.2023

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Kasten yaralama sonucu ölüme neden olma
HÜKÜM : Mahkûmiyet

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, katılan … vekilleri ve sanık müdafiinin 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği katılan … vekilleri ve sanık müdafiinin temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

Katılan … müdafiilerinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. … 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.01.2022 Tarihli ve 2021/96 Esas, 2022/24 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 54 üncü maddesinin birinci fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, müsadereye ve mahsuba karar verilmiştir.

2. … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 03.06.2022 Tarihli ve 2022/740 Esas ve 2022/1452 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılanlar vekilinin ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 87 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 54 maddesinin birinci fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası, uyarınca 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, müsadereye ve mahsuba karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan … Vekilinin Temyiz Sebepleri
Katılan … vekilinin karara karşı, 5271 sayılı Kanun 291 inci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen kanunî süre içerisinde 20.06.2022 tarihli, temyiz sebebi içermeyen dilekçe ile temyiz isteminde bulunduğu; ancak gerekçeli kararın 25.06.2022 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen aynı Kanun’un 295 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen 7 günlük kanunî süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı tespit edilmiştir.

B. Katılan … Vekilinin Temyiz Sebepleri
1. Eksik incelemeye,
2. Sanığın kasten öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğine,
İlişkindir.

C. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri
1. Sanık hakkında haksız tahrik indirimi uygulanması gerektiğine,
2. Sanık hakkında takdiri indirim uygulanması gerektiğine,

III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Suç tarihinde sanık ile ölen …’ın yanlarında temyiz dışı katılan … ile tanıklar …, … ve … de bulunduğu … isimli oto yıkamacılık faaliyeti gösteren iş yerinde sohbet ve alkol kullanımı için bir araya gelerek alkol aldıkları, olay gecesi saat 23:00 sıralarında oradan ayrılmak isteyen ölen …’ın arkadaşlarının gelip kendisini alacaklarını söylediği, bunun üzerine sanığın gitmek isteyen ölene tepki gösterdiği, tanık …’un aracı ile olay yerine gelmesi üzerine ölenin tanık … ile birlikte bu araca binip oturdukları, aracın hareket etmeksizin beklediği sırada işyerindeki sanığın aracın yanına koşup ilk olarak arabada gördüğüne kızdığı tanık …’a tokat attığı, tanık … ve ölenin araçtan indikleri, tanık … ile ölenin araçtan inmesinin ve sanığın hakaretamiz içerikli sert söylemlerinin ardından sanığın beklemede olan araca tekme de atmasıyla araçta bulunan tanık … ve…’ın araçla oradan uzaklaştıkları, araç yanı ilk tartışma ortamında ölenin olayın büyümesini engellemek amacıyla sanık … ve temyiz incelemesi dışında kalan katılan …’i kaldırıma doğru yönlendirmeye çalıştığı ve araçla gelen arkadaşlarını “beni ezersiniz” diyerek olayın büyümemesi için uyardığı, bunun akabinde sanık, ölen ve katılan … arasında içeriği tespit edilemeyen şekilde sözlü tartışma başladığı, maktul ve katılanın oto yıkama dükkanına doğru tartışarak birlikte yürüdükleri, cebinden çıkardığı bıçak ile katılan …’i boynundan basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte yaraladığı sonrasında sanık öleni muhtelif yerlerinden dört kez bıçakladığı kabul edilmiştir.

Suç vasfına yönelik olarak; ölenin yaralanmalarının bulunduğu yerlerin niteliği, öldürücü yaranın büyük damarların yer aldığı bölgenin hedef alınması sonucu gerçekleşmesi karşısında; sanığın ölene yönelik eyleminde öldürme kastı ile hareket ettiği sabit görülmüş, sanığın eylemine ölenin kaçmayı başarması nedeniyle daha fazla devam etmediği değerlendirilmekle; öldürücü darbe üzerine maktulün sanıktan kurtularak karşı taraftaki taksi durağına doğru kaçmayı başardığının anlaşıldığı durumda,

2. Sanık kovuşturma aşamasında alınan beyanında üzerine atılı suçlamaları kısmen ikrar etmiştir.

3. Temyiz incelemesi dışında kalan katıla A.Y ile tanıklar F.C.İ., F.K, S.Ş, G.E.’nin beyanları dosya içerisinde mevcuttur.

