YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3734
KARAR NO : 2022/8773
KARAR TARİHİ : 07.12.2022
MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 13.04.2017 tarih ve 2014/735 E- 2017/365 K. sayılı kararın davacı vekili ile davalı … tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin kabulüne-reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 16.02.2021 tarih ve 2018/2227 E- 2021/203 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun’un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; davalıların dava dışı Kentyap İnşaat…A.Ş.’nln yönetim kurulu üyeleri ve şirket kurucuları olduğunu, davacının 09.10.2012 tarihinde Kentyap İnşaat ile … İlçesi …Mahallesinde bulunan taşınmazda inşa edilecek Uluhan Tac Mahal Prestij projesinden 205.000,00 TL bedelle daire almak için satış vaadi sözleşmesi imzaladığını, sözleşme gereğince 06.10.2012 tarihinde 500,00 TL kapora bedeli, 20.11.2012 tarihinde 50.750,00 TL peşinat bedeli olmak üzere toplam 51.250,00 TL peşinat ödediğini, kalan tutar olan 153,750 TL aylık 3.075,00 TL tutarlı 50 takside bölünüp, her bir taksit karşılığında sıralı senetlerle ödeme planına bağlandığını, davacının dava dışı şirkete vermiş olduğu senetler karşılığında toplam 43.050,00 TL daha ödediğini ve senetlerini geri aldığını, davacının genel toplamda 94.300,00 TL ödediğini, hakim olan davacının senet için protesto edilmemek ve icra takibine uğramamak için bu senetleri mecburen ödediğini, dava dışı Kentyap tarafından yapılması planlanan projeye, sözleşmeye göre 10.09.2012 tarihinde başlanması gerekirken hiç başlanmadığını, dava dışı Kentyap A.Ş. aleyhine açılan yüzlerce dava ve söz konusu projelerde yüzlerce mağdurun bulunduğunu, vatandaşlardan alınan paraların inşaata harcanmadığını, Kentyap A.Ş. üzerinde hiçbir kayıtlı malvarlığı olmadığını, dava dışı şirketin alacaklarının bir çok projede davalılar tarafından muvazaalı olarak elden çıkarıldığının, bu durum dikkate alındığında şirket ortaklarının ve yöneticilerinin bu olanlardan TTK’nın 553. maddesi uyarınca sorumlu olduklarını, davalıların tamamı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla şikayet edildiğini, davacının alacağına ilişkin olarak Kentyap A.Ş. ilgili olarak İstanbul 7. Tüketici Mahkemesinin 2013/716 esas sayılı dosyası ile sözleşmenin geçersizliği ve senetlerin iptali istemli davada mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini, İstanbul 21. İcra Müdürlüğünün 2014/27800 Esas sayılı dosyası ile ilamın icraya konulduğunu, icra dosyasında 94.300 TL asıl alacak, 9,742,61 işlemiş faiz, 17,500-TL vekalet ücreti, 6.344,32 TL işlemiş faiz, 45,40 TL yargılama gideri, 1,65 TL işlemiş faiz ile takip çıkışı 122.223,98 TL, bu bedele 12.177,92 TL icra vekalet ücreti ve 44,60 TL takip gideri de eklendiğinde dosyadaki toplam alacak miktarının 134.446,50 TL olduğunu, kural olarak anonim şirket yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamaz iseler de, şirket alacaklılarının yönetim kurulunun kusurlu yönetimi nedeniyle doğrudan zarara uğramaları durumunda, yönetim kurulu üyeleri aleyhine hükmedilecek tazminatın kendilerine verilmesi suretiyle dava açabileceğini, yönetim kurulu üyelerinin ortaklığa ve ortaklık alacaklarına karşı kusursuz olmadıklarını ispat etmedikçe müteselsilen sorumlu olduklarını, buna karşılık bazı özellikli hallerin de bağımsız sorumluluk sebebi olarak sayılmakta olduğunu, davacının bu proje yapılsaydı, inşaatın tamamlanmasıyla projenin yapacağı primi, her yıl meydana gelecek gayrimenkul fiyatlarındaki artışı, lojmanda kaldığı sürece elde edeceği kiradan da diğer gelirlerden de mahrum kaldığını, bu zararın munzam zarar olarak görülüp bilirkişi tarafından hesaplanması gerektiğini ileri sürerek, ödenen 94.300,00 TL maddi