Yargıtay Kararı 8. Ceza Dairesi 2022/6336 E. 2023/564 K. 15.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/6336
KARAR NO : 2023/564
KARAR TARİHİ : 15.02.2023

MAHKEMESİ : Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesi

Hükümlü hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2009 tarihli ve 2006/4144 Soruşturma, 2009/2810 Esas sayılı iddianamesi ile yalan tanıklık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 272 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca açılan dava ile yapılan yargılama neticesinde, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2011 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun’un 272 nci maddesinin ikinci fıkrası, 62, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca neticeten 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiş ve hüküm kesinleşmiştir.

Hükümlü müdafiinin 23.10.2017 havale tarihli yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçesine istinaden Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.06.2018 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ek kararı ile hükümlü müdafiinin infazın durdurulması ve yeniden yargılanma talebinin kabulüne karar verildiği, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/608 Esas sayılı dosyası ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi ile birlikte yeniden yapılan yargılama neticesinde Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararı ile, duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına karar verilmiştir.
Hükümlü müdafiinin 10.02.2020 tarihli temyiz talebi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 14.11.2022 tarihli ve 2021/17158 Esas, 2022/16539 Karar sayılı kararı ile;
“…mahkemece yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilerek duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK’nın 323/1. maddesi uyarınca önceki hükmün onaylanmasına dair verilen kararın, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden sonra verilmesi nedeniyle istinaf kanun yoluna tabi olduğu ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8/1. maddesindeki 20.07.2016 tarihinden önce ilk derece mahkemelerince verilen hükümlerin temyiz incelemesinde bozulması üzerine mahkemesince yapılacak yargılama sonucunda kurulacak ikinci hükümlerin de temyiz incelemesine tabi olacağı yönündeki düzenleme gözetildiğinde anılan kararın 8. madde kapsamına girmediği, bu nedenle esası incelenmeyen dosyanın yetkili ve görevli Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesine gönderilmesi için, incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE,”
Şeklinde karar verilmiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 14.11.2022 tarihli ve 2021/17158 Esas, 2022/16539 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.12.2022 tarihli ve 8 – 2020/67341 sayılı 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü;
Yapılan ön görüşmede Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı 5271 sayılı Kanun’un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına kararının temyiz incelemesine tabi olduğu, Yargıtayın temyizen inceleme yapmakla görevli olduğuna ilişkin oyçokluğuyla karar verilerek yapılan incelemede;

I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, yargılamanın yenilenmesi davasının önceki yargılama faaliyetinden tamamen ayrı ve bağımsız dava niteliğinde olmadığı, yargılamanın yenilenmesi talebi üzerine verilen kararların hangi kanun yolu denetimine tabi olduğu hususunda açık bir düzenleme olmasa da 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesinin birinci fıkrasının kıyasen uygulanmak suretiyle bu boşluğun giderilebileceği, bozma ilamı sonrası verilen hükümlerde olduğu gibi bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen ancak daha önceden Yargıtay denetiminden geçen dosyalarda yargılamanın yenilemesi talebi üzerine verilen kararların da temyiz yoluna tabi olması gerektiğinden dosyanın esastan incelenerek Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin

06.02.2020 tarihli 2018/608 Esas 2020/75 Karar sayılı yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına dair kararın onanması talebine ilişkindir.

