YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/4932
KARAR NO : 2022/7331
KARAR TARİHİ : 30.11.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 17.08.2015 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil talebi üzerine Dairemizin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; feragat nedeniyle davanın reddine dair verilen 14.06.2022 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacılar, 439 (yeni hali Etimesgut ilçesi, Şehitali Mahallesi 439 parsel sayılı ve 1545 parsel sayılı taşınmazların) … …, …, …, …, … ve … tarafından birlikte satın alındığını, taşınmaz tarla vasfında olduğundan ortaklar adına 1/6 paylarla tapuya tescilinin yapılamadığını ve tamamının hissedarlardan davalı … … adına tescil edildiğini, taşınmazlar arsa vasfını aldıktan sonra 6 hissedar adına tapuya tescillerinin yapılacağı konusunda taraflar arasında inanç sözleşmesi yapıldığını belirterek, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile 1/6’şar payların ayrı ayrı adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davacıların dayandığı sözleşmenin geçersiz olduğunu, geçersiz sözleşmeye dayalı olarak tapuya kayıtlı bir gayrimenkulün tapu kaydının iptalinin mümkün olmadığını, davacı tarafın taleplerinin zamanaşımı ve hak düşürücü süreye uğradığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne dair verilen 09.06.2016 tarihli kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2016/14371 Esas, 2019/7690 Karar sayılı ilamıyla, dava konusu taşınmazların tarımsal niteliğinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı İl veya İlçe Müdürlüğünden sorulup görüş alındıktan sonra pay tescili konusunda bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece 08.06.2021 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir.
Davacılar vekili hükmü temyiz etmiş, hükmün verilmesinden ve kararı temyizinden sonra 02.02.2022 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiklerini bildirmiştir.
Davacıların davadan feragati hakkında mahkemesince bir karar verilmek üzere Dairemizce 22.03.2022 tarihinde kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyulmuş, davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hükmü davalı vekili, “vekalet ücreti yönünden” temyiz etmiştir.
6100 sayılı HMK`nın 307. maddesinde feragatin, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olduğu belirtilmiştir. Aynı Yasanın 308. maddesi gereğince de; kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur.
6100 sayılı HMK`nın “Feragat ve kabulün şekli” başlıklı 309. maddesi hükmüne göre de feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır. Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir. Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır.
Yukarıda belirtildiği üzere feragatin kati bir hükmün hukuki neticelerini hasıl edeceği hükme bağlanmıştır. Yine belirtmek gerekir ki feragatin geçerliliği karşı tarafın muvafakatine bağlı değildir. Etkisini onu yapanın tek yönlü irade beyanı ile doğurur. Yargıtay`ın yerleşmiş uygulamaları da bu doğrultudadır.
Sulh ise HMK’nın 313.vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Sulh görülmekte olan bir davada tarafların arasındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşme olup, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. Karar kesinleşinceye kadar yapılan her türlü sulh anlaşması mahkeme huzurunda yapılmış sulh olarak kabul edilir. Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur.
Mahkeme dışı sulh sözleşmesinde ise taraflar mahkeme dışında karşılıklı olarak taleplerinden fedakarlık ederek bir anlaşmaya varırlar. Mahkeme dışı sulh sözleşmesi Türk Borçlar Kanununda düzenlenen sözleşme serbestisi lkesi gereğince tarafların üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabileceği her konuda yapılabilir. Herhangi bir şekle tabi değildir. Mevcut bir davada taraflar sulh olduklarını beyan ederek sulh sözleşmesini mahkemeye sunup bu sözleşme dikkate alınarak karar verilmesini talep ederlerse mahkeme dışı sulh sözleşmesi mahkeme içi sulh sözleşmesine dönüşecektir. Bu durumda mahkeme sulh sözleşmesine göre hüküm tesis edecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince;
Davacılar vekili, 02.02.2022 tarihli feragat dilekçesinde, taraflar arasında görülen ve karara bağlanan “Orta Hollanda Mahkemesi Asliye Hukuk Bölümü Ticaret Mahkemesinin C/16/526153/KG ZA 21-469 numaralı 10 Eylül 2021 tarihli kararı” gereğince iş bu davadan feragat ettiklerini bildirmiştir. Sözü edilen Orta Hollanda Mahkemesi Asliye Hukuk Bölümü Ticaret Hakimliğinin kararının (kararın Türkçe diline tercümesi dosyaya sunulmuştur.) incelenmesinde; eldeki davamızda yer alan davacıların “davacı” sıfatı ile davalının “davalı” sıfatı ile davada bulundukları, davacıları Utrecht Barosundan G. Abrelian isimli yabancı bir avukatın temsil ettiği, davalı … …’nın oturuma bizzat katıldığı Türkiye’de devam etmekte olan davanın taraflarca geri çekileceği, mahkeme masraflarını birlikte ödeyecekleri hususlarında mutabık kaldıklarına dair karar verildiği ve hazır bulunan taraflar ile davacılar vekili tarafından imzalandığı görülmektedir.