tazminatın her ödeme için fiili ödemenin yapıldığı tarihten başlayacak avans faiziyle birlikte, 20.000,-TL manevi tazminatın ve yargılamada belirlenecek olan munzam zarar toplamının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiliyle davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş; 12.12.2016 tarihli talep artırım dilekçesiyle, dava dilekçesindeki talebine ilave olarak 320.000,-TL munzam zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı … vekili; davanın yetkisiz mahkemede açılmış olduğunu, davalı …’ün şirkette 08.02.2013 tarihinde yönetim kurulu üyesi olduğunu, davalının şirkette kurucu ortak olmadığını, davacının ise söz konusu şirketle 09.10.2012 tarihinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi imzaladığını, davalının sözleşme tarihinde ve ödemeler yapıldığı dönemde mezkur şirkette yönetim kurulu üyesi olmadığını, davacının ödemelerini davalının şirkette yönetim kurulu üyesi olmadan önce yaptığını, davalı hakkında davanın öncelikle husumet sebebiyle reddinin gerektiğini, davalının yönetim kurulu üyesi olduğu şirketin anonim şirket olduğunu, TTK hükümleri gereği anonim şirketlerin borçlarından dolayı malvarlıklarıyla sorumlu olduğunu, şirket ortaklarının şahsi malvarlıkları ile sorumluluğunun bulunmadığını, TTK hükümlerine göre davalının yönetim kurulu üyesi olarak sorumluluğunun doğmamakta olup kusuru, zararı ve illiyet bağını ispat yükünün davacıya ait olduğunu, şirket yöneticileri hakkındaki soruşturmanın neticesinin beklenmesi gerektiğini, olayların … Belediyesiyle yaşanan problemlerden kaynaklı olduğunu, davalının dışında meydana gelen olaylar sebebiyle sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini, olay ve zarar arasında uygun bir illiyet bağının bulunup bulunmadığının açık olmadığını, bu sebeple manevi tazminat da talep edilemeyeceğini, ayrıca davacının talep ettiği manevi tazminatın fahiş olup sebepsiz zenginleşmeye sebep olacağını, davalının kusuru olmamasından dolayı davacının munzam zarar talebinin kanuna aykırı olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili; davalının …’un davaya konu şirket hissesini 08/02/2013 tarihinde davalı …’e, yönetim kurulu başkanlığını da …’e devrettiğini, bu sebeple davalının sorumluluğunun bulunmadığını, davacı ile davalı yan tarafından imzalanan sözleşme ve senetlerde davalı …’un hiçbir imzası bulunmadığını, ayrıca şirketin yönetim kurulu üyelerinin sadece kamu borçlarından kendi malvarlığı ile sorumlu olduğunu, bu şekilde bir borç olmadığı için davalının şahsi malvarlığı üzerinde herhangi bir işlem yapılamayacağını, sermayenin ödenip ödenmediği konusunun bu davada söz konusu olamayacağını, kaldı ki davalı o dönemde kendi paylarını devrettiği için bu borç ile devralan kişinin sorumlu olacağını, davacının bu davada tüketici konumunda olması nedeniyle görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğunu, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin şekil şartlarına uygun olmaması nedeniyle geçersiz olduğunu, davalının davaya konu olan Tac Mahal projesine dair hiçbir evrakta imzasının olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı …; davada davacın yanın tüketici olması sebebiyle görevli mahkemenin tüketici mahkemeleri olduğunu, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin şekil şartlarına uygun olmaması sebebiyle geçersiz olduğunu, satış vaadi sözleşmesinin noter tarafından düzenleme biçiminde veya tapu müdürlüğü tarafından yapılması gerektiğini, dava dışı Kentyap şirketinin davacıya daire teslim borcu olduğu düşünüldüğünde bu teslim borcu nakit para alacağına dayanmayan bir gayrimenkul teslim borcu olduğunu, bu nedenle nakit para alacağına dayanmayan bir borç için ihtiyati haciz kararı tesis edilemeyeceğini, kesin kabul manasına