II. GEREKÇE
1. Dava dosyasında, hükümlü hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2009 tarihli ve 2006/4144 Soruşturma, 2009/2810 Esas sayılı iddianamesi ile yalan tanıklık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 272 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca açılan dava ile yapılan yargılama neticesinde, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2011 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun’un 272 nci maddesinin ikinci fıkrası, 62, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca neticeten 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiş ve hüküm kesinleşmiştir.
2. Hükümlü müdafii 23.10.2017 havale tarihli dilekçesi ile hükümlünün atılı suçu işlemediği halde devlet kurumlarında özellikle Yargıtay ve TSK’da güçlenen FETÖ mensuplarınca kumpas kurularak ceza almasına neden olunduğu ve hakkındaki mahkumiyet hükmünün onanmasına karar veren Yargıtay 9. Ceza Dairesi başkan ve kararda imzası bulunan üyeler hakkında FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında görevden alındıklarını belirterek yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.06.2018 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ek kararı ile “sanığın olay tarihinde askeri kişi oluşu, 15 Temmuz 2016 ve sonrasında meydana gelen FETÖ/PDY kapsamında FETÖ örgütünün yapılanma ve eylemlerini özellikle Emniyet Genel Müdürlüğü ve Kuvvet Komutanlıklarında yapmış olması sebebiyle” hükümlü müdafiinin infazın durdurulması ve yeniden yargılanma talebinin kabulüne karar verildiği belirlenmiştir.
3. Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/608 Esas sayılı dosyası ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi ile birlikte yeniden yapılan muhakemede duruşma açılıp yeni delil araştırmasına gidilerek,
a) Hükümlü ve müdafine 5271 sayılı Kanun’un 311 ve devamı maddeleri uyarınca yargılanmanın yenilenmesini gerektiren sebeplerinin nelerden ibaret olduğu konusunda delil bildirmeleri için istekleri üzerine gelecek celseye kadar süre verilmesine,
b) HSK Genel Sekreterliğine müzekkere yazılarak hükmü kuran hakim hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile ilgili olarak hakkında idari ya da adli bir soruşturma olup olmadığının sorulmasına, varsa akibetinin bildirilmesinin istenmesine,
c) Yargıtay Genel Sekreterliğine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararında imzası bulunan başkan ve üyeler hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile ilgili olarak haklarında idari ya da adli bir soruşturma olup olmadığının sorulmasına, varsa akibetinin bildirilmesinin istenmesine,
d) Hükümlü müdafiinin talebi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanlığına müzekkere yazılıp Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararında imzası bulunan başkan ve üyeler hakkında başlatılan FETÖ/PDY yapılanmasını konu edinen bir kovuşturma olup olmadığının sorulmasına, akibetinin bildirilmesinin istenilmesine karar verildiği belirlenmiştir.

