YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/13719
KARAR NO : 2009/12756
KARAR TARİHİ : 13.10.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk(iş) Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1992- 1997 yılları arasında geçen ve kuruma eksik bildirilen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı halen davalı işverene ait işyerinde çalıştığını bildirerek , davalı işveren şirkete ait değişik işyerlerinde 16.9.1992 tarihinden itibaren sürekli çalıştığı halde çalışmasının eksik bildirildiğini ileri sürerek davalı Kuruma 1992,1993,1994,1995,1996 ve 1997 yılları arasında eksik bildirilen çalışmalarının tesbitini istemiştir.
Mahkemece, 1992-1997 tarihleri arasındaki çalışmalar yönünden hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden davalı işyeri şahsi dosyası ile davacıya ait sigorta sicil dosyasının getirtilmedği, davalı işverenden imzalı ücret bordrolarının istenmediği anlaşılmaktadır.
Gerçekten, davacının temyiz dilekçesine eklediği (4201012874914) sigorta sicil numarasıyla 15.5.1979 tarihinden itibaren değişik sigorta numaralı işyerlerinden çalışmaları Kuruma kısmi olarak bildirilmiştir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesidir. Anılan maddede yönetmelikle tesbit edilen belgeler işveren tarafından verilmeyen sigortalıların çalıştıkları hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde dava açacakları hükmü öngörülmüştür. Madde de belirtildiği üzere yönetmelikle tesbit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda 5 yıllık hakdüşürücü süreden bahsedilemiyeceği açık- seçiktir. 506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesine göre yönetmelikle tesbit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurum’ca tesbit edilmeyen sigortalılar, çalışmalarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse bu çalışmaların Kurum’ca dikkate alınacağı belirtilmiştir. Yerleşik Yargıtay görüşü, birden ziyade işe giriş bildirgesi verilmesi halinde çıkış yok ise ilk işe giriş bildirgesi ile son işe giriş bildirgesinin verildiği tarihler arasında geçen çalışmaların hak düşürücü süreye uğramayacağı, çıkış varsa hak düşürücü sürenin her kesim çalışma için ayrı ayrı hesaplanacağı, çıkış tarihinden sonra işçinin aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesi veya hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağıdır. Bu nedenle işe giriş ve çıkış tarihleri arasındaki kısmi bildirimin aksinin eşdeğer belgelerle ispat edilebileceği, ayrıca tespiti istenen dönem içerisinde askerlik yapılmışsa, askerlik süresi içinde iş aktinin askıya alınması sebebiyle askerlik bitimi ile tekrar eski işe dönülmekle çalışmaların kesintisiz sürdürüldüğü kabul edilmektedir.
Öte yandan 506 sayılı Yasa’nın 79/10.maddesinde bu tür hizmet tesbiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge ve yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması halinde somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer tanıklarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Gerçekten davacıya ait sigorta şahsi sicil dosyası ile işyerine ait sigorta dosyası ve işverenden imzalı ücret bordroları getirilmediği gibi kayıtlara geçmiş tanık da dinlenmemiştir.
Bu bakımdan mahkemece deliller resen toplanarak hak düşürücü süre konusunda inceleme yapılarak çalışma konusunda araştırma yapılmadan hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Yapılacak iş; davalı işveren şirketin birden fazla tescilli işyeri varsa davacıdan davalı işverenin hangi işyerinde hangi tarihler arasında çalıştığını açıklattırmak, işe giriş bildirgesinde işyeri sicil numarası bildirilen işyerlerinin davalı işveren şirketin ihaleyle almış olduğu her hangi bir inşaat işinden dolayı verilmiş işyeri sicil numarası olabileceği ihtimalini de araştırıp, yukarıda belirtildiği gibi 506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesine göre yönetmelikle belirtilen belgeleri verilmiş olması halinde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kuralıda göz önünde tutularak, çalışmanın tespiti yönünden dönem ve ücret bordrolarından davacı ile aynı işyerinde çalışan varsa kayıtlı tanıkların yoksa aynı tarihlerde zabıta marifetiyle tespit edilecek işyerine komşu olan diğer işyerlerinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının beyanlarına baş vurularak çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, davalı işveren şirkete ait işyeri dosyası, davacının talep ettiği sürelere ilişkin dönem bordroları ile davacının imzalı ücret tediye bordrolarını ve davacıya ait sigorta şahsi sicil dosyasını dosyaya celbederek, işyerinin 506 sayılı Yasa kapsamına hangi tarihte alındığını S.G.K’dan sormak, gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz hacının istek halinde davacıya iadesine, 13.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.