Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2008/11248 E. 2009/9945 K. 25.06.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/11248
KARAR NO : 2009/9945
KARAR TARİHİ : 25.06.2009

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalı işveren nezdinde Ekim-1996- l4..l2004 tarihleri arası çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacının 1996 yılı 10.ayından 14.1.2004 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde aralıksız her yıl hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun görülmemiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının 14.10.2003 tarihli şikayeti üzerine Kurum memurlarınca tutulan 24.12.2003 tarihli denetim tutanağında, davacının 1.12.2003 tarihinde işe girdiğini beyan edip tutanağı imzaladığı,aynı tarihli İşyeri Denetim Raporu’nda ise; işyerinin 1.12.2003 itibariyle yasa kapsamın alınması, davacının iddia ettiği çalışma süreleri yönünden mahkeme başvurabileceği ve işverenin sigortalının işe giriş bildirgesini süresinde vermediğinden idari para cezası tahakkuk ettirilmesi gerekceğinin belirtildiği, hizmet cetveline göre davacının davalı işyerinde geçen 2004 yılı 1. dönemde 30 gün bildiriminin bulunduğu işten çıkışının ise 31.3.2004 olarak gösterildiği, başka işyerlerinde 31.1.2004-26.4.2004 arasında 1 gün, 27.7.2005- 2008/12. ay arasında 515 gün bildirimlerinin bulunduğu davalı işyerinin vergi kaydının 1.9.1996 tarihinden beri faal olduğu, davalı işyerinde 2003-Aralık, 2004-Ocak aylarına ait 30’ar gün çalıştığına dair davacının imzalı ücret bordrolarının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı yasanın 79. maddesi bu tip hizmet tesbiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olusu her türlü delille ispat kazanabilirse de çalışmanın konusu niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları yada komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555- 3.11.2004 gün 2004/21- 480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Öte yandan 506 Sayılı yasanın 130.maddesinin 4.fıkrasında “sigorta müfettişlerince tutulan tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar muteberdir” hükmüne yer verilmekte; 4857 Sayılı yasanın 92. maddesine göre de “iş hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili memurlar tarafından tutulan tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar muteberdir” denilmektedir.
Somut olayda davacının 14.10.2003 tarihli şikayet dilekçesini verdiği tarih itibariyle halen çalıştığını iddia etmesine rağmen işyeri denetim tutanağında işe girişin daha sonraki bir tarih olarak 1.12.2003 yazılıp imzalatılması arasındaki çelişkinin denetim memurunca irdelenmediği ve davacının şikayet dilekçesindeki isteminin 1996 yılı 10. aydan 14.1.2004 tarihine kadar olmasına göre denetim memuru tarafından bu dönemler için bir araştırma yapılmadığı ve iddianın kanıtlanması için davacıya mahkemeye başvurmasının önerildiği, ayrıca iddia olunan çalışmanın gerçekleşmediği konusunda da bir tespitin yapılmadığına göre artık 506 sayılı Yasa’nın 130 maddesi ile 4857 sayılı Yasa’nın 92 maddesi kapsamında tutulmuş uygun bir tutanaktan bahsetmek mümkün olmayacaktır.
Mahkemece yapılacak iş; işyerinin 1.12.2003 tarihinde 506 sayılı Yasa kapsamına alındığına göre dinlenecek dönem bordro tanıkları bulunmadığından mahkemece dinlenen taraf tanıklarının komşu işyerleri tanığı olduğunu gösteren kayıtları getirtilip, taraf tanıkların bir kısmının aralıklı çalışmaya ilişkin beyanları da dikkate alınarak çalışmanın part-time veya kesintisiz olup olmadığı da açıklığa kavuşturulmak üzere davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınıp araştırma genişletilerek ilgili SGK İl Müdürlüğünden gerekirse zabıtaca komşu işyerlerinde benzer işi yapan işlerle uğraşan işverenler veya bu işverenlerin resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlar tesbit edilip beyanlarına başvurmak, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.6.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.