4. Delil araştırmasına ilişkin yazılan müzekkereler ile gelen cevabi yazılarda,
a) Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin 22/03/2019 tarihli ve 2019-4315/14044 sayılı yazısı ile hükümlü hakkında kararı veren hakim hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca verilmiş herhangi bir meslekten çıkarma kararı veya Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesince verilmiş bir görevden uzaklaştırma kararı bulunmadığı gibi Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesince ilgili hakkında devam eden başkaca herhangi bir soruşturma dosyası ya da verilen disiplin cezasının bulunmadığının belirtildiği,
b) Yargıtay Birinci Başkanlığının 26.03.2019 tarihli ve 4629 sayılı yazısı ile Yargıtay ilamında imzaları bulanan Yargıtay eski üyeleri E.E., H.Ç., Z.E., A.K. hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan idari açıdan Yargıtay Yüksek Disiplin Kurulunun 21.06.2018 tarihli ve 3 sayılı kararı ile “Görevden Çekilmeye Davet” kararının verildiği ve bu kararın henüz kesinleşmediği, ilamda imzası bulanan Yargıtay eski üyesi H.A. hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan idari açıdan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 26.07.2016 tarihli ve 261 sayılı kararıyla “Meslekte Kalmasının Uygun Olmadığına ve Meslekten Çıkarılmasına” karar verildiği, Yargıtay eski üyeleri H.Ç., Z.E. ve A.K.’nın Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 01.08.2016 tarihli ve 1372 sayılı kararıyla Yargıtay Tetkik Hâkimliğine atanmış olmaları nedeniyle ilgililer hakkında ayrıca Hâkimler ve Savcılar Kurulundan bilgi alınması, Yargıtay eski üyeleri E.E., H.A., H.Ç., Z.E., A.K. hakkında adli yargılama Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesince yapıldığından, adli soruşturmaya ilişkin bilginin ise ilgili Daireden sorulması gerektiğinin belirtildiği,
c) Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 19/07/2019 ve 2019/551 sayılı yazısında, E.E. hakkındaki dava dosyasının halen derdest olduğu, H.Ç. hakkında 7 yıl 6 ay hapis cezası ile mahkumiyet kararı verildiği ve dosyanın henüz kesinleşmediği, Z.E. hakkında 8 yıl 9 ay hapis cezası ile mahkumiyet kararı verildiği ve dosyanın henüz kesinleşmediği, A.K. hakkında 7 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası ile mahkumiyet karar verildiği ve dosyanın henüz kesinleşmediği, H.A. hakkında ise Dairede kayıtlı dosya olmadığının belirtildiği belirlenmiştir.
5. Yeniden yapılan yargılama neticesinde Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararı ile,
“Savunma tarafı, yargılamanın yenilenmesi aşamasında yeni olay ve yeni delil ortaya koymamış, önceki hükme esas herhangi bir belgenin sahteliğini ileri sürmemiş, dinlenen tanıklarla ilgili olarak yalan tanıklıkta bulunduklarına dair bir iddia ortaya koymamıştır. Dayanılan ve aşamalarda ileri sürülen sebep; hüküm tesis eden Hakimin, dönemin Cumhuriyet Başsavcısı Durdu Kavak tarafından baskı altına alınarak, FETÖ karşıtlığı nedeniyle mesleki ilerlemesinin önüne geçmek amacıyla kasıtlı olarak bir mahkumiyet hükmü tesis edildiği ve bu hükmün yine FETÖ üyesi Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkan ve Üyeleri tarafından hukuki dayanaktan yoksun olarak onandığıdır.
CMK 311/1-c maddesinde hükümden bahsedilmektedir. Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise yargılamanın yenilenmesi gerekmekte ve yeni hükmün bu sebeple kurulması mümkün olabilmektedir.
Hüküm; CMK 223 maddesinde tanımlanmış olup verilen mahkumiyet kararı hüküm vasfındadır. Hükmü veren Hakim Muharrem Karadağ ise savunma tarafının ileri sürüldüğünün aksine halen görevi başında olup FETÖ / PDY iltisakı tespit edilmemiştir. Hüküm veren hakimin görevini yaparken kusurlu bir davranışı olduğu ise ispatlanamamıştır. Her ne kadar onama kararı veren Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkan ve Üyelerinin FETÖ / PDY iltisakları nedeniyle adli ve idari yönden haklarında hukuki süreç başlatılan kimselerden oldukları tespit edilmiş ise

