YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/1294
KARAR NO : 2009/9652
KARAR TARİHİ : 24.06.2009
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin kurum işleminin ve borcun iptaline, yeniden aylık bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, kararın dayandığı kanuni gerektirici nedenlere ve özellikle sigortalının hileli şekilde kazandığı 1 yıl sigortalılık süresinin iptal edilmesi halinde dahi sigortalının ölüm tarihi olan 10.9.2007 tarihinde ölüm aylığı bağlama koşulu olan primi ödenmiş beş tam yıl sigortalılık koşulunun somut olayda bulunması nedeniyle mahkemece davacının ölüm aylığının iptaline ilişkin Kurum işleminin iptaline ilişkin hükmün usul ve yasaya uygun olmasına göre davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının ölüm aylığının, davacı murisinin bir kısım hizmet süresi ile yaşlılık aylığının iptali ve davacıya ölüm aylığından ve murisinin yaşlılık aylığından borç çıkarılmasına ilişkin davalı Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davalı Kurumun Tokat Sigorta İl Müdürlüğünde görev yapan idarecilerin baskı ve ikna edici yollarla personelin bilgisayar şifrelerini öğrendikleri, Müdürlükte çalışanların birbirlerinin şifrelerini öğrenip kullanabilecekleri bir ortam yaratıldığı, hatta müdürlükte çalışan temizlik firması elemanlarının dahi personelin şifrelerini bildiği ve bu şifrelerle ekran başında işlem yaptıkları, aralarında davacının murisi sigortalının da bulunduğu bir çok sigortalı yönünden hesaplara girilerek başka sigortalıların yaptıkları prim ödemelerinin bu sigortalı yapmış gibi prim ödeme hesaplarına geçirildiği, sonradan yapılan ödemelerin önceki tarihlerde yapılmış gibi prim ödeme hesaplarına girilerek birçok sigortalıya sanal hizmet süresi kazandırılarak yaşlılık ve ölüm aylıkları bağlandığı, sağlık karnesi verildiği, davacı murisi sigortalı …’un prim ödeme hesabına (1,2,17).2.1996 tarihinde girecek yapılan 1.320-TL tutarlı ödeme ile 1.12.1996 tarihinde girecek yapılan 21.612-TL tutarlı ödemelerin 29.11.1982 tarihli olarak girildiği, daha sonra bu tutarlar hesaptan çıkartılıp bu defa ödeme tarihlerinin 31.1.1983 ve 16.1.1983 olarak gösterildiği, girilen ödemelerin 2 adedinin sigortalı …’ın bir adedinin sigortalı …’nun hesabından çıkarıldığı, bu şekilde sigortalıya eski tarihle bir yıllık isteğe bağlı sigortalılık hizmet süresi kazandırıldığı ve ödemelerin yüklenmesinden sonra murisin yaşlılık aylığı talebinde bulunduğu ve kendisine 5400 gün sigortalılık süresi bulunması nedeniyle 1.3.1996 tarihi itibariyle kısmi yaşlılık aylığı bağlandığı, sigortalının 10.9.2007 tarihinde ölmesi üzerine de davacı eşe 1.10.2007 tarihinde ölüm aylığı bağlandığı, usulsüzlüklerin müfettiş tarafından ortaya çıkarılması üzerine murisin 31.12.1982-31.12.1983 tarihleri arasındaki sanal hizmet süresi iptal edilerek aylık bağlama tarihinde 5291 günü bulunup 5400 gün sigortalılık süresi bulunmadığından kısmi yaşlılık aylığı ve davacıya bağlanan ölüm aylığının iptal edilip davacının murisi sigortalıya fuzulen ödenen yaşlılık aylığı ve davacıya ödenen ölüm aylığı nedeniyle borç çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Sosyal Güvenlik Hukuku ilkeleri ve Medeni Kanunun 2. maddesinin uygulanmasının zorunlu bir sonucu olarak sigortalıya uzunca bir süre sigortalı olduğu inancı verildikten sonra sigortalılık süresinin iptal edilmesi iyiniyetten uzak olacaksa da kimse kendi hilesinden istifade edemeyeceğinden bu kuralın uygulanabilmesi için usulsüz olarak hileli şekilde oluşturulan sigortalılık süresi sigortalının da katılımının bulunduğu muvazaalı bir işlem sonucu oluşturulmamalıdır.
