Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/10111 E. 2009/11095 K. 13.07.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10111
KARAR NO : 2009/11095
KARAR TARİHİ : 13.07.2009

Davacı, … vekili Avukat … ile davalı, … vekili Avukat ……. aralarındaki tazminat davası hakkında Kadıköy 1. İş Mahkemesinden verilen 30.12.2008 gün ve 403/686 sayılı kararın süre yönünden reddine ilişkin Dairemizin 09.06.2009 gün ve 3844/8248 sayılı ilamına karşı davalı vekili tarafından süresi içinde maddi hatanın düzeltilmesi yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
K A R A R

11.07.2000 Tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu sürekli işgöremezlik nedeniyle, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin olarak davacı …..’ya velayeten …-……ile davalı … Kaya arasında görülen davada yapılan yargılama sonunda Kadıköy 1.İş Mahkemesince verilen 30.12.2008 gün 2004/403E, 2008/686K Sayılı hükmün davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyizin süresinde yapılmadığından temyiz talebinin reddine karar verilmiş ve bu karar üzerine davalı vekili dairemiz kararının maddi yanılgıya dayalı olduğundan bahisle düzeltilmesini talep etmiştir.
İş Mahkemeleri Kanununun 8/3. maddesi gereğince İş Mahkemelerinden verilen kararlara ve buna bağlı Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Ancak; Yargıtay onama ya da bozma kararlarında açıkça maddi hatanın bulunduğu hallerde, dosyanın yeniden incelenmesi mümkündür. Zira maddi yanılgıya dayalı olarak verilmiş onama ya da bozma kararları ile hatalı biçimde hak sahibi olmak, evrensel hukukun temel ilkelerine ters düştüğünden karşı taraf yararına sonuç doğurmamalıdır. Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır.
Gerçekten; maddi yanılgı kavramından amaç; Hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa, inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin Kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır.
Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda; yanlış algılanma sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrar edilmesi ve maddi gerçeğin göz ardı yapılması, yargıya duyulan güven ve saygınlığı sarsacağı gibi, Adalete olan inancı ortadan kaldırır ve yok eder.
Bu nedenledir ki; Yargıtay; bu güne değin maddi yanılgının belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltmesini kabul etmiştir. Kaldı ki kimi açık maddi yanılgıya dayalı ve yanlışlığı son derece belirgin haksız ve adaletsiz sonuçların giderilmesi kamu düzeni açısından zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2002/10-895E ve 2002/838K, 2003/21-425E ve 2003/441K sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Gerçekten davalı Avukatının 25.09.2009 tarihli temyiz başvurusunun, davalı avukatına yokluğunda verilen kararın 13.02.2009 tarihinde daimi çalışanı sekreter ….. imzasına tebliğ olunduğuna ilişkin tebligat parçası esas alınarak reddolunduğu anlaşılmaktadır. Ancak davalı Avukatı maddi yanılgı talebiyle birlikte 13.02.2009 tarihinde tebligat parçasını alan ….’nın aynı binada faaliyetini sürdüren bir sigorta acentesinde çalıştığına ilişkin SGK Sigortalı Hizmet Listesi ve Hizmet Dökümünü de eklemiştir. Anılan belgelerin incelenmesinden davalı Avukatının yanında çalıştığından bahisle tebliğ yapılan …’nın aynı bina da farklı bir dairede faaliyette bulunduğu anlaşılan Sistem Sigorta Acentelik Hizmetleri Ltd. Şti’de 06.02.2008 tarihinde işe girdiği ve çalışmasının 20.04.2009 tarihine kadar devam ettiği dolayısıyla tebliğ tarihinde davalı avukatının çalışanı olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı avukatına yokluğunda verilen kararın tebliğine ilişkin 13.02.2009 tarihli tebliğin geçerli bir tebliğ olmadığı giderek maddi yanılgı talebiyle birlikte sunulan bilgi ve belgelere göre davalının temyiz başvurusunun süresinde olduğunun kabulünün gerektiği ortadadır. Hal böyle olunca davalının temyiz başvurusunun süresinde olmadığından reddine ilişkin Dairemizin 09.06.2009 gün 2009/3844 E, 2009/8248 K. Sayılı kararının maddi yanılgıya dayalı olduğu anlaşılmakla kaldırılmasına karar verilerek dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine, davanın …’ya velayeten …-… tarafından açıldığı ve yargılama sırasında reşit olan davacıdan alınan vekâletname ile davaya devam edildiği halde gerekçeli kararda davacı olarak … yerine velayeten dava açan babası …’nın gösterilmesi hatalı ise de, maddi hataya dayalı olan bu yanlışlığın HUMK 459 maddesi gereğince mahkemece herzaman düzeltilmesinin mümkün bulunduğunun anlaşılmasına göre, davalı vekilinin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, davalı tarafından 67.20 TL temyiz başvuru harcı yatırılmış olduğu anlaşılmakla , aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 13.07.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi