Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2009/63 E. 2009/2800 K. 04.05.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/63
KARAR NO : 2009/2800
KARAR TARİHİ : 04.05.2009

MAHKEMESİ : Silivri Asliye 1. Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-

Davacı vekili, davalı borçlu İlker aleyhine icra takibi yaptıklarını borcu karşılayacak malı bulunamadığını bu nedenle borçlunun kendisine ait taşınmazını diğer davalı …’a satışı ile onun tarafından da davalı …’a devrine ilişkin tasarrufların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HUMK’nun 45.maddesinde; ayrı ayrı açılmış olan iki dava arasında bağlantı varsa, bu iki davanın yargılamasının her aşamada istek üzerine veya kendiliğinden mahkemece birleştirilebileceği, davaların aynı sebepten doğması (HUMK 43/2.madde) veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde de iki dava arasında bağlantı olduğunun kabulü gerekeceği hükme bağlanmıştır.
Somut olayda; Bakırköy Asliye 1. Hukuk Mahkemesinin 2003/651 esas sayılı dosyasında asıl istem davalı borçlunun alacaklısından mal kaçırmak amacıyla yaptığı muvazaalı tasarrufun Borçlar Kanununun 18. veya İİK’nun 277 ve devamı maddeleri gereğince iptali istemidir. Davacının bu davadaki amacı alacağına kavuşmak için borçlunun mal kaçırmak için yaptığı tasarrufların iptalini sağlamaktadır. Bu nedenle davasını terditli açmıştır.
Bu durumda mahkemece tarafları ve konusu aynı olan ve aralarında bağlantı olduğu anlaşılan Bakırköy 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin derdest 2003/651 Esas sayılı dosyası ile bu dosyanın birleştirilmesi ve birleştirilecek 2003/651 Esas sayılı dosyada HUMK’nun 76.maddesi gereğince hukuki tavsifin yapılması gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.
2-Anayasa’nın 141/3. maddesi gereğince, mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Öte yandan, HUMK’nun 388. maddesi ve özellikle bu maddenin 3 nolu bendi gereğince, mahkemece; taraflarca ibraz edilen delillerin tartişılması, red veya kabul sebeplerinin gösterilmesi, sabit görülen vakıaları ve bunlardan çıkarılan sonuçları ve sebepleri açıkca gösterilmesi gerekeceği hüküm altına alınmıştır.
Buna göre hükümde, iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler açıklanmadan yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 04.05.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.