Somut olayda muris sigortalının prim ödeme hesabına hileli girişler (1,2,17).2.1996 tarihlerinde yüklenmiş, murisi sigortalı Kurum kayıtlarına 16.02.1996 tarihinde giren dilekçe ile yapılan ödemelerinin isteğe bağlı sigortalı hizmetten sayılmasını talep etmiş, 26.02.1996 tarihinde yaşlılık aylığı talebinde bulunmuştur. Tüm bu belgeler oluşturulan hileli sigortalılık süresinin muris sigortalının da katılımında bulunduğu hileli bir işlem sonucu oluşturulduğunu göstermektedir. Artık olayda Medenin Kanunun 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kuralının uygulanması olanağı bulunmamaktadır.
Muris sigortalıya yaşlılık aylığının bağlandığı 1.3.1996 tarihinde yürürlükte bulunan 1479 sayılı Yasa’nın 35. maddesinde 25 tam yıl (9000 gün) sigorta primi ödeyen erkek sigortalının tam yaşlılık aylığına, 55 yaşını doldurup en az 15 tam yıl (5400 gün) sigorta primi ödemiş erkek sigortalının kısmi yaşlılık aylığına hak kazanacağı bildirilmiştir. Muris sigortalı bu tarihte yaş koşulu oluşmakla birlikte 5400 gün primi ödemiş sigortalılık süresi bulunmadığından kısmi yaşlılık aylığına hak kazanamamaktadır.
Sebepsiz zenginleşen kişi, malvarlığında sebepsiz yere meydana gelen artışı iade ile yükümlüdür. İade yükümlülüğünün konusu ve kapsamı ise BK. 63. maddede hükme bağlanmıştır. Bu maddeye göre; “Haksız olarak bir şeyi istifa eden kimse, onun istirdadı zamanın da elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği miktar nisbetinde red ve iade ile mükellef değildir. Şu kadar ki kabız, o şeyi suiniyet ile elden çıkarmış yahut onu elden çıkarır iken bilahare red ve iadeye mecbur olacağına vakıf bulunmuş olursa red ve iadeye mecburdur.”
Görüldüğü gibi, maddede, iade borcu zenginleşen kişinin iyi veya kötüniyetli olmasına göre farklı şekilde ele alınmıştır.
Haklı bir sebebe dayanmaksızın zenginleşen kimse kötüniyetli ise iade borcu zenginleşmenin tamamını kapsar. Diğer bir ifadeyle, kötüniyet halinde iade borcu, geri verme zamanındaki zenginleşme miktarıyla sınırlı değildir. Anılan maddeye göre, sebepsiz zenginleşen kimse o şeyi kötüniyetle elden çıkarmış veya onu elden çıkarırken sonradan geri vermek zorunda kalacağını bilmek durumunda ise, iade ile yükümlüdür. Zenginleşmeyi iade edeceğini ve dolayısıyla zenginleşmenin haklı bir sebebe dayanmadığını bilen veya gerekli özeni gösterdiği takdirde bilebilecek durumda olan kişi, kötüniyetli zenginleşen konumundadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 599. maddesi uyarınca; “Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar…mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar…” Kural olarak, bir kimsenin ölümü ile mal varlığının bir bütün olarak mirasçılarına geçmesini ifade eden külli halefiyet gereğince, mirasbırakanın kişisel özelliklerinin ağır bastığı, düşünsel ve bedeni özellik ve yetenekleri göz önünde bulundurularak yapılmış, borcun bizzat mirasbırakan tarafından yerine getirilmesi gereken şahsi edim borçları dışında, malvarlığından ifa durumunda olunan maddi edim borçları mirasçılara intikal eder.
Mirasbırakanın borçları, ölümünden önce yaptığı hukuki işlemlerden, işlediği haksız fiillerden, malvarlığında meydana gelen sebepsiz zenginleşmeden ve ölüm anına kadar oluşan bir takım olgular nedeniyle doğrudan doğruya kanundan doğabilir.
Mirasçıların sorumluluğu bakımından borcun kaynağı önemli değildir. Bu sorumluluk, mirasın kesin olarak kazanılması ile başlar, borcun esası ile sınırlı olmayıp, işlemiş ve işleyecek faizlerini de kapsar.
Davaya konu alacak, mirasbırakanın sebepsiz zenginleşmesinden kaynaklanmakta olup, ölümünden sonra mirasçılarına karşı ileri sürülmesinde yasaca bir engel bulunmamaktadır; mirasbırakanın malvarlığına ve terekesine dahildir.
Dosyadaki sigortalının nüfus aile tablosundan sigortalı …’un ölümünden sonra geriye davacı eşi ile birlikte 4 çocuğunu bıraktığı görülmektedir. Bu durumda sağlığında onu elden çıkarırken sonradan geri vermek zorunda kalacağına bilen murisin yersiz olarak aldığı aylıkları birikmiş yasal faiziyle ödemek durumunda olduğundan davacı eşe murisin bu borcu miras hissesine göre ileri sürülebilecektir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 24.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.