Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/3877 E. 2022/9064 K. 14.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3877
KARAR NO : 2022/9064
KARAR TARİHİ : 14.12.2022

MAHKEMESİ :… BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Marmaris 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 20.04.2017 tarih ve 2015/218 E- 2017/212 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nce verilen 03.02.2021 tarih ve 2017/1345 E- 2021/168 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından duruşmalı, davacı vekilince duruşmasız olarak istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 13.12.2022 günü hazır bulunan davacı vekili Av…. ile davalı vekilleri Av. … ve Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 5 yıl boyunca her yıl 80.000 ton agrega almayı davalının kabullendiği sözleşme imzalandığını, malzemenin alınmaması halinde dahi davalının almayı taahhüt ettiği miktarın bedelini ödemeyi kabullendiğini, ancak davalının sözleşme şartlarına göre almayı taahhüt ettiği, ancak alma hususunda temerrüde düştüğü ve almadığı malzemenin bedelini ödemediğini ve de sözleşmeyi fesh ettiğini, ödemelerini de zamanında yapmadığını, bunun üzerine taraflar arasında yeni bir sözleşme yapıldığını, bu sözleşmeye göre de, ilk yıl 100.000 ton malzeme alınacağının, sonraki 4 yılda ise her yıl 80.000 ton malzeme alınacağının ve bunların bedellerinin yıl sonu itibariyle ödeneceğinin kararlaştırıldığını, ancak davalının ikinci sözleşme şartlarına da uymadığını, bu sebeple taraflar arasında ihtarnameler çekildiğini iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla yoksun kalınan kâr bedeli için şimdilik 10.000,00 TL’nin ihtarname süresi sonu olan tarihten itibaren avans faizi ile ve sözleşmenin sona ermesinden kaynaklı cezai şart miktarı olan 300.000,00 TL’nin ihtarname ile verilen süreden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili, 15.02.2017 tarihli dilekçesi ile alacağını 1.947.634,01 TL üzerinden ıslah etmiş, toplam alacağın ihtarname ile verilen sürenin sona erdiği 02.02.2015 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davayı kabul etmediklerini, sözleşmeye davacının taraf olmadığını, davacının davalıya sözleşmede belirtilen kalite, nitelik ve şartlarda agregayı temin edemediğini, sözleşmeye göre nakliye işinin de davalıya ait olduğunu, ancak davacı şirketin sözleşmedeki kalitede malzemeyi sunamadığı gibi müvekkili şirketin nakliye araçlarını da defalarca boş olarak geri gönderdiğini, davaya konu malzemelerin alınmamasının nedeninin davacının ilgili malzemeleri temin edememesinden kaynaklandığını, müvekkilinin sözleşme konusu malzemeleri alacağı beklentisi ile bir çok sözleşme yaptığını, ancak davacının malzemeleri temin edememesinden dolayı müvekkilinin mağdur olduğunu ve ticari itibarının zedelendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, tarafların sözleşme şartlarına uyup uymadıkları noktasında toplandığı, alınan bilirkişi raporuna göre, davacının sözleşmede belirtilen kalitede malı ürettiği, miktar bakımından yeterli tesisin kurulduğu, davalının ise taahhüt edilen miktarda malı almadığı, davacının müspet zararını tazminat olarak istediği, buna göre davalının üzerine düşen edimini yerine getirmeyerek davacının sözleşmeden beklediği yararı sağlayamamasına neden olduğu, bu haliyle talep edilen ve bilirkişi raporu ile tespit edilen tazminata davacının hak kazandığı, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmede cezai şarta yer verildiği, sözleşme şartlarının davalının kusuru ile yerine getirilmediği, tarafların tacir oluşu, iş hacimleri dikkate alındığında cezai şartın da fahiş bulunmadığı gerekçesiyle davacının davasının 1.947.634,01 TL üzerinden kabulüne, bu tutarın 310.000,00 TL’sine 02.02.2015 tarihinden, 1.637.634,01 TL’sine 09.03.2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davalı vekilinin istinaf başvuru sebeplerine göre HMK’nın 356. maddesince duruşma açılarak yargılamaya devam edilmesine, mali müşavir marifetiyle taraflara ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde başkasına satış yapılıp yapılmadığı, sözleşmeye göre taraflar arasındaki ilişki durumunun tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına dair 25.06.2018 tarihinde ara karar kurulduğu, ara karar doğrultusunda öncelikle davacıya ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde inceleme yapılmasının hükme bağlandığı, bu yönde defter ve kayıtların bulunduğu yere talimat yazıldığı, mali müşavir bilirkişi tarafından rapor tanzim edilerek dosyasına gönderildiği, rapora itirazlar üzerine maden mühendisi de katılmak suretiyle yeniden rapor alınmasına karar verildiği, bu rapora karşı da itirazda bulunulduğu, rapora itirazlar doğrultusunda yeniden raporlar alındığı, alınan raporlarda İlk Derece Mahkemesi kanaatini ortadan kaldıracak şekilde tereddütten uzak görüşlerin