Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2007/4927 E. 2007/4393 K. 13.11.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/4927
KARAR NO : 2007/4393
KARAR TARİHİ : 13.11.2007

MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ

Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 102 ada 200 parsel sayılı 6551,68 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz mera vasfı ile orta malı olarak sınırlandırılmıştır. Davacı …, yasal süresi içinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine ve çekişmeli parselin tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16/B maddesi uyarınca “nizalı taşınmazın tespit gibi mera vasfıyla sınırlandırılmasına ve özel siciline yazılmasına” karar vermek gerekirken, yazılı olduğu şekilde “taşınmazın yapılan kadastro tespiti gibi tapu siciline kayıt ve tesciline” karar verilmiş olması isabetsiz ise de, bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden gerekçeli kararın hüküm fıkrasının birinci bendinde yer alan “taşınmazın yapılan kadastro tespiti gibi tapu siciline kayıt ve tesciline” ibarelerinin hüküm fıkrasından çıkartılarak yerine “tespit gibi mera vasfıyla sınırlandırılmasına ve özel siciline yazılmasına” kelimeleri yazılarak hükmün düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, 13.11.2007 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Dava konusu 102 ada 200 parsel sayılı taşınmaz, davalı adına tespit edilen dava dışı aynı ada 107 parsel sayılı taşınmaza uygulanan 98 ve 100 tahrir sayılı vergi kayıtlarının sınırlarında mera okunduğu gerekçesi ile taşınmazın yakınında bulunan dava dışı aynı ada 199 parsel sayılı taşınmaz da komşu 103 parsel sayılı taşınmaza uygulanan vergi kaydının miktar fazlası olarak mera niteliği ile sınırlandırılmış; kadim ya da tahsisli mera olduklarından söz edilmemiştir. Bir kaydın sınırında mera yazılmış olması, o yerin mutlak surette mera olduğu anlamına gelmez. Bir yerin mera sayılabilmesi için öncesi bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel olarak sırf hayvan otlatmak amacı ile kullanılıyor olması ya da ilgili idari birimlerce usulüne uygun biçimde mera olarak tahsis edilmiş olması gereklidir. Taşınmazın bulunduğu Çaylıca Köyünde, kesinleşen mera tahsisi bulunmadığı İlçe Tarım Müdürlüğünün 27.5.2005 günlü cevap yazısından anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılan iki ayrı keşifte ayrı köyden ve komşu köyden dinlenilen yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın mera olarak kullanıldığını görmediklerini, bilmediklerini, taşınmazın bulunduğu mevkide köyün merasının olmadığını, hayvanların köyün 15 km. güneyinde Alaçam yaylasında otlatıldığını haber vermişlerdir. Keşifte hazır bulunan harita ve kadastro mühendisi … tarafından düzenlenen 10.01.2005 havale tarihli rapor ve ekindeki haritada ise taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastro çalışmalarının ve 1744 sayılı yasa ile değişik 2. maddesi uygulamasının yapılıp kesinleşerek 14.7.1981 tarihinde tapuya tescil edildiği belirtilmiştir. Buna göre vergi kayıtlarının sınırında “mera” okunan yerin, gerçekte “orman” olduğu sonucuna varılmakta ise de, orman kadastrosu ve 2. madde uygulamasına ilişkin harita ve belgelerin uzman orman mühendisi bilirkişi tarafından uygulanması gerekirken “İnegöl Kadastro Müdürlüğünde kontrol mühendisi” olarak görev yapan …’in uygulaması ile yetinilmesi olanaklı bulunmadığından, mahkemece önceki keşiflerde dinlenilen yerel bilirkişi ve tanıklar da hazır bulundurulmak suretiyle serbest orman mühendisi ve üç kişilik ziraatçi bilirkişi kurulu aracılığı ile taşınmaz başında yeniden yapılacak keşifte orman kadastrosu ve 2. madde uygulamasına ilişkin harita ve belgeler yeniden yerine uygulanmak suretiyle taşınmazın orman sınırları dışında kalıp, kalmadığının saptanması, orman sınırlaması dışında kalıyor ise, orman kadastrosunun kesinleştiği 14.7.1981 günü ile kadastro tespitinin yapıldığı 6.4.2004 günü arasında 3402 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmiş olması halinde taşınmazın zilyedi adına tesciline karar verilmesi gerekeceği gözönünde bulundurularak, daha önceki ziraat bilirkişilerinin raporları arasındaki çelişkiyi giderecek şekilde üç kişilik uzman ziraatçi bilirkişi kurulundan rapor alınması, davacının taşınmazın hangi bölüm ya da bölümlerinde zilyet olduğunun, yerel bilirkişi ve tanıklardan yeniden ayrıntılı biçimde sorulup saptanması, bu konuda fen bilirkişisinden ayrıntılı rapor alınması, mahkemenin gözlemini de yansıtacak şekilde keşif yerinin fotoğraflarının da dosyaya konularak toplanan ve toplanacak olan zilyetlik delilleri değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile hükmün araştırmaya yönelik olarak bozulması görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.