4. İstanbul Adlî Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 20.01.2021 tarihli raporda;
“03.09.2020 tarihinde tarihinde kesici delici alet yaralanmasına bağlı kaldırıldığı … Şehir Hastanesinde öldüğü bildirilen … oğlu, 1994 doğumlu … hakkında düzenlenmiş olan dava dosyasının tetkikinde,

1) Otopsisinde alınan doku örneklerinin Kimya İhtisas Dairesinde yapılan tetkikinde; hastanede kullanılan ilaç etken maddeleri olan KETAMİN, NORKETAMİN, LİDOKAİN tespit edildiği, tespit edilen miktarları tedavi düzeyinde oldukları, toksik düzeyde olmadıkları, ayrıca kanda;(108mg/dL) ETANOL , (6 ng/mL) ESRAR etkin maddesi THC metaboliti THC-COOH , Göz içi sıvısında; (151 mg/dL) ETANOL, Mesane yıkama suyunda; ESRAR etkin maddesi THC metaboliti THC-COOH tespit edildiği, ölümün meydana geliş şekli dikkate alındığında;
Kişinin zehirlenerek öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı,
2) Otopsisinde tespit edilen bulgular dikkate alındığında;
Kişinin kesici delici alet yaralanması dışında travmatik bir tesirle öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı,
3) Otopsisinde kişinin vücudunda 4 adet kesici delici alet yarası tespit edildiği, trajeleri boyunca oluşturdukları harabiyetler dikkate alındığında; harici muayenede tarif edilen 3 nolu yaranın tek başına ölüm meydana getirebilecek nitelikte olduğu, tanımlanan diğer kesici delici alet yaraların öldürücü nitelikte olmadıkları,
4) Otopsisinde tespit edilen kesici delici alet yaralarının cilt özellikleri dikkate alındığında;
Olayda kullanılan aletin bir kenarının keskin diğer kenarının künt vasıfta olduğu,
5) Otopsisinde kişinin vücudunda 4 adet kesici delici yarası tespit edilmiş olup, trajelerinin yapılan incelenmesinde harici muayenede tarif edilen 3 nolu yaranın ciltaltı ve kas doku seyirle a.fibulariste 0,3 cm.lik kanamalı kesi oluşturduğu dikkate alındığında;
Kişinin ölümünün; kesici delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar delinmesinden gelişen dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğu oy birliği ile mütalaa olunur.” şeklinde belirtilmiştir.

5. Olay yeri incelemesine istinaden düzenlenen olay yeri inceleme tutanağı, kolluk kuvvetleri tarafından düzenlenen kamera izleme tutanağı ve bu görüntülerin incelendiği bilirkişi raporu dosya içerisinde mevcuttur.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Ölen ve sanığın arkadaş oldukları ve olaydan önce aralarında husumet bulunmadığı, … ile tanıklar … , … ve … de bulunduğu … isimli oto yıkamacılık faaliyeti gösteren iş yerinde sohbet ve alkol kullanımı için bir araya gelerek alkol aldıkları,saat 23:00 sıralarında ölenin ayrılmak istediğini, arkadaşlarının gelip kendisini alacaklarını söylediği; bunun üzerine sanığın ölene “Alkol masasından kalkılmaz, seni bir yere göndermem, kimse seni alamaz” diyerek tepki gösterdiği; 03.09.2020 tarihinde saat 00.30 sıralarında tanık …’un aracı ile öleni almak üzere olay yeri yakınına geldiği; ölenin tanık … ile birlikte araca binip oturdukları, sanığın ise onların araçtan inmelerini sağlamaya yönelik sert söylemlerde bulunduğu; ölen ve tanık …’ın araçtan indikleri, sanığın tanık …’a tokat attığı, beklemede olan aracın tekerleklerine tekme atmasıyla tanık … ve arkadaşının araçla oradan uzaklaştıkları; tanık …’ın da yanlarından ayrıldığı; ölenin, kendisinin araçtan inmesine neden olan sanık … ve katılan …’e yönelik “beni rezil ettiniz, rencide ettiniz insanlara karşı, ezdiniz beni” diyerek kızdığı; bu sebepten sanık, maktul ve katılan …’in itişip kavga ederek oto yıkama dükkanına doğru ilerledikleri; oto yıkamanın bahçesinde kavga etmeye devam ederlerken sanığın Mert’in, cebinden çıkardığı bıçak ile katılan …’i boynundan basit tıbbi müdahale

