Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2009/1273 E. 2009/5349 K. 14.09.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/1273
KARAR NO : 2009/5349
KARAR TARİHİ : 14.09.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda;kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün,süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi,gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkiline ait, davalıya kasko sigortalı olan aracın, meydana gelen tek taraflı trafik kazası sonucu pert-total olduğunu, başvuruya rağmen davalı … şirketince ödeme yapılmadığını belirterek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 14.000.00 YTL’nın kaza tarihten itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında verdiği ıslah dilekçesi ile talebini 500.00 YTL arttırarak toplam 14.500.00 YTL’na yükseltmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, kaza, münhasıran sürücünün aldığı alkolün tesiri altında meydana geldiğinden, hasarın teminat dışında kaldığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, kazanın alkolden kaynaklanmadığı ve hasarın sigorta teminatı kapsamında kaldığı anlaşmakla, davanın kabulüne, 14.000.00 YTL’nın 17.08.2007 kaza tarihinden, 500.00 YTL’nın ise 23.05.2008 ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
2918 sayılı KTK’nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin, “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97. maddesinde, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, konu ile ilgili olan “b-2” bendinde, “alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı kenar başlığı altında; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları açıklanmıştır.
Ayrıca, Motorlu Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.5. maddesinde; Taşıtın, uyuşturucu maddeler veya Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yasaklanan miktardan fazla içki almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararların sigorta teminatı dışında olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte, Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.5. maddesinin dayanağını teşkil eden KTK’nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve müteakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir.
O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik
konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasar poliçe teminatı dışında kalacağından davanın reddine, aksi halinde kabulüne karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları)
Somut olayda; yargılama sırasında İTÜ Öğretim Üyesi bilirkişiden alınan 24.04.2008 tarihli raporda, “sürücünün kaza anında 0.46 promil alkollü olduğu, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelmediği, sürücünün mahal ve yol şartlarına göre süratli seyri ile yol yüzeyinin mıcırlı oluşundan ileri geldiği belirtilmiş ise de, bilirkişi heyetinde nöroloji uzmanı bulunmadığından, rapor yukarıda açıklanan ilkeler karşısında hüküm kurmaya elverişli değildir.
Bu durumda mahkemece, yapılaçak iş, içlerinde iki nörolog uzman doktor İTÜ veya Karayolları Trafik heyetinden seçilecek bir trafik uzmanından oluşturulacak kuruldan kaza tespit tutanağı, oluş şekli ve dosyada mevcut tüm deliller birlikte değerlendirilmek ve yukarıda sözü edilen ilkeler ışığında, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelip gelmediğinin, alkol dışındaki başka etkenlerin de rol oynayıp oynamadığının tereddüde yer vermeyecek şekilde saptanması yönünden rapor alınarak, varılacak sonuca göre bir karar vermek gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2-Kasko Sigortası Genel Şartları’nın B.3.3.1.2. maddesi uyarınca, onarım masrafları, sigortalı taşıtın rizikonun gerçekleştiği tarihteki değerini aşar yada taşıt onarım kabul etmez ise taşıtın tam hasara uğramış sayılacağı, değeri tamamen ödenen araç ve aksamının, talep ettiği takdirde sigortacının malı olacağı düzenlenmiştir. Bu hükümden açıkça anlaşılacağı üzere, sigorta şirketi meydana gelen hasar bedelini tamamen poliçe limitleri içerisinde ödeme yükümlüğü altında olup, sigortalı araç hurdasını sigorta ettirenin kendisine verilmesi istenmedikçe, sigortacı sigorta ettirenin uhdesinde bırakıp hurda bedelinin tazminattan düşülmesini istemi hakkına sahip değildir.
Somut olayda, aracın sovtajının kimde bırakıldığı hususu araştırılmadan, sigortalı aracın tamamen hasarlı olduğu kabul edilerek, bilirkişi raporunda belirlenen rayiç değerine hükmedilmiştir. O halde mahkemece, sigortalı aracın hurda bedeli bilirkişiye tespit ettirilip, sigortalının talep etmesi halinde tazminat bedelinden düşülerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli değildir.
SONUÇ:Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ….’ne geri verilmesine 14.9.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.