YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/10115
KARAR NO : 2022/15848
KARAR TARİHİ : 13.12.2022
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
No :
Dava, iş kazasından sigortalının vefatı nedeniyle hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacılar vekilinin istinafı üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 9.Hukuk Dairesince istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 9.Hukuk Dairesince verilen karar davacılar vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi sigortalı …’in 19.06.2018 tarihli trafik iş kazasında vefatı nedeniyle müvekkillerinin her biri lehine 50,00 TL’şer maddi ve 50.000,00 TL’şer manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
II- CEVAP:
Davalılar vekilleri cevap dilekçesinde özetle; müvekkili … açısından işveren sıfatı bulunmadığından davanın husumetten reddinin gerektiğini, davacılar murisinin ölüm sebebinin iş kazası olduğuna ilişkin SGK tespitinin söz konusu olmadığını, SGK tespit kararı olmaksızın bu davanın görülmesinin mümkün olmadığını, kazanın müteveffanın tamamen kendi ağır kusuru ile gerçekleşen tek taraflı trafik kazası sonucu vefatıyla meydana geldiğini, bir an için dava konusu olayın iş kazası olduğu kabul edilse bile işverenin bundan doğrudan doğruya sorumlu tutulmasının söz konusu olmadığını, işverenin iş kazasından sorumluluğunun ancak olayla ilgili bir kusurunun bulunması, ve bu kusurla ölüm arasında illiyet bağı kurulması durumda mümkün olduğunu, işverenin kusuru ileri sürülüp ispatlanmaksızın işverenin sorumluluğunun dava konusu edilemeyeceğini, davacının iddia ettiğinin aksine aracın teknik kapsamının kabul edilen sınırlar içerisinde olduğunu ve muayeneden kabul edilen sınırlar ile fren ve aks ayarları ile geçtiğini, makine mühendisinin aracın lastiklerinin çok iyi durumda olmadığı yönündeki değerlendirmesinin ciddiyetten uzak olduğunu, Makine mühendisinin sonuçta kazanın hava şartlarının yağmurlu olmasından ya da dalgınlık ve dikkatsizlik sonucu meydana geldiğini değerlendirmesi, kaza tutanakları ile birlikte değerledirildiğinde davacının yağışlı havada, aşağı eğimli virajda aşırı hız yaparak ve hızını azaltmayarak kazaya bizzat kendisinin ağır kusurlu hareketi ile sebebiyet verdiği ve kazanın ölümle neticelenmesinin sebebinin de müteveffanın emniyet kemerini takmamasından kaynaklandığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesi kararının gerekçesinde özetle “Mahkememizce dinlenen tanıklar, SGK Teftiş Başkanlığı dosyası, Asliye Ceza davası ve dosyamız içeriği kapsamında trafik ve iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden alınan raporda; aracın 4 ay önce araç muayenesinden geçtiği fren, mekanik ve hidrolik yağ seviyesinde bir sıkıntı olmadığının tespit edildiği, fren izi olmaması nedeni ile lastiklerin kazada etken olmadığı, kazazedenin E sınıfı ehliyeti olup ehliyetine uygun araç kullandırıldığı bu kapsamda işverenin sorumluluklarını yerine getirdiği, kazanın oluşumunda … sevk ve idaresindeki … plakalı araç ile seyir halinde iken yağışlı havada zeminin ıslak olmasına rağmen iniş eğimli ve virajlı yolda viraja girerken hızını azaltamamış, aracı ile seyir halinde iken zeminin ıslak olmasına rağmen yola gereken dikkat ve özeni göstermemiş, trafikte güvenli sürüş kurallarına uymaması nedeniyle kazaya sebebiyet verdiği bu kapsamda 2918 sayılı kanunun 52/1-b maddesine aykırı hareket ettiğinden asli ve tam kusurlu olduğu belirtilmiştir.