ile giderilemeyecek nitelikte yaraladığı; öleni ise sağ bacak, sol kol üst, batın sol dış yan ve sol glutea üst kısmından olmak üzere 4 kez bıçakladığı; katılan …’in yaralanması neticesinde yere düşmesi ile sanık …’in elinde bıçak ile kaçarak olay yerinden ayrıldığı; olayın bu şekilde gerçekleştiği kabul edilmiştir.

Suç vasfına yönelik olarak; hedef alınan vücut bölgesinin hayati öneme haiz olmayan bacak bölgesi olması, hayati tehlikeye yol açan darbenin tek olması nazara alınarak olay öncesi, olay sırası ve olay sonrasında dış dünyaya yansıyan davranışlarına göre sanığın kastının öldürmeye yönelik değil yaralamaya yönelik olduğu, ancak maktulün ölmesi nedeniyle eyleminin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.

IV. GEREKÇE
A. Katılan … Vekilinin Temyiz Sebepleri
1. Eksik İnceleme
Sanığın aşamalardaki suçtan kurtulmaya yönelik çelişkili savunmaları, ölenin otopsi raporundaki bulgular, yaralarının yeri ve niteliği, olayın oluş şekline ilişkin sanık savunmalarının tanık beyanlarıyla desteklenmemesi ve olay yeri inceleme bulguları karşısında sanığın eyleminin sübuta erdiğinin kabulü ile dosyada mevcut deliller ile hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir isabetsizlik görülmediğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

2. Suç Vasfı
5237 sayılı Kanun’un “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” başlıklı 87 nci maddesinin dördüncü fıkrasının suç tarihindeki hâli; “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde iken 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 12 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “onaltı” ibaresi “onsekiz” şeklinde değiştirilmiş, 5237 sayılı Kanun’un 87 nci maddesinin dördüncü fıkrası “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.

Konuya ilişkin 5237 sayılı Kanun’un 87 nci maddesinin gerekçesinde ise “Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş olması hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hâllerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, ‘Genel Hükümler Kitabı’nda yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir.” açıklamasına yer verilmiştir.

765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda (765 sayılı Kanun) objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken 5237 sayılı Kanun’da objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta bir başka anlatımla “kusursuz sorumluluk” terk edilmiş olmaktadır (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161.)

765 sayılı Kanun’daki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı Kanun’da haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı Kanun’un hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.

5237 sayılı Kanun’un “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23 üncü maddesi;
“(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.” şeklindedir.
Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.

Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel saldırı suçunda mağdurun bitkisel hayata girmesi, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. Bası, İstanbul 2015, s.286 vd; Mehmet … Artuk, … Gökcen, A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, … 2009, C. 3, s.2484 vd.)

5237 sayılı Kanun’un 23 üncü maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen 5237 sayılı Kanun’un 87 nci maddesinin dördüncü fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi 5237 sayılı Kanun’un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası veya birinci fıkrası ile birlikte üçüncü fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir.

