YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5368
KARAR NO : 2022/9506
KARAR TARİHİ : 27.12.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 05.02.2019 tarih ve 2018/1098 E. – 2019/82 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nce verilen 15.04.2021 tarih ve 2019/879 E. – 2021/487 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin bayisi olduğunu, EPDK tarafından 17.01.2017 tarihinde yapılan denetim sonucunda müvekkiline LPG pompa fiyatı ile ilan edilen fiyatının farklı olması nedeniyle 459.547,00 TL idari para cezası kesildiğini, para cezasının peşin şekilde 344.660,25 TL olarak ödendiğini, davalı …’ın aldığı karar doğrultusunda 2015 yılından itibaren istasyonda bazı günlerde halk günü kampanyası yapıldığını ve Aygaz’ın talimatıyla, bu günlerde LPG’nin indirimli olarak, normal satış fiyatının altında satıldığını, düzenlenen kampanyalar için afiş ve fiyat görselinin Aygaz tarafından hazırlanarak kargo yoluyla teslim edildiğini, önceki afişlerde indirimin belirli bir güne mahsus olduğu belirtilmesine rağmen cezaya konu son afişte bu hususun belirtilmediğini, davalının kusurlu olduğunu ileri sürerek, belirsiz olan alacağın şimdilik 30.000,00 TL asgari tutarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, alacağın miktarı davacı açısından belirlenebilir nitelikte olduğundan iş bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava belirsiz alacak davası olarak açılmış ise de davacının dava dilekçesinde alacak miktarının 344.660,25 TL olduğunu belirttiği, davaya konu alacağın belirsiz alacak olarak talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Safahati yukarıda özetlenen dava, her ne kadar belirsiz alacak davası olarak açılmış ise de, dava dilekçesindeki açıklamalar ve dosyaya sunulan belgelerden, alacağın davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olduğu dolayısıyla somut olayda belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, huzurdaki davanın, koşulları oluşmadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığı sonucuna ulaşılmış ise de davalının eylemleri sebebiyle bir zarara uğradığını iddia eden davacının alacağına kavuşmak için dava açmaktan başka bir yola müracaat etmesi mümkün olmadığından eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Davanın türü başlangıçta var olan hukuki yararı ortadan kaldırmaz. HGK’nın 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 Esas, 2019/576 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere koşulları oluşmadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılan bir dava, usul ekonomisi ilkesi gözetilerek hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile hemen usulden reddedilmemelidir. HGK’nın anılan kararında, bu halde çeşitli ihtimallere göre nasıl işlem tesis edilmesi gerektiği açıklanmış olup, davacının davasını belirsiz alacak davası olarak nitelendirdiği ancak belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı ihtimalde kısmi dava koşulları bulunuyorsa, başka bir deyişle davanın kısmi dava olarak açılabilmesi mümkün ise, mahkemenin açılmış olan davayı doğrudan bir ara kararıyla kısmi dava olarak görüp karara bağlaması gerektiği belirtilmiştir. Dairemizin son dönem içtihatları da bu yöndedir. (Dairemizin 21/06/2022 gün, 2021/4318 Esas-2022/5118 Karar, 12/05/2022 gün, 2020/8201 Esas-2022/3819 Karar sayılı ilamları)
O halde somut olayda kısmi dava koşullarının bulunup bulunmadığı tartışılmalıdır. Yukarıda da ifade edildiği üzere, davaya konu alacak davacı bakımından belirlenebilir nitelikte olup, dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının bir kısmını dava ettiği anlaşılmaktadır. Alacağın belirli olduğu hallerde kısmi dava açılmasına cevaz vermeyen 6100 sayılı HMK’nın 109’uncu maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte artık belirli olan alacaklar için de kısmi dava açılması mümkün hale geldiğine göre, somut olayda kısmi dava koşulları bulunmaktadır. Bu itibarla, mahkemece davanın dava dilekçesiyle talep edilen tutar bakımından kısmi dava olarak açıldığı kabul edilip, kısmi dava olarak görülüp karara bağlanması gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 27.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.