ortaya konmadığı, son alınan rapora yönelik itirazların da oluşan kanaati etkileyecek mahiyette olmadığı, buna göre davacının ihtarnamelere konu alacaklarının İlk Derece Mahkemesi’nce alınan raporlar ve Bölge Adliye Mahkemesi’nce alınan raporlar doğrultusunda İlk Derece Mahkemesi kararında belirtildiği gibi gerçekleşmiş olduğu, bu nedenle İlk Derece Mahkemesi’nce hüküm altına alınan tazminat alacağının oluşa uygun olduğu, ayrıca malzemelerin sözleşmede belirtilen süre ve şartlarda davacının bünyesinden alınmaması nedeniyle sözleşmenin feshedilmiş olduğu, feshin de haklı olmadığı, bu sebeple talep edilen cezai şartın da yerinde olduğu, davalının son raporlara itirazlarının sonuca etkili olmayacağı, davalı istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, raporda belirtilen faiz başlangıç tarihlerinin ihtarname, ıslah tarihlerine göre yerinde olduğu, bu sebeple davacının istinaflarının da reddi gerektiği, taraflar arasındaki sözleşme incelendiğinde, her yıl ne kadar miktarda malzeme alınacağının ve malzemelerin bedellerinin belirtilmiş olduğu, yine alınmayan malzemelerin ne kadar olduğunun ve kaç liralık olduğunun da davacının ihtarnamesi ile davacının bilgisi dahilinde olduğu, zaten davacının tacir olması sebebi ile ve davanın mahiyeti gereği de davacının bu zararlarını bilebilecek konumda olduğu, İlk Derece Mahkemesi’nce davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirildiği, bedel artırımı için davacıya süre verildiği, davacının da bu süreye uyarak harcını yatırıp rapor doğrultusunda bedel arttırımı yoluna gittiği, daha sonra da HMK anlamında ıslah hakkını kullandığı, İlk Derece Mahkemesi’nce ıslah doğrultusunda davanın kabulüne karar verildiği, ilk karar uyarınca yapılan arttırımın ıslah iradesine dayalı olmadığı, mahkemenin ara kararına göre usuli kazanılmış hak çerçevesinde bedel arttırımı yoluna gidildiği, ikinci harç yatırılma olayının ise hukuk usulünün kabul ettiği anlamda taraf iradesine bağlı ıslah olduğu, İlk Derece Mahkemesi’nin davayı belirsiz alacak davası olarak nitelendirmesi yönündeki kanaati hakkında Bölge Adliye Mahkemesi’nde aksi yönde kanaatin çoğunlukla oluşmaması yani, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı durumu da nazara alınarak mahkeme kararına üstünlük tanındığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
(1) 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm ile gerekçenin önemi Anayasa düzeyinde vurgulanmış olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359. maddesinde bir bölge adliye mahkemesi kararının hangi hususları kapsaması gerektiği açıklanmıştır. Maddenin birinci fıkrasının ( e ) alt bendine göre karar; taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışmasını, ret veya üstün tutma sebeplerini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde içermelidir.
Bu Anayasal ve yasal zorunluluklara rağmen, Bölge Adliye Mahkemesi’nce tarafların tüm istinaf nedenlerinin ne şekilde karşılandığı açıklanmadan genel ifadelerle taraf vekillerinin istinaf başvuru sebeplerinin esastan reddine karar verildiğinin açıklanması usul ve yasaya aykırıdır. Kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
(2) Dava, taraflar arasındaki satış sözleşmesinden doğan kâr kaybı ve cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkin olup İlk Derece Mahkemesi’nce davanın kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince inceleme duruşmalı yapılıp bilirkişi raporları alınarak tahkikat tamamlanmış, taraf vekillerinin istinaf başvuruları HMK’nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddedilmiştir.
Ancak, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece yargılamasında görülen eksikliğin duruşma açılmak suretiyle tamamlandığı anlaşıldığından, HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince duruşma açılmaksızın tamamlanabilecek yargılama eksikliklerinin varlığı durumunda dahi, Bölge Adliye Mahkemesince esastan yeni bir karar verilmesinin gerekli kılınmış olduğu nazara alındığında, yargılamadaki eksikliğin duruşma açılarak giderilmesi hallerinde, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilemeyeceği, bu gibi hallerde de esastan yeni bir hüküm kurulması gerektiği kuşkusuzdur. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki ve infazda tereddüt oluşacağı, bu durumun ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil edeceği açıktır.
Bu nedenle, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında bir karar tesis edilmesi gerekirken HMK’nın 353/1-b-1. maddesi kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
(3) Bozma sebep ve şekline göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin, herbir yandan alınarak yek diğerine verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harçlarının istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 14.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.