YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2911
KARAR NO : 2022/8333
KARAR TARİHİ : 24.11.2022
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 08.10.2020 tarih ve 2017/438 E. – 2020/608 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 22.11.2022 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalı banka tarafından müvekkilleri hakkında icra takibine konu edilen bono nedeniyle müvekkillerinin davalı bankaya borçlu olmadığını, senedin müvekkili şirketler ile davalı banka arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak verildiğini, davalı bankaya ayrıca teminat olarak ipotek de verildiğini, bankanın ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe giriştiğini, müvekkillerinin davalıya başkaca bir borçlarının da bulunmadığını ileri sürerek müvekkillerinin söz konusu bono nedeniyle davalı borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, İİK’nın 167. maddesi uyarınca borç ipotekle teminat altına alınmış olsa bile müvekkilinin kambiyo takibi yapmasının mümkün olduğunu, tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile aynı alacak için birden fazla takip yapılabileceğinin Yargıtayca kabul edildiğini, bononun ASR Konf. şirketi’nin kredi borçlarının ödenmesi amacıyla verildiğini, davacıların senedin teminat senedi olduğunu yazılı delille ispat etmesi gerektiğini savunarak davanın reddiyle %20 tazminata karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece uyulan bozma ilamına göre, davanın kısmen kabulü ile davacıların 29/05/2008 keşide tarihli 300.000,00 TL bedelli, 09/07/2003 vade tarihli bonodan dolayı davalıya 189.939,31 TL borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine, davalının şartları oluşmayan tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkindir.
Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Arslan, Ramazan; aktaran: Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, önsöz VII). Hukuk Genel Kurulu’nun 24.06.1992 gün ve 1992/1-347 E., 1992/396 K. ve 30.05.2001 gün ve 2001/14-443 E., 2001/458 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir (Rechts-schutzbedürfnis). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır. Öte yandan, bu hukuksal yararın, “hukuki ve meşru”, “doğrudan ve kişisel”, “doğmuş ve güncel” olması gerekir (Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, s.135).
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır. Bir davada, hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı, her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının, mahkemece, taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede, iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)’nin 6. maddesi ve 1982 Anayasası’nın 36. maddesinde düzenlenen “hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır. Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın, ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan sözedilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez, H./Atalay, O./Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s.297).
Uyuşmazlığın çözümünde, hukuki yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesinde yarar vardır. Bilindiği üzere mahkemeden istedikleri hukuki korunmaya göre davalar eda davaları, tespit davaları ve inşai davalar olarak ayrılmaktadır. Eda davalarında, bir şeyin yapılması, bir şeyin verilmesi veya bir şey yapılmaması istenmekte iken; inşai (yenilik doğuran) davalar ile de var olan bir hukuki durumun değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir hukuki durumun yaratılması istenir. İnşai (yenilik doğurucu) davanın kabulü ile yeni bir hukuki durum yaratılır ve hukuksal sonuç genellikle bir yargı kararı ile doğar. Tespit davaları ise bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup, konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesidir. Tespit davasında sadece tespit hükmü verilebilir. Tespit davasında verilen karar ile hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu kesin olarak tespit edilir, diğer bir anlatım ile davalının varlığını inkar ettiği ilişkinin var olduğu veya yokluğunu inkar ettiği hukuki ilişkinin yok olduğu kesin olarak hükme bağlanır. Bir tespit davasının kabule şayan olabilmesi için, bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki ararının) bulunması gerekir. Tespit davasında, eda davasından ve inşai davadan farklı olarak, davacının böyle bir menfaatinin bulunduğu varsayılmaz. Tespit davasında davacı, kendisi için söz konusu olan tehlikeli veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın ancak tespit davası ile giderilebileceğini kanıtlamalıdır. Çünkü tespit davası, hukuki bir durum ya da hak henüz inkar ya da ihlal edilmeden, yani herhangi bir zarar doğmadan açılabildiğinden, menfaatin doğmuş ve güncel olması gereğinin bir istisnası olarak ortaya çıkmıştır. İşte davacının hukuki ilişkinin derhal tespitinde menfaatinin (hukuki yararının) varlığı için öncelikle, davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel (halihazır) ve ciddi bir tehlike ile tehdit edilmelidir. Bu tehdit çoğunlukla davalının davranışları ile ortaya çıkar. Söz konusu bu tehdidin davacı için bir tehlike oluşturabilmesi, bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumunun tereddüt içinde olmasına ve bu hususun, davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmasına bağlıdır.
Menfi tespit talebi, takibe veya takibe dayanak belgeye ilişkin olabilir. Bir başka deyişle, menfi tespit talep eden borçlu takipten dolayı borçlu olmadığının tespitini talep edebileceği gibi, takibe dayanak kılınan belgede mündemiç borca ilişkin de menfi tespit talebinde bulunabilir. Nitekim somut vakıada davacı takipten dolayı borçlu olmadığının tespitini istememiş, takibe dayanak gösterilen bonodan dolayı menfi tespit talebinde bulunmuştur. Ne var ki davalı alacaklı icra takibinde, senedin teminatını teşkil ettiği genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borç bakiyesi ile sınırlı olmak üzere talepte bulunmuştur. Nitekim temyiz dilekçesinde de ‘’…davacı hesap kat ihtarnamesinde ve icra takibinde belirtilen borcun dışında herhangi bir borcunun bulunmadığını çok net olarak bilmesine ve hatta takip konusu bono ile ilgili başka bir hak ve alacağının olup olmadığını çok basit bir şekilde müvekkil bankadan talep ederek netice elde edebilecekken gereksiz yere takibe konu olmayan kısmı için işbu davayı açmıştır…’’ diyerek, alacak miktarının 110.088.-TL olduğunu belirtmiştir. Bu durumda uyuşmazlık konusu olmayan miktarla ilgili davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığı gözetilerek karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 24/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.