de; Yargıtayın verdiği onama kararı CMK 223 maddede tanımı yapılan bir hüküm vasfında değildir. Bu sebeple Yargıtay ilgili ceza dairesi Başkan ve Üyelerinin konumu CMK 311/1-c maddesindeki hüküm veren Hakim konumunda değildir.
Yargılanmanın yenilenmesi sebebinin adli hata niteliğinde olması gerektiği, yerel mahkemenin takdir hakkına giren bir hatadan bahisle yargılamanın yenilenmeyeceği öğretide kabul edilmiştir. Doktrinde Kunter’e göre mahkemenin takdir denilen serbest değerlendirme yetkisine dayanarak kanunla çizilmiş hadler arasında tayin ettiği cezanın değiştirilmesi için yenileme kabul edilemez. Yasa takdir hatalarını önemsiz saymaktadır. Hatta daha da ileri giderek böyle bir yetkiye dayanılarak yapılan işlemin hakimden hakime değişebilmesi ve dolayısıyla denetlenememesi, serbest değerlendirme yetkisinin kabulünün mantıki sonucudur ve değerlendirme farklılıklarının hata sayılmadığının kabulü anlamına gelir.
Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kurulunun 14/11/1977 gün 3-2 sayılı kararında ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih 2/29-56 sayılı kararında ifade edildiği üzere; olağanüstü yasa yollarında her türlü hukuka aykırılık iddiası gündeme getirelemeyecek bu kapsamda hakimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenlerin için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları temyiz yasa yolundan farklı olarak olağanüstü yasa yollarına konu edilemez.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 12/10/2016 tarih, 2016/13422 esas 2016/17399 karar sayılı kararında;delillerin değerlendirilmesinin bizatihi mahkemenin takdirine ilişkin bir konu olup yargılamanın yenilenmesi aşamasında inceleme konusu yapılamayacağı belirtilmiştir.
Doktrindeki görüş ve yukarıya alınan Yargıtay içtihatları çerçevesinden bakıldığında mahkumiyet hükmünü kuran hakimin serbest delil değerlendirme yetkisi dahilinde verdiği mahkumiyet kararının değerlendirme farklılıklarının üzerinde durarak yargılamanın yenilenmesi ve yeni hüküm kurulması sebebi olarak kabul görmeyeceği açıktır.
Sonuç olarak; her ne kadar CMK 311 maddedeki koşulların oluşmadığı düşünülse de nihayetinde verilen bir kabul kararıyla başlayan yargılamanın yenilenmesi sürecinde ileri sürülen sebeplerle bağlı kalınmaksızın maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla delil araştırması yapılmış, savunma tarafından ileri sürülen hususlar araştırılmış, ilgili birimlerden gelen cevaplar dosyaya ithal edilmiştir.
Hükmü veren hakimin görevini kötüye kullandığını yönünde bir tespite varılamamış, delillerin değerlendirilmesi noktasındaki takdir hakkı inceleme dışı bırakılmıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkan ve Üyelerinin verdikleri onama kararı CMK 223 maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından ve CMK 311/1-c maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından FETÖ / PDY silahlı terör örgütüne olan iltisakları hükmün ortadan kaldırılmasına ve yeni bir hüküm kurulmasına esas sebep görülmemiştir.
Bu nedenle CMK 323/1 maddesi gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile önceki hükmün onaylanmasına karar vermek gerekmiştir.”
Şeklindeki gerekçe ile duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına karar verilmiştir.
6. Yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olduğuna veya olmadığına ilişkin kararlar ile ikinci aşamada deliller toplandıktan sonra duruşma açılmaksızın verilen yenileme talebinin kabulü veya esassız olması nedeniyle reddi kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilecektir. Duruşma açılarak yapılan yargılamada ilk hükmün iptali ile dava hakkında yeniden verilen hüküm ya da önceki hükmün