Tavas Asliye Ceza dosyası kapsamındaki bilirkişi raporları, Adli tıp kurumu raporu ve mahkememizce bilirkişi heyetinden alınan raporlar kapsamında, müteveffa … ‘in gündüz vakti seyir halinde iken hava-yol-zemin durumunu göz önünde bulundurarak yola gereken dikkatini vermesi, kullandığı aracın teknik özelliğini göz önünde bulundurup hızını uygun düzeyde tutarak müteyakkız seyretmesi gerekirken bu hususlara riayet etmediği sevk ve idare hatası ile direksiyon hakimiyetini kaybetmesi neticesinde meydana gelen kazada dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı davrandığı, aracın 4 ay önce araç muayeneden geçtiği,fren,mekanik ve hidrolik yağ seviyesinde bir sıkıntı olmadığının tespit edildiği, fren izi olmaması nedeni ile lastiklerin kazada etken olmadığı, kazazedenin E sınıfı ehliyeti olup ehliyetine uygun araç kullandırıldığı, işverenin olayda kastı veya sigortalının sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine bu kapsamda aykırı bir hareketinin saptanmadığı, kazanın müteveffa …’in dikkat ve özen yükümüne aykırı davranışı ile meydana geldiği anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacılar murisinin trafik iş kazası geçirdiği, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağının işçinin veya 3.kişinin tam kusuru ile kesilmesi halinde istihdam edenin tazminat ile sorumlu tutulamayacağı da gözetilerek” gerekçeleriyle, “Davacılar tarafından açılan maddi ve manevi tazminat davasının ayrı ayrı reddine” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde özetle “Davacıların murisi …’in 19/06/2018 tarihinde … plakalı kamyonetle işe giderken Tavas ilçesinde tek taraflı trafik iş kazası geçirdiği ve yaşamını kaybettiği, davacı mirasçılar tarafından kamyonetin bakımlarının işveren tarafından düzenli olarak yaptırılmadığı ileri sürülmüş ise de; olayla ilgili olarak Tavas Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/24 – 798 esas ve karar sayılı dosyasında … hakkında taksirle ölüme neden olmak suçundan yapılan yargılama sonucu beraat kararı verildiği, istinaf edilmeksizin 17/01/2020 tarihinde kararın kesinleştiği, ceza yargılamasına ilişkin dosya aslının incelemeye konu dosya ekinde gönderildiği, kusur raporunun ve adli tıp trafik ihtisas dairesinin raporunda …’ın kusursuz olduğunun değerlendirildiğini, SGK Rehberlik Ve Teftiş Başkanlığının kazanın iş kazası olduğuna ve müteveffanın tam kusurlu olduğuna ilişkin raporu bulunduğu, mahkemece iş güvenliği uzmanı makine mühendisinden alınan 15/07/2020 tarihli ve adli trafik bilirkişileri …’den alınan 26/06/2020 tarihli rapor kapsamları birlikte değerlendirildiğinde olayda davalıların kusuru bulunduğu hususu ispatlanamadığı görülmekle, dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan kanuni ve hukuki gerekçeleri ile dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ,” ifadelerine yer verilerek “Dosya kapsamı, delil durumu itibariyle Denizli 1. İş Mahkemesi 2018/151 Esas 2020/271 sayılı kararında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle: İş kazasıyla ilgili Tavas Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığını ve kazanın olduğu tarihte ilgili kolluk birimi ve savcı nezaretinde olay yeri inceleme tutanağı düzenlendiğini, bu tutanakta ‘… kamyonetin tekerlek izinin görüldüğü, yer yer alanın yağışlı olması nedeniyle yol üzerinde araca ait olduğu düşünülen yaklaşık 66 metre boyunca yağ birikintilerinin olduğu…’ yönünde tespitlere yer verildiğini, yine 19.06.2018 tarihli olay yeri tespit, ölü muayene ve otopsi tutanağının ilk sayfasında da bu hususların belirtildiğini, … formunda motor yağ kaçakları olduğu, şanzıman yağ kaçakları olduğu ve lastiklerde yüzey çatlamalarının olduğunun belirtildiğini, Savcılık aşamasında makine mühendisince düzenlenen 21.06.2018 tarihli bilirkişi raporunda murisin kullanmakta olduğu aracın lastiklerinin durumunun çok iyi olmadığı, aşınmış olduğu ve yol tutuş kapasitesinin düşük olduğu, kazanın bu nedenle meydana gelmiş olabileceğinin belirtildiği, davalı işveren tarafından, müteveffa …’e verilen aracın gerekli bakımlarının zamanında yaptırılmamış, lastiklerinin iyileştirilmemiş olması ve araç muayene raporunda değinilen motor ve şanzıman yağ kaçakları ile ilgili kusurların giderilmemiş olması nedeni ile bu kazanın gerçekleşmiş olduğu açık olup, somut olayda davalı işverenin ihmali ile kazanın gerçekleşmesi arasında nedensellik bağının var olduğunu, davalıların kazadan sonra destek olmadıklarından maddi kayıplarının olduğunu, manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.
İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.
Anayasanın 17. maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinde; “İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.
İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur.” hükmü düzenlenmiştir.
Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığını 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında düzenlemiştir.
Anılan fıkrada “İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.
Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanununun “İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri” kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre “İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.”
Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.
Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.
Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 77. maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanununun 77. ve devamı bir kısım maddeler 30/06/2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı 4. maddesine göre;
(1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede;
a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır.
d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.
(2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.
(3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez.
(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.
Aynı kanunun “Risklerden Korunma İlkeleri” kenar başlıklı 5. maddesine göre;
(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur.
a)Risklerden kaçınmak.
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek.
c) Risklerde kaynağında mücadele etmek.
ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek.
d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak.
e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek.
f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek.
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek.
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.
Yine 6331 sayılı Kanun “Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma” karar başlıklı 10. maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir.
(1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır.
a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu,
b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi,
c) İşyerinin tertip ve düzeni,
ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu,
2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler.
(3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır.
(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5.maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK. 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar)
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverenlerin yükümlülüklerini belirlerken aynı zamanda çalışanların da yükümlülüklerini belirlemiştir.
Kanunun 19. maddesine göre;
(1) Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşünmemekle yükümlüdür.
(2) Çalışanların, işveren tarafından verilen eğitim talimatları doğrultusunda yükümlülükleri şunlardır.
a) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek.
b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak.
c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek,
ç) Teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.
d) Kendi görev alanında iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesiyle 4857 sayılı Kanunun 2. maddesinin dördüncü fıkrası, 63. maddesinin dördüncü fıkrası, 69, maddesinin dördüncü, beşinci ve altınca fıkraları, 77,78,79,80,81,83,84,85,86,87,88,89,95,105 ve geçici 2. maddeleri yürürlükten kaldırılmış, 4857 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan ” İş Sağlığı ve güvenliği hükümleri saklı kalmak üzere” ifadesi ile 98. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ” 85. madde kapsamındaki işyerlerinde ise çalıştırılan her işçi için bin Yeni Türk Lirası” ifadesi metinden çıkartılmıştır.
Yine 6331 sayılı Kanunun “Atıflar” kenar başlığını taşıyan geçici 1. maddesinde “(1) Diğer mevzuatta iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu kanuna yapılmış sayılır” hükmü düzenlenmiştir.
Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında; “İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü” olacağı belirtilerek, İş Kanununun 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; “İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi” olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
4857 sayılı İş Kanununun 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4. ve 5. maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19. maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.
6331 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.
Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
Trafik İş Kazaları yönünden; Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 1979 yılında benimsenen ve Ülkemizce de onaylanan Karayolu Taşımacılığında Çalışma Saatleri ve Dinlenme Sürelerine İlişkin 153 Sayılı İLO Sözleşmesi’nin 5. ve 6. maddelerinde karayolu taşımacılığında sürücü olarak çalışanların azami çalışma saatleri belirlenmiş, anılan maddelerde hiçbir sürücünün mola vermeksizin ve devamlı olarak dört saatten fazla araç kullanmasına izin verilemeyeceği, her ülkenin yetkili makam ya da kuruluşunun, özel ulusal koşulları dikkate alarak, sözü geçen dört saatlik süreyi bir saatten fazla olmamak üzere artırabileceği, fazla mesai dâhil, azami toplam araç kullanma süresinin günde dokuz, haftada kırk sekiz saati aşamayacağı düzenlenmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 98. maddesinin B bendi gereğince yük ve yolcu taşıması yapan araç işletenleri ile bu araçları sürenlerden; Araç işletenlerinin:
1) Otobüs, kamyon ve çekici araçlarında takoğraf cihazı bulundurmaları ve bunların işler durumda olmalarını sağlamaları,
2) Araçlarına ait takoğraf kayıtlarını, kayıt tarihinden itibaren 1 ay süreyle araçlarda, 5 yıl süreyle de işyerlerinde, işyeri yoksa araçlarında muhafaza etmeleri veya ettirmeleri,
3) Trafiğe çıkardıkları taşıtların cins ve plakalarını, şoförlerin kimler olduğunu, işe çıkış yer, gün ve saati ile gidilecek yeri kaydettikleri bir defter veya liste düzenleyerek kayıtlarını tutmaları,
4) Yük ve yolcu nakliyatı yapan kuruluş yetkililerinin şoförlerin çalışma sürelerini ve bu süre içerisindeki kural dışı hareketlerini izlemeleri ve kuralları ihlal etmeyi itiyat haline getiren şoförleri eğitmeleri ve bu konuda önleyici tedbirler almaları,
5) Şehirlerarası yük ve yolcu nakliyatı yapan araçlarda, bu Yönetmeliğin öngörmüş olduğu çalışma ve dinlenme sürelerini göz önünde bulundurmak suretiyle, şoförlerin gideceği yer ve güzergahları dikkate almaları ve buna göre uğrayacağı, il, ilçe veya durak yerlerinde yedek şoförleri hazır bulundurmaları, zorunludur.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre; Sigortalı …’in davalılardan …. Tic. Ltd. Şti. işçisi kamyon şoförü olarak çalışmaktayken davalı … Ltd Şti’ne ait (1994 model- Otoyol marka) … plakalı kamyoneti kullanmaktayken olay günü olan 19.06.2018 tarihinde Denizli ili Tavas ilçesi sınırları içerisinde gündüzden sayılan 16.00 civarında Yukarıboğaz Mahallesinden, Ulukent Mahallesine seyir halindeyken, iniş eğimli ve virajlı, yağmur nedeniyle kayganlaşan yolda hızını uygun şekilde azaltmadığından aracın hakimiyetini kaybedip, gidiş istikametine göre yolun solundaki şevden aşağı doğru yoldan çıkıp aracın kupasıyla zemine çarparak kaza yaptığı anlaşılmıştır. Sigortalının yapılan otopsisinde kimlik tanığı olarak dinlenen sigortalının yeğeni Ahmet Kaya beyanına göre “ Müteveffa dayısının aort damarında genişleme bulunduğu ilaç kullandığını” beyan ettiği, Denizli Adli Tıp Şube Müdürlüğü Adli Tıp Uzmanının 05.11.2018 tarihli raporunda: Ölüm nedeninin tam olarak tespitinin tıbben mümkün olmadığı, adli tahkikat sonucunda aksi ispat edilmediği sürece ölümün doğal nedenli ani ölüm kategorisinde değerlendirilmesinin uygun olacağı, şahsın biyolojik örneklerinde beşeri ilaçlar tespit edilmiş olmakla bu ilaçların kendisinde mevcut olan hastalıklar nedeniyle kullandığı ilaçların terapötik dozlarının olduğu, otopsi esnasında ve yapılan ek incelemeler neticesinde ölüme neden olabilecek herhangi bir toksik travmatik etken varlığına ait bulguya rastlanmadığı bildirilmiştir.