gelmemekle birlikte savunmalara nazaran mahkemece aksi kanaat hasıl olursa TTK’nın ilgili hükümlerince sorumluluğun davacı yanın iddiasının aksine en fazla taahhüt edilen sermaye ile sınırlı olacağının aşikar olduğunu, şirketin yönetim kurulu üyelerinin sadece kamu borçlarından kendi malvarlığı ile sorumlu olabileceğini, o nedenle huzurdaki davanın bu şekilde bir borca ilişkin olmadığı için şahsi mavarlığı üzerinde herhangi bir işlem yapılamayacağının açık olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacı ile dava dışı Kentyap arasında … İlçesi …Mahallesinde inşa edilecek taşınmaza ilişkin 205.000,-TL bedelli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi imzalandığı, davacının satış vaadi sözleşmesi gereğince ödeme yaptığı, ancak dava dışı Kentyap tarafından yapılması planlanan projeye hiç başlanmamış olduğu, tapulu taşınmazın satışına dair sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersiz olup tarafların verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebileceği, davada 09/10/2012 tarihli sözleşmeden doğan edimini dava dışı şirkete güvenerek ifa eden davacının, sözleşmenin geçerli olmaması ve yerine getirilmemesinden dolayı uğradığı menfi zararını talep edebileceği, menfi zararın, sözleşmenin yapılması, sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılık edanın kabulü için yapılan masraflar, sözleşmenin yerine getirilmesi dolayısıyla uğranılan zarar, sözleşmenin geçerliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması dolayısıyla uğranılan zarar olduğu, davacı tarafından açılan davada İstanbul 7. Tüketici Mahkemesinin 2013/716 Esas 2014/746 karar sayılı kararı ile satış sözleşmesinin feshi talebinin kabulüne; 94.300,-TL.nin, 17.500,-TL vekalet ücreti ile 45,40 TL.yargılama giderinin davalıdan tahsiline karar verildiği, karara dayanılarak talep edilen ihtiyati haciz kararının infazı aşamasında davacı tarafça toplamda 94.617,-TL bedelin tahsil edildiği, mahkemece hükmedilen 17.500,-TL vekalet ücreti ile 45.40 TL yargılama giderinin ise tahsil edilmediği, bu haliyle davacı tarafın bedel iadesi talebi konusuz kalmış olmakla birlikte, menfi zarar niteliğindeki vekalet ücreti ve yargılama giderinin menfi zarar niteliğinde olup henüz tahsil edilemediği, davacının tarafın inşaat yapılıp bitirilseydi malvarlığına katacağı değere ilişkin talebinin hesaplanmasında, davacı tarafın o tarihte sözleşmenin geçerliliğine inanarak 205.000-TL’ye aldığı dairenin dava tarihindeki değerinin 320.000,-TL olduğu, ancak davacı tarafın toplam yaptığı ödeme miktarı 94.300,-TL olup, oranlama sonucunda davacı zararının 147.200,-TL olduğu, davacının tahsil ettiği tutarın düşülmesi sonucunda davacı tarafın malvarlığına katacağı değere ilişkin zararının 52.900,-TL olduğu, bu tutara hükmedilen yargılama gideri ve avukatlık ücreti eklendiğinde kalan maddi zarar toplamının 70.445,40 TL olduğu, TTK’nın 553.maddesi uyarınca davalıların sorumluluğuna gidebilmek için kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettikleri hususunun tespitinin gerektiği, dava dışı Kentyap şirketinin kuruluş tarihinde davalılar …, …, …, …, …’nin kurucu ortak olarak görüldükleri, şirketin 08/02/2013 tarihli genel kurul toplantısından sonra ortaklık yapısının …, …, …, …, …’den oluştuğu, davalıların sermaye koyma borçlarını yerine getirdikleri hususunun tespit edilemediği, şirketin 17/11/2011 tarihinden 08/02/2013 tarihine kadar davalı …, …, …’ün yönetim kurulu üyesi oldukları, 08/02/2013 tarihli genel kurul toplantısından sonra ise davalı …’ün yönetim kurulu başkanı, …’ın yönetim kurulu başkan vekili, …’ün ise yönetim kurulu üyesi oldukları, yönetim kurulu üyesi olan davalıların kanundan doğan yükümlülükleri olan sermaye koyma taahhütlerinin yerine getirilip