onaylanmasına ilişkin kararların tabi olacağı kanun yolu ise genel hükümlere göre belirlenmelidir. Buna göre, yargılamanın yenilenmesi talebi üzerine duruşma açılarak verilen kararın bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten önce temyiz kanun yoluna tabi olacağı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak, kararın bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten sonra verilmiş olması halinde hangi kanun yolu denetimine tabi olduğu hususunda kanunda bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir. Konuya ilişkin uyuşmazlığa dair Ceza Genel Kurulunun 02.06.2022 tarihli ve 2019/13-219 Esas, 2022/400 Karar sayılı kararında, yargılamanın yenilenmesi davasının bağımsız bir dava niteliğine sahip olup olmadığı hususu değerlendirmeye konu edilerek, bu davanın önceki yargılama faaliyetinden tamamen ayrı ve bağımsız bir dava olmadığı, yenileme yargılaması sonrasında verilen önceki hükmün onaylanması ya da iptali ile yeni bir hüküm kurulmasına ilişkin kararın da önceki hükmü denetleyen üst dereceli Yargıtay tarafından incelenmesi gerektiğinin kabul edildiği belirlenmiş olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.
7. Yargılamanın yenilenmesi, kesin hükümde yer alan adli hataların düzeltilmesine ve hükümlü hakkında aynı fiil nedeniyle tekrar muhakeme yapılmasına imkan tanıyan yargılamanın yenilenmesi, olağanüstü kanun yollarının bir çeşidini oluşturmaktadır.
Kesin hüküm, doğruluğu hukuken kabul edilen ve artık tartışılmayan bir mahkeme kararıdır. İstisnai olsa da uyuşmazlığın çözümünde “adli hata” denilen yanlışlıklar yapılmış olduğu sonradan öğrenilebilir. Bazı önemli hataların giderilebilmesi ve hakikatin araştırılması bu şekilde maddi gerçeğe ulaşılabilmesi “olağanüstü kanun yolu” ile mümkün olabilecektir.
Bu yolun istisnai olarak kabul edilmesinin nedeni, doğruluğu hukuken tartışılmayan “kesin hükmün” temellerinin bazı hallerde sarsılmış olması hükmün artık bu temel üzerinde oturmasının mümkün olmamasına dayanmaktadır. Hukuk barışının ve güvenliğinin sağlanması ne kadar önemli ise de, hukuka olan güvenin sağlanması da en az bu kadar önemlidir. Temelleri olmayan bir hüküm hukuk düzeni tarafından kabul edilemez. Bu nedenle yargılamanın yenilenmesi yolu, sadece çok istisnai hallerde mahkeme kararı ile açılabilmektedir (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2016, s. 962).
Yargılamanın yenilenmesi müessesesi, kesin hükmün otoritesi karşısında maddî gerçeğin açığa çıkarılmasındaki kamu yararının üstün gelmesi nedeniyle öngörülmüş ve bizzat kanun koyucu tarafından sebepleri sınırlı şekilde belirlenmiş istisnai bir yoldur. Hükmün kesinleşmesiyle birlikte artık yargılamaya konu sorun çözülmüş olduğundan kesin hükümle sonuçlanmış bir ihtilâf kural olarak yeniden yargılama konusu yapılamayacaktır. Bununla birlikte bir yargılama faaliyeti sonucu verilen kesin hükümde adlî hataların yapılması da mümkündür. Hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan maddî olaylar kesin hükmün maddî gerçeği yansıttığı kabulünü ve kesin hükmün ispatla ilgili temellerini sarsabilecektir. Bu durumda, bir yanda kesin hüküm, diğer yanda ise adlî hatanın düzeltilmesi zorunluluğu söz konusu olacaktır. Bu iki değerden birinin tamamen göz ardı edilmesi mümkün olmadığından kanun koyucu maddî temelleri sarsılmış kesin hükümden fedakarlık yapmak zorunda kalmış ve bunun şartlarını belirlemiştir. Bu açıdan yargılamanın yenilenmesi kesin hükmün dokunulmazlığının istisnasını oluşturmaktadır.
Maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen ceza muhakemesinde verilen ve kesinleşen hükmün sonradan maddi gerçeğe uyumlu olmadığı anlaşıldığı halde, kararın infazının aynı şekilde sürdürülebilmesi adli hatadan vazgeçilmemesi, diğer bir anlatımla yeni ortaya çıkan bu durumların görmemezlikten gelinmesi, bir hukuk devletinde kabul edilemez. Her şeyden önce kesinleşmiş bir hükmün, doğru ve maddi bir gerçeğe uygun olduğu, yargılamanın hukuka uygun yürütüldüğü, meşru olduğu, adaletin tecelli ettiği varsayımının

