Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/5361 E. 2022/9432 K. 26.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5361
KARAR NO : 2022/9432
KARAR TARİHİ : 26.12.2022

MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 10.07.2018 tarih ve 2017/284 E- 2018/267 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nce verilen 20.05.2021 tarih ve 2018/3056 E- 2021/1028 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun’un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin, QUİKO firmasına ait Almanya’da uluslararası pek çok marka tescili bulunan “ARDAP” ibareli ürünleri pazarlama faaliyetlerini QUİKO firması ile 16.05.2014 tarihinde imzaladığı distribütörlük sözleşmesi ile yürüttüğünü, bu markanın toplumda tanınmışlık düzeyinden yararlanmak isteyen davalının “ARDAP” markasının birebir aynısını müvekkilinin tanınmış olduğu 5.sınıfta olan emtialar bakımından 2011/47755 numarası ile tescil ettirdiğini, müvekkilinin bu marka üzerinde öncelik hakkı olduğunu, “ARDAP” markalı ürünlerin 10 yıla yakın zamandır Türkiye’de ve dünyanın pek çok ülkesinde satıldığını, davalı tescilinin 556 sayılı KHK’nın 8/3 ve 42.maddeleri gereğince hükümsüz kılınması gerektiğini ileri sürerek davalıya ait markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, “ARDAP” markasını Türkiye’de üretim yapıp satmak amacıyla aldığını, davacı bu marka adı altında ürün sattığını iddia etmekte ise de, Tarım Bakanlığından BIOSİDAL ürün ruhsatı alması gerektiğini, bu ürünün haşereleri öldürmek için üretilen bir ilaç olup, davacının bu konuda bir izni bulunmadığını, 5 yıl içerisinde “ARDAP” markası ile ilgili bir üretim yapamadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafın distribürütörü olduğu dava dışı firma ile yaptığı anlaşmada Ardap ibaresinin markasal kullanıma yönelik Türkiye’de kullanım için anlaşma yaptığı, Ardap ibaresinin kendine özgü bir sözcük olup daha önceden Türkiye içinde de internet üzerinde dava dışı firmanın markası olarak bilindiği, muhabbet kuşu forum sitelerinde QUİKO firmasına ait Ardap ürünlerinden söz edildiği 15 yılı aşkın uluslararası alanda Ardap markasının bilindiği, halk arasında bilinen markanın davalı tarafından bilinmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davalının herhangi bir ticari faaliyetinin markaya yönelik bulunmadığı bu nedenle dava dışı firmaya ait markanın piyasadaki bilinilirliğinden faydalanarak başkasının tescil almasını engellemek için markanın kötü niyetli tescillendiği, marka üzerindeki üstün hakkın davacının distribürütörlük anlaşması imzaladığı QUİKO firmasına ait olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı tarafa ait 2011/47755 sayılı ARDAP markasının kötü niyetli tescil ve üstün hak sahipliği nedeniyle hükümsüzlüğüne ve TPMK’dan terkinine karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, marka hukukunda ülkesellik prensibinin geçerli olduğu, davacı tarafın TPMK nezdinde tescilli bir markası bulunmadığı gibi davalı markasının tescilinden önceki dönemde Türkiye’de davacının distribütörü olduğu dava dışı şirketin ürünlerinin ticaretinin yapıldığı hususunun ispatlanamadığı, zira bu konuda davacı tarafından sunulan deliller incelendiğinde dava dışı Quiko GMBH’nin davacı ile 16.05.2014 tarihinde gizlilik ve satış sözleşmesi imzaladığı, adı geçen firma tarafından düzenlenen ve dosyaya sunulan faturaların Türkiye’de bir müşteriye düzenlenmediği, dolayısıyla bu ürünlerin davalının marka tescilinden öncesine ait dönemde ticaretinin yapıldığını ispatlamaya yeterli olmadığı, öte yandan sunulan bu delillerin davalının marka tescilinde kötüniyetli olduğunu ispatlamaya da yeterli olmadığı, ayrıca davacı tarafça sunulan bir kısım internet ortamında yapılan yazışmaların da davacının iddialarını ispatlamaya yeterli olmadığı gözetildiğinde davacının davasının reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde kabul kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm tesisine, buna göre davanı reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi’nce esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi’nce verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 26.12.2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.