5237 sayılı Kanun’un 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olan kasten yaralama fiilinin işlenmesi sırasında aynı maddenin üçüncü fıkrasının da ihlâl edilmesi ve fiil sonucu ölüm neticesinin meydana gelmesi ihtimalinde 5237 sayılı Kanun’un 87 nci maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanmasının gerektiği yönünde bir düşünce akla gelebilecek ise de yukarıdaki açıklamalar da dikkate alındığında kanun koyucunun amacının bu olmadığı aşikârdır.

Öğretide de; “… vücut üzerindeki etkisi basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikteki bir yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, bu fiil 87. maddenin 4. fıkrası bakımından tipik bir fiil değildir. Buna göre, her şeyden önce, kasten yaralama sonucunda meydana gelen ölüm neticesinin faile isnat edilebilmesi için kasten yaralamanın belli bir ağırlığa ulaşması gerekmektedir. Böylece kanun koyucu hafif nitelikteki yaralama fiilinin tek başına ölüm neticesini meydana getirebilecek tehlikeyi içermediğini kabul etmiş olmaktadır. Diğer bir ifadeyle, 86. maddenin 2. fıkrası kapsamında kalan yaralama tek başına ölüm neticesinin faile yüklenebilmesi bakımından yeterli değildir.” (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, … 2017, s.193.); “…kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde ölüm neticesinin meydana gelmiş olması durumunda m. 87/son’un uygulanması mümkün olmayacaktır” (Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Bası, … 2017, s.219.); “Bu nitelikli hâlin düzenlendiği TCK’nin 87/4. maddesinde, faile verilecek ceza belirlenirken ‘yukarıdaki maddenin birinci ve üçüncü fıkralarına’ yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralanması ve/veya bu şekilde yaralamanın üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya silahla gerçekleştirilmesi durumunda anılan nitelikli hâl uygulanacaktır. Bu önermenin aksi düşüncesinden çıkan sonuç, TCK’nin 86/2. maddesinde düzenlenen basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda, bu nitelikli hâl uygulanamayacaktır.” (… Yaşar – … Tahsin Gökcan – … Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 2. Bası, …, 2014, s.3060-3061.) şeklinde görüşler mevcuttur.

Sonuç olarak kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin 5237 sayılı Kanun’un 87 nci maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanması için;
a) Failin yaralama kastı ile hareket etmesi,
b) Mağdurun 5237 sayılı Kanun’un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası kapsamında yaralanmış olması veya 86 ncı maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlâl edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi,
c) Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi,
d) Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır.

Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği 5237 sayılı Kanun’un 86 ncı maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbî müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87 nci maddenin dördüncü fıkrası uygulanamayacaktır.

Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.

Son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir.

5237 sayılı Kanun’un hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde “kanunda tanımlanmış haksızlık” olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kasten, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.

5237 sayılı Kanun’un 22 nci maddesinin ikinci fıkrasında taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için birtakım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlâl edilmesi sonucu belirmekte, fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılmaktadır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirli suçlarda aranması gereken hususlar;
a) Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
b) Hareketin iradi olması,
c) Sonucun istenmemesi,
d) Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
e) Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın maktulü sol kol, sol glutea, sağ bacak, sol flank bölgesinden olmak üzere bıçakla yaraladığı , İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 20.01.2021 tarihli raporunda belirtildiği üzere maktülde tespit edilen dört darbeden yalnızca sağ bacak 1/3 üst dış yüzde yer alan yaranın cilt altı ve kas doku seyirle a.fibulariste 0,3 cm’lik kanamalı kesi oluşturduğu, bu kesi nedeniyle büyük damar delinmesine bağlı olarak gelişen dış kanama sonucu maktul …’ın ölümünün gerçekleştiği, tanımlanan diğer kesici delici alet yaraların öldürücü nitelikte olmadıkları anlaşılmıştır.

