Yargıtay Kararı 1. Ceza Dairesi 2022/8281 E. 2023/244 K. 02.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/8281
KARAR NO : 2023/244
KARAR TARİHİ : 02.02.2023

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs
HÜKÜM : Mahkûmiyet

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesinin, 02.11.2021 tarihli ve 2021/293 Esas, 2021/466 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddenin birinci fıkrası uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 18.04.2022 tarihli ve 2021/1803 Esas, 2022/522 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan Kurum vekilinin ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 82 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 14 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan Kurum Vekilinin Temyiz Sebepleri
1. Sanık hakkında kurulan hükümde, 5237 sayılı Kanun’un 35 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca teşebbüs indiriminin alt sınıra yakın uygulanması gerektiğine,
2. Sanık hakkında kurulan hükümde, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca takdîri indirim nedeninin uygulanmaması gerektiğine,
İlişkindir.

B. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri
1. İstinaf kararının gerekçesizliğine,
2. Sanığın öldürme kastıyla hareket etmediği dikkate alınmadığından suç vasfının hatalı belirlendiğine,
3. Sanığın beraat etmesi gerektiğine, sübuta,

4. Haksız tahrikin varlığına,
İlişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Sanık ile katılanın evli oldukları ve taraflar arasında bir takım anlaşmazlıklar bulunduğundan ayrı yaşamaya başladıkları, 19.03.2021 tarihinde sanığın katılan ile konuşmak isteyerek katılanın evinin önüne gittiği, bu durumdan rahatsızlık duyan katılanın sanığın konuşma talebini geri çevirmesi üzerine sanığın katılana bıçak gösterip “Seni de kendimi de öldüreceğim!” diyerek öldürme iradesini ortaya koyduğu, daha sonra 22.03.2021 tarihinde katılanın ablasıyla birlikte evinden çıktığı esnada katılanı yakalayan sanığın katılana hitaben “Bunu sen istedin!” diyerek ceketinin kolundan çıkardığı ele geçirilemeyen bıçakla ATK raporuna göre basit tıbbî müdahale ile giderilemez ve kişinin yaşamını tehlikeye sokacak nitelikte, göğüs sol toraksa nafiz ve batın sol kasıktan birden fazla bıçak darbesiyle yaralanmasına sebebiyet verdiği, katılan yere düşünce de olay yerinden kendisini bekleyen bir araca binip kaçtığı anlaşılmıştır.

Sanığın eyleminin hukukî değerlendirilmesi yönünden; sanığın olay yerine yanında bıçak da bulunacak halde hazırlıklı olarak gittiği, kiralık araçta gördüğü bir bıçağı ani bir öfkeyle kullanmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı zira katılanla anlaşmazlıkları bulunan sanığın katılan tarafından reddedilme durumunun zaten beklenebilir bir durum olduğu, dolayısıyla ansızın gelişen bir öfke hâliyle hareket etmesinin mümkün olmadığı, olayın bizzat görgü şahidi olan ve soruşturma aşamasındaki beyanlarını istikrarlı olarak tekrarlayan tanık …’in beyanında sanığın katılanla konuşmak istediğini söylemesi ve katılanın da “Seninle konuşacak bir şeyim yok.” şeklinde cevap vermesi akabinde sanığın “Bunu sen istedin” diyerek katılanı bıçakladığını açıkça ifade ettiği dikkate alındığında, oluş ve kabule göre somut olayın özelliği nazara alınarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun failin öldürme kastını ortaya çıkarma açısından getirdiği ölçütler ışığında değerlendirme yapıldığında; sanık ile katılan arasında olay öncesine dayanan ve ayrı yaşamalarını gerektirecek kadar husumetin bulunduğu, sanığın olay öncesindeki hareketleri incelendiğinde, öldürmeye yönelik tehditlerini katılana karşı doğrudan iletmek suretiyle olay anına kadar tekrarlayarak devam ettirdiğinin katılan … tanık beyanlarından sabit olduğu, sanığın olay sırasında kullandığı bıçağın katılanı öldürmeye elverişli nitelikte olduğu, olay anındaki bıçak darbelerini önce katılanın vücudunda nereye geleceğini önemsemeksizin özellikle göğüs ve koltuk altı bölgesine doğru rastgele olacak şekilde yaptığı ancak isabet almadığı, daha sonra da göğüs, batın ve kasık bölgelerine yönelik olarak bıçaklama eylemini gerçekleştirdiği, meydana gelen yaralanmaların katılanda cilt altı kesikler oluşturduğu, bu şekilde yapılan yaralamaların geniş doku ve kemik defekti yanında anadamar ve sinir paketinin parçalanıp ani ve fazla miktarda kan kaybı sonucu kısa sürede ölümün meydana gelme ihtimalinin bulunduğu, hayatî bölgelere yapılan darbeler sonucunda katılanın hayatî tehlike geçirecek şekilde yaralandığı, sanığın yalnızca yaralama kastıyla ve anlık sinirle hareket etmiş olması durumunda, katılanın hayatî öneme haiz