bu konudaki inancın kamu vicdanında tahribata uğraması, bozulan hukuk düzeninin yeniden tesis edilmesi ve hukuk barışının yeniden sağlanmasını zorunlu kılar.
5271 sayılı Kanun’un “Yargılamanın yenilenmesi nedenleri” başlıklı 311 inci maddesinin, inceleme konusu ile ilgili olan birinci fıkrası;
“(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:
a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.
b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.
c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise,
d) Ceza hükmü Hukuk Mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.
e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.
f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.”
Şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü gibi 5271 sayılı Kanun’un 311 inci maddesinde sanık veya hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerine yer verilmiş ve bunlar sınırlı biçimde sayılmıştır. Bunun dışındaki nedenlerle sanık ya da hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması mümkün değildir (Yener Ünver, Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2016, s. 858).
8. Dava konusu olayda, hükümlü müdafiinin 27.02.2020 tarihli temyiz talebi, mahkeme hakiminin görevde olması ve kişiliğine dair değerlendirmenin, FETÖ terör örgütünün klasik örgütsel yapı ve yönetimlerinden olan tartışmasız itaat ve manevi cebir eylemlerinin, basına da yansıyan hakimlere baskı yapıldığı gerçekliği karşısında yetersiz olduğunu, buna göre kararı veren hakimin meslektaşının hükmünün denetlenemeyeceği ihsasi yorumunun hükümlünün mağduriyeti karşısında yetersiz kaldığı neticesine varıldığına, kararın onanmasına ilişkin Yargıtay ilamında imzası bulunan başkan ve üyelerin 15 Temmuz sürecinde ihraç edilen 140 Yargıtay üyesi arasında olduklarına, yeni yargılama neticesinde hükümlünün beraatine karar verilmesi gerektiğine, yalan tanıklık iddiasına ilişkin konunun müvekkil dışındaki bir kısım üçüncü kişilerin mirasçılık durumunun belirlenmesine ilişkin olduğuna, hükümlünün mirasçı olabilecek kişilerden olmadığına veya bu kişiler ile akrabalık ilişkisi veya herhangi bir çıkar ilişkisinin bulunmadığına, yalan tanıklık suçunun unsurlarının oluşmadığına, dönemin Diyarbakır Başsavcısı olan D.K.’nın açık kaynaklara da yansımış olan hakim ve savcılara olan baskılarının herkes tarafından bilindiğine, bir miras meselesi üzerinden FETÖ mensupları tarafından bertaraf edilme ve mesleki ilerlemesinin önünü kesme operasyonu olduğuna ilişkindir.
9. Yukarıda maddeler halinde yazılı olduğu gibi hükümlü müdafiince yapılan yeniden yargılama talebinin, tüm aşamalarda ileri sürülen iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 5271 sayılı Kanun’un 311 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yazılı “Hükme katılmış olan hâkimlerden

biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise” kapsamında kaldığı belirlenerek yapılan incelemede;
Yargılama sürecinin sonunda verilen hükmün adil olması ve tarafları tatmin edebilmesi için, hâkimin bağımsız ve tarafsız olması gerekir. Bağımsızlık; hâkimlerin hiçbir baskı ve tesir altında kalmadan, görevlerini özgürce yapabilmeleridir. Hâkim bağımsızlığını sağlama düşüncesinin altında, onlara statülerinden kaynaklı bir ayrıcalık tanıma yatmamaktadır; burada amaç, hâkimlerin görevlerini gerektiği gibi, huzur ve sükûn içerisinde yapabilmelerini sağlamaktır.
Bağımsızlık ve tarafsızlık iç içe geçmiş kavramlar olduğundan, gerçekten bağımsız olmayan bir hâkimin tarafsız davranması beklenemez. Tarafsızlığın, objektif ve sübjektif olmak üzere iki yönü vardır. Sübjektif tarafsızlık, hâkimin fert olarak tarafsız olması; objektif tarafsızlık ise, mahkemenin kurum olarak dışarıdan bakan kişilerde bıraktığı tarafsız görünümdür.
Hükme katılan hâkimin görevini yaparken suç işlemesi hâlinde objektif tarafsızlığı şüpheli hale gelecektir. Bu şekilde bünyesinde hukuki hata barındıran kesinleşmiş hükümdeki adli hataların giderilmesi için, 5271 sayılı Kanun’da, hükme katılan hâkimin görev suçu işlemesi, yargılamanın lehe ve aleyhe yenilenmesi nedeni olarak kabul edilmiştir.
Yasal düzenleme sadece hükme katılan hâkimin görevini ifada suç işlemiş olması durumunu yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul etmiştir. Yargıtay’ın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalar sonucunda verilen hükümlere katılan hâkimlerin görevlerini ifada suç işlemeleri hâlinde, yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabilir.
Yargıtay’ın, temyiz mahkemesi olarak işin esasına hükmettiği sınırlı sayıda durum mevcuttur. Bu sebepler, 5271 sayılı Kanun’un “Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi” başlıklı 303 üncü maddesinde sayılmış olup temyiz incelemesini yapan ilgili Yargıtay Ceza Dairesi temyize konu hüküm üzerinde hukuki denetim yapacak ve Kanun’da yazan bu nedenler mevcut ise, davanın esasına hükmedecektir. Şayet temyiz incelemesi sırasında Yargıtay hükmü düzelterek onamak suretiyle hukuka aykırılığı giderirse yahut Kanun’da yazan sınırlı nedenlerle davanın esasına hükmetse dahi, Yargıtay’ın yaptığı hukuki denetim olduğundan ve her hâlükârda esas hükmü veren mahkemeden kaynaklanan adli hata Yargıtay’ın kararına da sirayet edeceğinden, temyize konu ilk hükmü veren hâkimin görev suçu işlemesi yargılamanın yenilenmesi nedeni yapılabilecektir. Belirtilen durumlar dışında kalan hâllerde, Yargıtay’ın temyiz incelemesi sonunda hüküm onanarak kesinleşmiş olsa dahi, Yargıtay’da hükmü onayan hâkimlerin görev suçu işledikleri gerekçesiyle, yargılamanın yenilenmesi nedenine dayanılması mümkün değildir. Kanun’daki hüküm açıktır ve hükme katılan hâkimler açısından uygulanabilir. Hükme katılan hâkim, bizzat hükmü veren hâkimdir ve temyiz merciinde görev yapan hâkim bu kapsamda değerlendirilemez.
Yargılamanın yenilenmesi nedeninin taşıması gereken şartlardan biri de hükme iştirak etmiş olan hâkimin görülen dava ile alakalı görev suçu işlemiş olmasıdır. Kanun’daki ifadeyle; “Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise” bu nedene dayanarak yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabilecektir. Zira, hâkim görevini, görülen dava ile ilgili olarak bir mahkûmiyet hükmü ile cezalandırılmasını gerektirecek derecede kusurlu hareket etmişse, ortada ceza hukuku anlamında bir suçun mevcut olduğu açıktır. Ayrıca, ceza kovuşturması olmadan mahkûmiyet hükmü tesis edilmesi söz konusu olamayacağına göre, Kanun’da bu ifadenin de gerekmediği halde kullanıldığı sonucuna varılmaktadır.
Esas No : 2022/6336
Karar No : 2023/564
Tebliğname No : KD – 2020/67341- İtiraz