Olayın gelişimi, hedef alınan vücut bölgesinin hayati öneme haiz olmayan bacak bölgesi olması, hayati tehlikeye yol açan darbenin tek olması nazara alınarak sanığın kastının öldürmeye yönelik değil yaralamaya yönelik olduğu, ancak maktulün ölmesi nedeniyle eyleminin kasten yaralama sonucu ölüme

neden olma suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, sanığın maktul …’a yönelik sübuta eren eylemine uyan 5237 sayılı Kanun’un 87 nci maddesi dördüncü fıkrasının uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B. Sanık müdafii
1. Haksız Tahrik
Sanığın olay gecesi ölenin olay yerinden ayrılma isteğini engelleyici tüm söylemleri, ölen ve tanık …’ı bindikleri araçtan inmek zorunda bırakır surette gerek onlara gerek araç içindeki tanıklara hakaretamiz sert söylemlerde ve fiili hareketlerde bulunması, en son beklemekte olan arabayı tekmelemeyerek aracın oradan gitmesini sağlaması, soruşturma aşamasında alınan ilk beyanında ölenim kendisine sadece “Beni rezil ettin” şeklinde sitemde bulunduğunu belirtmesi, ölenin kendisine yönelik hakaret ve saldırma gibi bir eyleminden bahsetmemesi, katılan … ve tanıkların beyanı birlikte değerlendirildiğinde, ilk haksız hareket ve eylemin sanıktan geldiği ve maktul ya da katılanın yalnızca karşı tepki hareketleri sergilemiş oldukları kabul edilmekle sanık lehine 5237 sayılı Kanun’un 29 ncu maddesi uyarınca haksız tahrik indirimi uygulanmasına yer olmadığı değerlendirilmiş, kararda bu hususta hukuka aykırılık görülmemiştir.

2. Takdirî indirim
Sanık hakkında kurulan hükümde, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca takdiri indirim sebebi uygulanmasının Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında olduğu, ancak bu takdirin sınırsız ve denetime kapalı bir yetkiyi barındırmadığı, Yargıtay tarafından yapılacak değerlendirmenin, Mahkemenin takdirinin dava dosyasında mevcut veriler ile uyumlu olup olmadığı, yerinde ve yeterli gerekçeye dayanıp dayanmadığı ile sınırlı olduğu anlaşılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesince; ” Sanığın fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları ve cezanın fail üzerindeki olası etkileri gibi hususlar dikkate alınarak TCK’nin 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,.” şeklindeki gerekçeye istinaden sanık lehine takdiri indirim sebebi uygulanmasına karar verilmesi karşısında, Mahkemenin takdirinin dava dosyası kapsamına uygun şekillendiği belirlendiğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

V. KARAR
A. Katılan … Vekilinin Temyiz Sebepleri Yönünden
Ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.10.2019 tarihli ve 2019/9.MD-355 Esas, 2019/596 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; yüzüne karşı verilen “Temyiz kanun yoluna başvurulması halinde CMK’nin 295/1. maddesi gereğince temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemiş ise temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde aynı usullerden biri ile temyiz nedenlerini içeren ek bir dilekçe vermek gerektiği aksi halde CMK’nin 298. maddesi gereğince temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi nedeniyle temyiz isteminin reddedilebileceği” ihtarına içeren karara karşı, 5271 sayılı Kanun 291 inci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen kanunî süre içerisinde 20.06.2022 tarihli, temyiz sebebi içermeyen dilekçe ile temyiz isteminde bulunduğu; ancak gerekçeli kararın 25.06.2022 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen aynı Kanun’un 295 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen 7 günlük kanunî süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı anlaşılmakla, katılan vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,

B. Katılan … Vekilleri ve Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri Yönünden
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 03.06.2022 tarihli ve 2022/740 Esas ve 2022/1452 Karar sayılı kararında sanık müdafiince ve katılan vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca … 10. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

12.01.2023 tarihinde karar verildi.