Mahkemece davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, kararda AAÜT 6. madde gereğince 5.100,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine ilişkin hüküm kurulmuştur.
Davalı … … vekili Av. …’in Orta Hollanda Mahkemesi kararında (ibranamede) imzası yoktur. 14.06.2022 tarihli son duruşmada açıkça vekalet ücreti talebinin devam ettiğini söylemiş ve bu yönden de temyize gelmiştir.
Vekalet ücreti, savunma hakkının en önemli parçası olan hukuki danışmanlık görevinin konunun uzmanı hukukçular tarafından yapılmasının doğal sonucudur. Avukatların mesleklerini serbestçe ve herhangi bir kaygı olmadan yapabilmeleri için yaptıkları hizmetin karşılığı olan makul bir ücret almaları gerekir. (Anayasa Mahkemesi, 03.03.2004 tarih, 2004/8 Esas 2004/28 Karar)Avukatlık Kanununun “avukatlık ücreti” kenar başlıklı 164. maddesine göre; “Avukatlık ücreti” avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.
Diğer taraftan HMK’nın 330. maddesinde; vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedileceği düzenlemesi bulunmakta ise de Avukatlık Kanununun 164/son fıkrasına göre dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacılar ile davalı arasında Orta Hollanda Mahkemesi Asliye Hukuk Bölümü Ticaret Hakimliğinde alınan karar ile düzenlenen ibraname taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi kapsamaktadır. Avukatlık Kanununun 164/son fıkrasına göre dava sonunda, kararla Tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata ait olup sözü edilen Orta Hollanda Mahkemesi Kararında davalı vekilinin imzası bulunmadığı gibi avukatın bu şahsi alacağından feragat ettiğine dair açık bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu durumda ortada davalı vekilini bağlayıcı nitelikte bir sulhname bulunduğundan söz edilemez.
O halde, dava feragat ile sonuçlandığına göre, kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına dava değeri dikkate alınarak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 6. maddesine göre nispi vekalet ücreti tayini gerekirken davalı lehine maktu vekalet ücretine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/11/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Avukatın iki çeşit ücret alacağı bulunmaktadır. Bunlar avukat ile iş sahibinin/müvekkil arasındaki sözleşme ilişkisinden … avukatlık ücreti (akti vekalet ücreti) ile yargılama sonunda haklı çıkan taraf yararına tarife hükümlerine göre hükmedilen “karşı taraf yararına vekalet ücreti” niteliğindeki avukatlık ücretidir.
Davacılar tarafından, davalı … aleyhine açılan inanç sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davasının yargılaması sırasında, davacıların davadan feragati üzerine mahkemece, 14/06/2020 tarihinde davanın feragat nedeniyle reddine dair hüküm kurulmuştur. Bu kararı temyiz eden davalı … lehine vekalet ücreti takdiri gerektiğini savunmaktadır. Davacıların davadan feragat etmelerinin sebebi taraflar arasında düzenlenen ve yabancı ülke mahkemesince de tasdik edilen protokolden dolayıdır. Bu protokole göre taraflar aralarındaki davalardan feragat edeceklerdir. Bunun yanında mahkeme masraflarını birlikte ödeyeceklerdir.
Mahkemece hüküm altına alınan avukatlık ücreti, taraf yararına tarife hükümlerine göre hükmedilen ve yargılama gideri niteliğinde olan “karşı taraf yararına vekalet ücreti” avukatlık ücretidir.
Taraflar mahkeme dışında belirtilen protokol ile sulh olmuş buna dayalı olarak da davacılar davadan feragat etmişlerdir. Davacıların feragati sulh protokolüne dayalı olduğundan sulh protokolündeki hükümlerin her iki taraf içinde bağlayıcı niteliği vardır. O halde mahkemece yargılama gideri kapsamında bulanan vekalet ücretine de karar verilmemelidir. Ancak bu husus, davacı tarafça temyiz sebebi yapılmamıştır.
Sayın çoğunluğun; “davalı taraf vekilinin sözleşmede imzasının bulunmaması nedeniyle davalıyı bağlayıcı nitelikte bir sulhname yapılamayacağı” gerekçesine de katılmak mümkün değildir.
Sulh, asıl uyuşmazlığın tarafları arasında gerçekleşecek olup taraflar asıl olarak sulh olabilecekleri gibi yetki verilmesi halinde vekilleri aracılığıyla ile de sulh sözleşmesi yapabilirler. Vekilin bulunmaması sulh sözleşmesini geçersiz hale getirmez.
Bu sebeple sulhe dayalı olarak davadan feragat edildiğinden ve yargılama giderlerinin taraflar üzerine bırakılacağı kararlaştırıldığından taraf yararına tarife hükümlerine göre ve yargılama gideri niteliğinde avukatlık ücretinin hüküm altına alınması gerekmediğinden sayın çoğunluğun bozma yönündeki kararına iştirak edememekteyim.
Ankara Batı 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/226 Esas sayılı dosya üzerinden verilen kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.