olmayan bir bölgesine bir kez bıçak ile vurması kabul edilebilecek bir durum iken birden fazla kez hayatî bölgesinden bıçaklamayı tercih etmesinin de yine öldürme kastının var olduğunu ve kastının yoğunluğunu ortaya koyduğu, tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere sanığın katılanın çevresindeki insanların yardım etmeye çalışması akabinde olay sebebiyle paniklemesi sebebiyle olay yerinden kaçarak uzaklaştığı, sanığın eylemlerine kendiliğinden değil bir takım dış engellerin etkisiyle son verdiği, sanığın olay sonrasındaki eylemlerinde de soğukkanlılığını koruduğu, katılanı yaraladıktan sonra eyleminden sonuç aldığını düşünerek olay yerinden uzaklaşarak arabasına binip yaralı vaziyette yerde yatan katılanın yanından hızla kaçtığı, olayın oluş şekli Yargıtay’ın kriterleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, sanığın katılana karşı öldürme kastı ile hareket ettiği ancak eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde sabit olduğundan sanık hakkında buna göre uygulama yapılmıştır.

Haksız tahrik yönünden; katılanın olay sırasında sanığa küfür ettiğine ilişkin sanık beyanlarının soyut nitelikte olduğu, olayın görgü tanıkları olup aşamalarda tutarlı bir şekilde sanığın beyanlarını kabul etmeyen katılan … tanık …’in ifadelerinin olayın gelişimine daha uygun olup tutarlılık gösterdiğinden bu beyanlara itibar edilmesinde zorunluluk bulunduğu, savunma tanığı olup soruşturma aşamasında ifadesi alınmayan tanık …’nın kovuşturma aşamasındaki beyanında bıçaklama olayını görmeyip bazı bayan şahısların küfür ettiğini duyduğunu söylediği ancak bu beyanların belirsizlik içeren anlatımlar olduğundan, soyut nitelikte görülerek sanık ile sanığın beyanlarını doğrulamaya yönelik olan tanık …’nın beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olmadığı gözetilerek, sanığın haksız tahrik indiriminden yararlanmak için mesnetsiz iddialarda bulunduğu kanaatiyle sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 29 uncu maddesi hükümlerinin uygulanması yoluna gidilmediği belirlenmiştir.

2. Sanık üzerine atılı suçlamayı tevil yoluyla ikrar etmiştir.

3. Mağdur beyanları ve tanık F.D.’nin anlatımları aynı yöndedir.

4. Mağdurun yaralanmasını belirten Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı Büyükçekmece Adlî Tıp Şube Müdürlüğünün 26.05.2021 tarihli raporunda;
“A) Kişi hakkında Şube Müdürlüğümüzce düzenlenen 29/03/2021 tarih ve 2021/3311 sayılı raporumuzda;
Kanuni Sultan … Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 22/03/2021 tarih ve 11592 sayılı raporunda; delici kesici alet yaralanması nedeniyle yapılan muayenesinde; sol toraksta 2 cm cilt cilt altı kesi olduğu, sol kasıkta 2 cm cilt cilt altı kesi olduğu, tetkikleri istendiği, Genel Cerrahi konsülte edildiği, hayatî tehlikesinin olduğu kayıtlı bulunmakla;
Kişiye ait olay tarihli tüm tıbbî belgelerin, konsültasyon raporları ile tüm görüntülemelerin Radyoloji uzmanı tarafından düzenlenen raporu ve epikrizin adı geçen hastaneden sorularak temini gereğinin bildirildiği,