getirilmediği hususunun takibini yapmadıkları, sermaye koyma borcunu yerine getirilmemesi nedeniyle dava dışı şirketin faaliyetinin ve sözleşme uyarınca üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmesinin mümkün bulunmadığı, bu haliyle davalıların kanundan esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettikleri, davacının ödediği bedele ilişkin davanın konusuz kaldığı, manevi tazminat talep koşullarının oluşmadığı, davacının sözleşmenin hüküm ifade etmemesinden doğan zararlardan menfi zararların talep edilebileceği, ancak kira kaybı talebinin müspet zarar kapsamında olup talep edilemeyeceği, davacının talep ettiği zararın doğrudan zarar olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 94.300-TL talep bakımından konusuz kalan kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, bu tutarın işlemiş faiz tutarının davalılardan tahsiline, 70.445,40TL tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili ile davalı … vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı ile dava dışı şirket arasında maketten konut satışına ilişkin adi yazılı satış vaadi sözleşmesi düzenlendiği, davacı tarafından peşinat ve taksitler halinde olmak üzere dava dışı şirkete toplam 94.300-TL ödeme yapıldığı, ancak şirket tarafından inşaata hiç başlanmadığı, davalılar hakkında bu şekilde birçok kişiye satış yapılarak dolandırıcılık suçu işledikleri iddiasıyla Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/139 esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığı ve halen yargılamanın sürdüğü, davacı tarafından dava dışı şirket hakkında ödenen bedelin iadesi ve kalan bonolar nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemiyle İstanbul 7.Tüketici Mahkemesinin 2013/716 Esas sayılı dosyasında açılan davada mahkemece satış sözleşmesinin feshi ile 94.300,-TL’nin, 17.500,-TL vekalet ücreti ile 45,40 TL.yargılama giderinin davalıdan tahsiline karar verildiği, davacı tarafından söz konusu karara dayanılarak talep edilen ihtiyati haciz kararının infazı aşamasında davacıya alacağa mahsuben davalı … tarafından 21.08.2015 tarihinde toplam 94.617,-TL ödeme yapıldığı, yargılamanın devamı sırasında, davacı tarafından dava dışı şirkete verilmiş olan bonoların davacıya iade edilmeyerek üçüncü kişiye ciro edilmesi sonucunda, dava dışı üçüncü kişi tarafından davacı hakkında başlatılan Bakırköy 9.İcra Müdürlüğünün 2015/15409 esas sayılı icra dosyasında davacı tarafından 16.05.2016 tarihinde 43.654,72 TL daha ödeme yapıldığı, davalı şirket kurucu ortak ve yöneticilerinin, inşasına hiç başlanmayan ve ifası da mümkün olmayan taşınmaza ilişkin maketten konut satışı yapmak suretiyle, davacı ve aynı durumda olan başkaca birçok kişiden para toplamak suretiyle haksız fiil işledikleri, gerçekleşen eylemleri nedeniyle halen yargılandıkları da dikkate alındığında, haksız fiil sorumluluğu kapsamında davacının doğrudan uğradığı zararlardan yönetici, denetçi ve kurucu ortak sıfatıyla sorumlu oldukları, sorumluluk haksız fiilden kaynaklandığından, davalıların davacının doğrudan zararı dışında munzam (aşkın) zararından da sorumlu oldukları, yargılama sırasında iade edilmeyen senetler nedeniyle üçüncü kişiye ödenen 43.654,72 TL’nin de tahsiline karar verilmesi gerektiğinin davacı tarafça ileri sürüldüğü, bu tutarın da eklenmesi sonucunda davacının isteyebileceği doğrudan zarar tutarı 137.954,72 TL’ye ulaşmış olduğu, ancak her ne kadar bu tutar da davacının doğrudan zararını oluşturuyorsa da, davacı dava dilekçesinde doğrudan zarar talebini açıkça 94.300-TL olarak sınırlandırmış olduğundan, taleple bağlılık ilkesi gereğince 94.300-TL’lik talep aşılarak karar verilmesi mümkün olmadığı, bu durumda davacı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun yerinde olmadığı, 