YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/6788
KARAR NO : 2009/5741
KARAR TARİHİ : 28.09.2009
MAHKEMESİ :Ankara Asliye 7. Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hüküm davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiş, davalı … vekilince de duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 16.6.2009 Salı günü davacı … vekili Avukat … ile davalı … vekili Avukat … ve davalı … vekili Avukat … geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraf vekilleri dinlendikten sonra eksiklik nedeniyle iade edilen dosya ikmal edildikten sonra tekrar gelmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı … ile … arasında yapılan icra takibinin kendisinin …’ın ölen eşinden olan alacağının tahsilini önlemeye yönelik olduğunu belirterek alacağın muvazaalı olduğunun tespiti ve takibin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalıların yakın akraba olmalarından dolayı davacının alacağının karara bağlandığı tarihten hemen sonra yapılan takibin alacağın tahsilini önlemeye yönelik olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş hüküm davalılar vekillerince temyiz edilmiştir.
İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun aciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1 ). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya
alacağını tahsil olanağını sağlayan, nisbi nitelikte yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
İcra ve İflas Kanununu 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötüniyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir.
Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup altında ve İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır (İİK.md.281). Bu yasal nedenle de, davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerden birine dayanılmış olsa dahi, mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir ( Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı) Genellikle, borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır.
Somut olayda davacı tarafından davalılar aleyhine yapılmış bir icra takibi bulunmamaktadır. Bundan dolayı davada İİK’nın belirttiği ve İİK 277 vd maddelerindeki davanın davalısı olan bir “borçlu” bulunmamaktadır. Açılmış bir davada doğacak olan hakka dayalı olarak İİK 277 vd maddelerindeki tasarrufun iptali davası açılamaz.
Yukarıda açıklanan nedenlerle dava İİK 277 vd maddelerine dayalı tasarrufun iptali değil BK 18. maddesine davayı muvazaanın iptali davasıdır. Kural olarak üçüncü kişiler, muvazaalı muamele nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü; muvazaalı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak, üçüncü kişilerin muvazaalı işlem ile haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için, onların, muvazaalı işlemde bulunandan alacakları bulunması ve muvazaalı işlemin o alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış bulunması gerekir.
Diğer yandan; zarara uğradıklarını ileri süren üçüncü kişilerin, muvazaalı işlemde bulunduğu iddia edilen kişi hakkında tazminat davası açmış olmaları, açılan bu davaların kabulü için tek başına yeterli olmadığından muvazaalı işlemde bulunanın, üçüncü kişilere borçlu bulunduğunun belirlenmesi ve borcunu ödememek için muvazaalı hukuki işlem yapmış olması gerekir.
Davacı, davalı …’ın murisi İsmail’den olan alacağına ilişkin açtığı davada kazandığı tazminattan kurtulmak amacıyla, davaya konu takibin muvazaalı olarak başlatıldığı iddiası ile eldeki bu davayı açmıştır. Davacını bu davadaki amacı, açtığı tazminat davası sonucu hak kazanacağı alacağını alabilmeye yönelik olarak, muvazaalı olduğunu ileri sürdüğü takibin kendisi yönünden geçersizliğini sağlamaktır. Ancak bunun için davacının karşılanması gereken bir alacağının bulunup bulunmadığının kesin olarak belirlenmesi gerekir. Bunun için de davacının açtığı tazminat davasının kesinleşmesinin beklenmesi ve ona göre karar verilmesi gerekir.
O halde somut olayda, davacının açtığı tazminat davasının kesinleşmesi beklenmeli şayet davacının tahsili gereken bir alacağı bulunduğu kesinleşirse sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yazılı şekilde davanın İİK’nın 277 vd maddeleri kapsamında değerlendirme yapılarak kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı … vekili ve davalı …’in temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün BOZULMASINA ve 625.00.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalılara verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine 28.9.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.