B) İstemimiz doğrultusunda gönderilen Kanuni Sultan … Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 08/04/2021 tarih ve 9835 sayılı cevabi yazısı ekinde mevcut Genel Cerrahi Servisinin 29/03/2021 çıkış tarihli epikrizinde; acil ameliyata alındığı, ameliyat notunda; treitzden 70. cmde 3 mm çapında ve 80. Cmde 3 mm çapında 2 adet barsak segmentinin tam kat perfore izlendiği, perfore barsak segmentinde aktif hemorojik sızıntı olduğu, diyafragma yaprağında sol üst kadranda 1 cm genişliğinde perfore alan izlendiği, perfore barsak segmenti ve diyafragmaya primer onarım yapıldığı kayıtlı bulunmakla;
SONUÇ:
Kişide tanımlanan yaralanmasının,
1) Kişinin yaşamını tehlikeye sokacak nitelikte olduğu,
2) Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı,
3) Kişide kemik kırığı tanımlanmadığı,
4) İleride raporun içeriğini değiştirecek nitelikte ek tıbbî belge sunulması halinde yeniden değerlendirilebileceği kanaatini bildirir rapordur.
Görüşüne yer verildiği belirlenmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı; ancak, ceza miktarının belirlenmesine ilişkin olarak “Sanığın eylemine bağlı olarak katılanın bağırsak ve diyafram yaralanmasına sebep olduğu anlaşılan olayda; teşebbüs nedeniyle 13 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngören 5237 sayılı Kanun’un 35 inci maddesinin ikinci fıkrasının uygulanması sırasında meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı birlikte değerlendirilerek makul bir ceza tayini yerine, 15 yıl hapis cezası belirlenerek eksik ceza tayini” isabetsizliğine yer verildiği ve sanık hakkında yeniden hüküm kurulduğu belirlenmiştir.

IV. GEREKÇE
A. Katılan Kurum Vekilinin Temyiz Sebepleri
1. Teşebbüsün Derecesi Yönünden
Sanık hakkında hüküm kurulurken sanığın eylemi neticesinde mağdurda meydana gelen yaralanmalar ile eylemin son bulduğu aşama karşısında meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı nazara alınarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası için on üç yıldan yirmi yıla kadar ceza indirimi öngören 5237 sayılı Kanun’un 35 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca takdîr edilen ceza miktarında bir isabetsizlik görülmediğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

2. Takdîri İndirim Yönünden
Sanığın eyleminden pişmanlık göstermesi, duruşmadaki iyi hali gözetilerek sanığa verilen cezada takdîri indirim hükmünün uygulanmasında bir isabetsizlik görülmediğinden hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

B. Sanık Müdafinin Temyiz Sebepleri
1. Gerekçesizlik Yönünden
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı; ancak, ceza miktarının belirlenmesine ilişkin olarak “Sanığın eylemine bağlı olarak katılanın bağırsak ve diyafram yaralanmasına sebep olduğu anlaşılan olayda; teşebbüs nedeniyle 13 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngören 5237 sayılı Kanun’un 35 inci maddesinin ikinci fıkrasının uygulanması sırasında meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı birlikte değerlendirilerek makul bir ceza tayini yerine, 15 yıl hapis cezası belirlenerek eksik ceza tayini” isabetsizliğine yer verildiği ve sanık hakkında yeniden hüküm kurulduğu belirlenmiştir. Bu hâliyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı gerekçe barındırdığı anlaşıldığından, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