94.300,-TL’nin ise yargılama sırasında ödenmiş olması nedeniyle bu istem bakımından dava konusuz kalmış olduğu vefakat davacının faiz talebi doğrultusunda bu tutarın işlemiş faiz tutarının davalılardan tahsiline karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, sonuç olarak davacının uğradığı doğrudan zarar tutarı 137.954,72 TL olduğu, davacı taşınmazı 205.000-TL bedelle satın almış olup, taşınmazın dava tarihindeki değerinin 320.000-TL’ye ulaştığı, davacının değer artışından kaynaklanan munzam zararının ise yapılan oranlama sonucunda 77.389,23 TL (137.954,72×320.000/205.000-94.300-43.654,72) olduğu, davalıların eylemlerinin davacının kişilik haklarına saldırı niteliği taşımaması nedeniyle, ilk derece mahkemesince manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçeleri ile, davalı … vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun ise esastan kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak ve yeniden hüküm kurularak, davanın kısmen kabulüne, maddi tazminata ilişkin 94.300.-TL ödendiğinden konusu kalmayan dava nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, bu miktara dava tarihi 23/09/2014 tarihinden 21/08/2015 tarihine kadar avans faizi işletilerek davalılardan müteselsilen tahsiline, 77.389,23 TL munzam zarar, 17.500,-TL vekalet ücreti, 45,40 TL masraf olmak üzere toplam 94.934,63 TL’nin davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, manevi tazminat ve diğer fazla istemlerin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davalı … vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.
1- Dava, Türk Ticaret Kanunu’nun 553/1.maddesi hükmü uyarınca anonim şirket yöneticilerinin sorumluluğu kapsamında oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davanın dayanağı olan madde hükmünde; “Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.” şeklinde ifade edilmiştir.
Mahkemece, davalı şirket kurucu ortak ve yöneticilerinin, inşasına hiç başlanmayan ve ifası da mümkün olmayan taşınmaza ilişkin maketten konut satışı yapmak suretiyle, davacı ve aynı durumda olan başkaca birçok kişiden para toplamak suretiyle haksız fiil işledikleri, bu şekilde birçok kişiye satış yapılarak dolandırıcılık suçunu işledikleri iddiasıyla Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/139 esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığı ve yargılamanın sürdüğü, gerçekleşen eylemleri nedeniyle halen yargılandıkları da dikkate alındığında, haksız fiil sorumluluğu kapsamında davacının doğrudan uğradığı zararlardan yönetici, denetçi ve kurucu ortak sıfatıyla sorumlu oldukları, sorumluluk haksız fiilden kaynaklandığından, davalıların davacının doğrudan zararı dışında munzam (aşkın) zararından da sorumlu oldukları belirtilerek ve davalılar hakkındaki ceza davasına dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece ceza mahkemesinde halen yargılaması devam eden dava gerekçeye konu yapılmışsa da henüz ceza mahkemesi kararı kesinleşmemiştir. TBK’nın 74. maddesi hükmü uyarınca maddi olgunun tespitine dair ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza Mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı kanunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.04.2014 tarihli ve 2013/4-1008 E., 2014/490 K. sayılı kararı).
Bu durumda, davalılar hakkında isnat edilen suça ilişkin devam ettiği bildirilen ceza davasının akıbeti araştırılarak bekletici sorun yapılması ve ceza mahkemesi kararı hakkında Türk Borçlar Kanunu m.74 kapsamında değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı … vekilinin sair temyiz istemlerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı … vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı …’a iadesine, 07.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.