Yukarıda yazılı bilgiler ışığında, yeniden yargılama talebi üzerine hükümlünün yeniden yargılanmasının kabulüne karar verilerek yeniden yapılan yargılamada duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarihli ve 2009/199 Esas 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına dair hükümde bir hukuka aykırılık bulunmamış ve hükümlü müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri de reddedilmiştir.

III. KARAR
A. Usule İlişkin Olarak
Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 06/02/2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararının istinaf yoluna tabi olduğu gerekçesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.12.2022 tarihli ve 8 – 2020/67341 sayılı itirazının reddi gerektiğine dair Nevzat Özsoy’un karşı oyu ve oy çokluğuyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE,
B. Esasa ilişkin olarak
5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 14.11.2022 tarihli ve 2021/17158 Esas, 2022/16539 Karar sayılı dosyanın yetkili ve görevli Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesine gönderilmesi için incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine ilişkin kararın KALDIRILMASINA,
3. Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/02/2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararında hükümlü müdafii tarafından ileri sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden hükümlü müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.02.2023 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında yalan tanıklık suçundan yapılan yargılama sonucunda verilen mahkumiyet hükmünün Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 gün, 2012/11619 Esas ve 2013/3709 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilip kesinleşmesinin ardından, hükümlü müdafinin yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu, mahkemece yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilerek duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK’nın 323/1. maddesi uyarınca önceki hükmün onaylanmasına dair verilen kararın, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden sonra verilmesi nedeniyle istinaf kanun yoluna tabi olduğu ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8/1. maddesindeki 20.07.2016 tarihinden önce ilk derece mahkemelerince verilen hükümlerin temyiz incelemesinde bozulması üzerine mahkemesince yapılacak yargılama sonucunda kurulacak ikinci hükümlerin de temyiz incelemesine tabi olacağı yönündeki düzenleme gözetildiğinde anılan kararın 8. madde kapsamına girmediği, bu nedenle esası incelenmeyen dosyanın yetkili ve görevli Diyarbakır

Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesine gönderilmesi için, incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun hükmün temyizi kabil olduğuna yönelik ön kararına katılmıyorum.15.02.2023