Somut olayda; sigortalının ölüm sebebinin açıkça tespitine dair dosya kapsamında bilgi ve belge olmadığı gibi kusur oranının tespiti noktasında da eksik araştırmaya dayalı olarak kusur değerlendirmesi yapıldığı, davacının delil olarak dayandığı ceza dava dosyası içerisinde yer alan otopsi tutanağı kimlik tanığı beyanına göre kalp rahatsızlığı yönünde bir iddia bulunmasına karşın, bu hususta bir delil araştırılmasına girişilmemesi hatalı olmuştur.
Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, öncelikle davacının ölüm sebebinin tespiti için sigortalının vefatından önce tedavi gördüğü hastanelerdeki tedavi kayıt ve belgelerini dosyaya getirterek, Adli Tıp 1. İhtisas Kurulundan ölüm sebebini belirler mahiyette rapor almak. Kusur oranının tespiti açısından ise davacının kaza öncesine ilişkin tedavi kayıt ve belgelerinin bulunduğu ilgili tedavi birimlerinden dosyaya getirtmek, bu şekilde sigortalının iş kazası tarihinden önce ölümüne sebep olabilecek bir rahatsızlığının bulunup bulunmadığını belirlemek, giderek işverenin sigortalının periyodik sağlık muayenelerini olay anında geçerli mevzuatın gerektirdiği şekilde yerine getirip getirmediğini bu cümleden olarak sigortalının bünyesel durumuna uygun işte çalıştırılıp çalıştırılmadığını (yapılan işin ağır ve tehlikeli işler gurubunda olup olmadığı, bu kapsamda yaptığı işe uygun raporunun alınıp alınmadığını) açıklığa kavuşturmak, aynı zamanda davacının olay anında kullandığı araca uygun ehliyetinin bulunup bulunmadığı ile 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’na göre SRC belgesinin olmasının gerekip gerekmediği, bu belgelerin alınması için davacının sağlık kontrolünden geçirilmesinin gerekip gerekmediğini belirlemek, bu kapsamda kayıtlar var ise dosyaya dahil etmek, bu kapsamda belgeler alınmadan ve tedaviler yapılmadan sigortalının çalıştırılması nedeniyle, iş kazasının gerçekleşmesindeki kusur durumunu değerlendirmek, ayrıca işverenin işyerinde sağladığı iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin neler olduğu hangi tedbirlerin alındığı hangi tedbirlerin alınmadığı, risk değerlendirmesinin yapılması gereken işyerlerinden olup olmadığı, gerekmekte ise bu rapor kapsamında risklerin giderilmesi için gerekli önlemlerin alınıp alınmadığını belirlemek, aynı zamanda olay tarihinde sigortalının araç kullanma sürelerine riayet edilerek çalıştırılıp çalıştırılmadığı, yorgun veya uykusuz şekilde araç kullandırılıp kullandırılmadığı hususlarının da tespit edilmesi gerekmektedir.
Öte yandan toplanacak bu delillerle beraber olumsuz yaşam şekli, beslenme tarzı, genetik faktör ile sigara kullanımı gibi etkenlerin olup olmadığı var ise bu gibi durumların olayın gerçekleşmesi üzerindeki etkisi hususundaki deliller toplanmak. Toplanacak bu delillerle beraber somut ölüm olayının gerçekleşmesinde işyeri şartları, yaşam şekli, bünyesel faktör ile olay anındaki etkenler bir bütün olarak değerlendirilerek, davacı itirazlarını karşılar mahiyette somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın tespit edilecek ölüm sebebine göre uzman ilgili hekimin de yer aldığı, A sınıf İş güvenliği uzmanı heyete tevdi ederek, ölüm iş kazası olayının gerçekleşmesinde tarafların kusur oranları ve bünyesel faktörün etkisini belirleyecek mahiyette rapor aldırmak alınacak bur raporla beraber dosyadaki veriler değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak, temyiz edilen İlk Derece Mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 13.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.