2. Suç Vasfı Yönünden
Sanığın olay sırasında kullandığı bıçağın katılanı öldürmeye elverişli nitelikte olduğu, olay anındaki bıçak darbelerini önce katılanın vücudunda nereye geleceğini önemsemeksizin özellikle göğüs ve koltuk altı bölgesine doğru rastgele olacak şekilde yaptığı ancak isabet almadığı, daha sonra da göğüs, batın ve kasık bölgelerine yönelik olarak bıçaklama eylemini gerçekleştirdiği, meydana gelen yaralanmaların katılanda cilt altı kesikler oluşturduğu, bu şekilde yapılan yaralamaların geniş doku ve kemik defekti yanında anadamar ve sinir paketinin parçalanıp ani ve fazla miktarda kan kaybı sonucu kısa sürede ölümün meydana gelme ihtimalinin bulunduğu, hayatî bölgelere yapılan darbeler sonucunda katılanın hayatî tehlike geçirecek şekilde yaralandığı, sanığın yalnızca yaralama kastıyla ve anlık sinirle hareket etmiş olması durumunda, katılanın hayatî öneme haiz olmayan bir bölgesine bir kez bıçak ile vurması kabul edilebilecek bir durum iken birden fazla kez hayatî bölgesinden bıçaklamayı tercih etmesinin de yine öldürme kastının var olduğunu ve kastının yoğunluğunu ortaya koyduğu, tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere sanığın katılanın çevresindeki insanların yardım etmeye çalışması akabinde olay sebebiyle paniklemesi sebebiyle olay yerinden kaçarak uzaklaştığı, sanığın eylemlerine kendiliğinden değil bir takım dış engellerin etkisiyle son verdiği, sanığın olay sonrasındaki eylemlerinde de soğukkanlılığını koruduğu, katılanı yaraladıktan sonra eyleminden sonuç aldığını düşünerek olay yerinden uzaklaşarak arabasına binip yaralı vaziyette yerde yatan katılanın yanından hızla kaçtığı, dikkate alındığında sanığın kastının öldürmeye yönelik olduğu anlaşılmakla, suç vasfının tayininde bir isabetsizlik görülmediğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

3. Beraat ve Sübut Yönünden
Her ne kadar sanık üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiş ise de mağdurun aşamalarda değişmeyen beyanları ve tanık beyanları ile eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiği, mağdurda meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak tanzim olunan adlî muayene raporu karşısında sanığın eyleminin sübuta erdiğinin kabulü ile hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir isabetsizlik görülmediğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

4. Haksız Tahrik Yönünden
Katılanın olay sırasında sanığa küfür ettiğine ilişkin sanık beyanlarının soyut nitelikte olduğu, olayın görgü tanıkları olup aşamalarda tutarlı bir şekilde sanığın beyanlarını kabul etmeyen katılan … tanık …’in ifadelerinin olayın gelişimine daha uygun olup tutarlılık gösterdiğinden bu beyanlara itibar edilmesinde zorunluluk bulunduğu, savunma tanığı olup soruşturma aşamasında ifadesi alınmayan tanık …’nın kovuşturma aşamasındaki beyanında bıçaklama olayını görmeyip bazı bayan şahısların küfür ettiğini duyduğunu söylediği ancak bu beyanların belirsizlik içeren anlatımlar olduğundan mahkememizce soyut nitelikte görülerek sanık ile sanığın beyanlarını doğrulamaya yönelik olan tanık …’nın beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olmadığı gözetilerek, sanığın haksız tahrik indiriminden yararlanmak için mesnetsiz iddialarda bulunduğu kanaatiyle sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 29 uncu maddesi hükümlerinin uygulanması yoluna gidilmediği anlaşıldığından, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 18.04.2022 tarihli ve 2021/1803 Esas, 2022/522 Karar sayılı kararında öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,

Hükmolunan ceza miktarı ve sanığın tutuklulukta geçirilen süre dikkate alınarak sanık müdafiinin tahliye talebinin REDDİNE,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

02.02.2023 tarihinde karar verildi.