YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/4037
KARAR NO : 2009/5967
KARAR TARİHİ : 05.10.2009
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı şirket aleyhine icra takip yaptıklarını borcu karşılayacak malı bulunamadığını ileri sürerek davalı şirketin dava konusu işletmeyi diğer davalıya devrine ilişkin tasarrufun iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalı şirket usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmalara gelmemiş ve davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, dava şartlarının oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-HUMK’nun 388. maddesi hükmüne göre, mahkeme kararları, asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmelidir. Yine Anayasanın 141/III fıkrası hükmü de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir.
Taraflar, ancak gerekçeler sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki nedene dayandırıldığını anlayabilirler. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda da, HUMK 428. maddesi uyarınca Yargıtay incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir. Diğer bir anlatımla, Yargıtay incelemesi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, temyiz konusu yapılan mahkeme hükmü, HUMK’nun 388. maddesinde belirtilen anlamda özellikle gerekçeden yoksun olup, sadece dava şartlarının oluşmadığı şeklinde bir ifadeye yer verilmiş, davanın hangi koşullarının, neden oluşmadığına dair gerekçeler açıklanmamıştır. Bu yönü ile karar usul ve yasaya aykırıdır.
2-Mahkeme yasa, tüzük ve yönetmelik hükümlerini uygularken, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde, HUMK’nun 275. maddesi uyarınca konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulunun oy ve görüşlerini alarak karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez. Somut olayda, davada bilirkişiye hangi gerekçeyle müracaat edildiği ve hangi teknik veya uzmanlık gerektiren işin çözümlenmesi istendiği belli olmadığı gibi davacı tarafın gerekçesiz olarak dosyanın bilirkişiye tevdii edilmesine dair istemi üzerine bilirkişiden rapor istenmiş ve gelen rapor hükme esas alınmak suretiyle karar verilmiştir. Bu yönüyle de karar yasaya aykırıdır.
3-Dava, İİK.277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup altında ve İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır (İİK.md.281). Bu yasal nedenle de, davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerden birine dayanılmış olsa dahi, mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir (Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı) Genellikle, borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır.
İİK’nın 280/son fıkrasına göre ise ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kasdını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kasdiyle hareket ettiği kabul olunur. Bu karine, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunu ispatla çürütülebileceği açıklanmıştır.
Somut olayda ise bir ticari işletmenin devri söz konusu olup olmadığı yeterince araştırılmamıştır. Özellikle haciz sırasında davalı 3. kişinin “burasını demirbaşları ile devraldık” şeklindeki beyanı üzerinde durulmamış ve tasarrufun iptali davasının diğer koşullarının neden oluşmadığı tartışılmadan yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Bu nedenlerle hükmün bozulması gerekir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 05.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.