YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4668
KARAR NO : 2022/8186
KARAR TARİHİ : 22.11.2022
MAHKEMESİ :… BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18.04.2019 tarih ve 2018/385 E. – 2019/201 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 19.02.2021 tarih ve 2019/1028 E. – 2021/214 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin “Beyza” ibareli markaların sahibi olduğunu, davalı şahısça yapılan 2017/81533 sayılı “ARBEYZAD” ibareli marka başvurusuna iltibas, tanınmışlık, kötü niyet ve önceye dayalı kullanım vakıalarına dayalı olarak yapmış oldukları itirazın nihai olarak TPMK YİDK tarafından reddedildiğini ileri sürerek, davaya konu YİDK kararının iptaline ve başvuruya konu markanın hükümsüz kılınarak sicilden terkin edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Kurum vekili, kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket, davaya cevap vermemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının dayanak aldığı markaları “BEYZA”, davalı başvurusunun konusu olan işaretin ise “ARBEYZAD” ibareli olduğu, başvuruda bulunan 29. sınıf ürünlerle aynı türden ürünleri genel olarak içerdiği, ürünlerin hitap ettiği tüketici kesimi ile satın alınması için ayrılacak zaman gözetildiğinde alıcılarının oldukça dikkatli kişiler olduğu, ancak davacının “BEYZA” ibare ve biçimli markasıyla davalının “ARBEYZAD” ibare ve biçimli başvurusu arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, zira markaların bir bütün olarak korunabileceği, karşılaştırma esnasında tescilli marka ile başvuru konusu işaretin parçalara ayrılarak incelenmesinin ve iltibasın bulunup bulunmadığının mücerret bir parçaya bağlı olarak yapılmasının mümkün bulunmadığı, gerek bütünsel ve gerekse içerisinde bulunan unsurlar itibariyle başvuru konusu işaretin davacı markalarını sunan işletmeyle idarî ve ekonomik anlamda bağlantılı bir işletme tarafından piyasaya sunulduğu biçimde bir algılama oluşturmasının mümkün olmadığı, tescilli bir marka ile iltibas yaratmayan işaretin marka tescil başvurusunda bulunmanın kötüniyetli bir yaklaşım olarak değerlendirilemeyeceği, davacının BEYZA ibareli markasının tanınmış olmasının da varılan sonucu değiştirmeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, marka başvurusuna nispi nedenlerle yapılan itirazın reddine dair YİDK kararının iptali ve başvuruya konu markanın hükümsüz kılınması istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince yapılan istinaf başvurusu ise aynı gerekçelerle esastan reddedilmiştir.
Dairemiz yerleşik kararlarında da ifade edildiği üzere 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi (556 sayılı KHK 8/1-b) uyarınca yapılan değerlendirmede, markaların bütün unsurları göz önüne alınmak suretiyle markayı oluşturan işaretlerin üzerinde kullanılacağı mal ve hizmetlerin ortalama tüketiciler nezdinde bıraktıkları genel izlenim dikkate alınarak belirlenmesi gerekir. Karıştırma ihtimali değerlendirmesi yapılırken tüketicilerin her iki markayı yan yana koyarak değerlendirme yapmaları beklenmemeli, önceki markayı bir şekilde görmüş, kullanmış, tecrübe etmiş olan tüketicilerin, o markanın baskın unsurunun zihinlerinde bıraktıkları genel izlenimin etkisiyle sonraki markayı gördüklerinde her iki markanın aynı ticari işletme veya aralarında ticari, ekonomik veya idari işletmesel bağ bulunan farklı işletmeler tarafından sunulan mal veya hizmetler olduğunu düşünme ihtimallerinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.
Davacı yan, esas unsuru “Beyza” ibaresi tarafından temsil edilen seri markaları itirazına mesnet olarak göstermiş olup, başvuru markası ise “ARBEYZAD” ibaresinden oluşmaktadır. İlk derece ve bölge adliye mahkemelerince, yazılı gerekçeyle tarafların marka olarak kullanmak istedikleri işaretlerin benzer olmadığı sonucuna ulaşılmış ise de, taraf markaları esas unsurları ve kompozisyonları itibariyle bütüncül olarak değerlendirildiğinde başvuru markasının iltibas ihtimalini bertaraf edecek derecede mesnet markadan farklılaştırıldığını kabule imkan bulunmamaktadır. Zira başvuru markası bu haliyle davacının “Beyza” ibaresini esas unsur olarak içeren seri markaları arasına sızabilecek ve ortalama tüketici tarafından davacı markalarının yeni bir versiyonu gibi algılanmasına sebep olabilecek niteliktedir. Başvuru markası kapsamında yer alan tüm malların mesnet markalar kapsamında yer aldığı da gözetilecek olursa taraf markaları arasında SMK’nın 6/1 maddesi anlamında iltibas tehlikesi bulunduğunun kabulü gerekir.
Davacı, iltibas yanında kötü niyet vakıasına da dayanmıştır. Dosya kapsamındaki belgelerden, davalı şahsın 2016/89528 sayılı “Beyzanur” ibareli marka tescil başvurusunun, davacının “Beyza” ibareli markalarını mesnet göstermek suretiyle yaptığı itiraz üzerine reddedildiği, davalı şahsın bunun üzerine davaya konu marka başvurusunu yaptığı anlaşılmaktadır. Belirtilen husus ve tarafların aynı ilde faaliyet gösterdiği göz önüne alınacak olursa, davalının, davacının “Beyza” ibareli markalarını bir takım eklerle kendisine mal etmeye çalıştığı anlaşılmaktadır. Belirtilen gerekçelerle, davalının iş bu davaya konu marka başvurusunu davacının markalarına yaklaşmak ve kendisine mal etmek amacıyla kötü niyetle yaptığının kabulü gerekirken yazılı gerekçeyle kötü niyetin ispatlanamadığı sonucuna ulaşılması da doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 22.11.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.